Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN: DEVLET-DEMOKRASİ VE KÜRTLER  


Demokrasi; bir kültür ve bir kaç kuşağın eğitilmesi, zihinsel dönüşümü yaşaması ve demokrasi kültürü ile yetişmesi meselesidir. Öyle bir anda karar alarak darbe yapar gibi “hadi demokrasiye geçiyoruz” demekle olabilecek bir yönetim biçimi değildir. Demokratik bir devletten bahsedebilmek için o devlet çatısı altında yaşayan halkın-halkların yönetim kadrolarının, siyasetçilerinin birkaç kuşak boyunca demokrasi değerleri, bilinci, inancı ile eğitilmesi, yetiştirilmesi gerekir. Ayrıca demokrasinin ülkede tüm kuralları ve kaideleri ile işletilmesi, yerleştirilmesi, kurumsallaştırılması ve yaşamın her alanında yaşatılarak toplumun gözeneklerine değin yerleşmesi, demokrasi değerleri ile yetişmiş birey, kadro ve liderler yaratılması meselesidir.

Bu gerçekler ışığında mücadeleyi yürütmeyi, asırlık demokrasi mücadeleyi evrimsel yolla demokratik değerler, kazanımlar ve haklar elde etmeyi esas almak, demokrasi kültürü oluşturarak, demokratik ulus devlet olmayı sağlamak gerekir. Türkiye’de Kürt ve Kürdistan halkı hariç Ermeni, Rum, Çerkes, Laz, Abhazalar, Alevi-Sünni gibi farklı inanç aidiyetlerinin varlığının zenginlik değil, bir tehdit olarak algılanması nedeniyle kayda değer bir demokrasi mücadelesi, Türk halkı ve azınlık halk ve inançlar tarafından verilmemiştir. “Türkiye’ye demokrasi gelirse parçalanırız. Herkes kendi etnik, dil, kültür, ulusal ve inanç haklarını ister” diye düşünülerek ceberut ve baskıcı devlet aygıtı tarafından bir demokrasi deneyimi yaşatılmasına izin verilmemiş ve bir demokrasi kültürü oluşturulamamıştır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana Çarlık Rusya’sı örneğinde olduğu gibi bir halklar ve inançlar hapishanesi olmuştur.

Kürt halkı bu hapishanede 1921, 1925, 1926 1936,1938, isyanları, 1961, 49’lar davası, 1967-1971 Devrimci Doğu Mitingleri, 1971-1978 Kürt siyasi hareketlerinin örgütlenmesi, 1980 12 Eylül Darbesi, 1984, direnişi, 1990 serhıldan ve HEP ‘in kuruluşu, 2012 HDP’nin kuruluşuna ve günümüze kadar. Kürtler, Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler için en ağır bedeli ödeyerek demokrasi mücadelesi verdi ve veriyor. Kürt lider ve illeri gelen siyasi kadrolarının bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesi vermeleri iç-dış ve bölgesel siyasal strateji ve politik konjonktür gereği bugün “bağımsızlık ve devletleşme” talebini seslendirmemeleri, kendi parça özgünlüklerine göre demokratik özerklik temelinde bir sistem istemeleri sürecin özgün politik gelişmeleriyle doğrudan ilişkilidir. Güncel jeo-stratejik ve jeo-politik dengeleri gözetme ve siyasi esneklik temelinde yaklaşım sergilemeleri, politik bir tercih olarak çok alt düzeyde makul ve anlaşılır taleplerde bulunmaları yanlış değil.

Kürtler, dört parçalı ülkelerinde ve tüm parçalarda o parçanın kendi özgün durumlarına göre özerk, federal, konfederal ve bağımsız devlet talebini dillendirebilmeli. Tüm parçalar pratikte bağımsızlık ve devletleşme imkân ve fırsatı buldukça bunu değerlendirebilmeli. Ulusal kurumlaşma, ulusallaşma ve devletleşme adımlarını tereddütsüz bir biçimde atmalılar. Bu konuda tereddüt etmeleri durumunda kölelikten öte bir statü elde edemezler. Bir kölenin özgür ve bağımsız olma istemi ve elde ettiği ilk fırsatta bunu değerlendirmesi değil değerlendirmemesi eşyanın doğasına aykırı suç ve en büyük günahtır.

Güneyde olduğu gibi ulusal ordu, ulusal yargı, ulusal güvenlik, ulusal birlik vb kurumsal yapılarını oluşturmamaları çok büyük bir hatadır. Bu hayati hataya Rojava’da siyasi partiler arası birlik, ulusal kurumlaşmayı da eklemek gerekir. Kuzeyde ideolojik olarak devlet kurma fikrine dahi karşı olmak Kürt halkı için ölümcül hatalar zincirine eklenecek diğer bir halkadır. Kürtler devlet olursa yarın demokratları da milliyetçileri de solcu ve sosyalistleri de iktidara gelse yine hâkim olacak olan Kürt ulusunun kendisidir. Ama Kürt ulus devleti ortada yoksa Kürt halkı her an parya, köle, mülteci, öteki, Çar çıra ve Amed Meydanı, Evin Zindanı Amed Zindanı, Geli’ye Zilan, Uludere Roboski, sivil kayıp, Şengal Katliamı, Ezdi kadın pazarları, Enfal, Halepçe, Kobani, Afrin, Kerkük, Musul, trajedilerini yaşama ile karşı karşıyadır. Bu hendek sürecinde Kuzeyde, referandum sonrası Güneyde çok ağır bedel ve acı tecrübelerle de yaşandı. Bu gerçeklik bu kadar basit ve açıktır.

Platon’dan, İbni Rüşt’e, İbni Arabi’den, İbni Haldun’a, Nizamül Mülk ‘ten, Hegel’e, Kant’a Thomas More’ye, Marks, Engels ve Lenin’e değin tüm filozof ve devlet kuramcıları, devlet kuramı’nı kendi eserlerinde mükemmel bir biçimde ele almış ve birbirinin tez antitez ve sentezi olarak ideal devlet dahil tüm devlet biçimlerini analiz edip devletin insanlığın gelişimi ve ilerlemesinin temel bir aygıtı olduğu gerçeğini belirtmişlerdir. Devlet ulus devletlerle sona ermiş değil hükmünü sürdürüyor ve sürdürecek. Devlet tüm kötülüklerin kaynağı değil. Sömürgeci, ideolojik, oligarşik, teokratik, baskıcı ve tahakkümcü devletler ile demokratik, sosyal adaletçi ve özgürlükçü devletler ile bir tutulup aynı kefeye konulamaz.

İstenirse halk iki kuşak boyunca demokratik ve özgürlükçü değerlerle eğitilerek sosyal adalet, özgürlük ve demokratik değerlere dayalı devlet kurmak mümkündür. Bu zor, meşakkatli, uzun soluklu bir maraton ve süreçtir ama imkânsız değil. Dolayısıyla bağımsız ulus devlet gerçekçi, evrensel ve çağcıl bir gereklilik ve zorunluluktur. Ama bunun zaman, parça özgünlükleri, koşulları ayrı bir mesele ve tartışma konusudur. Bugün Kürdistan parçaları arasında devletleşmeye en yakın olanlar; Güney ve Rojava’dır. Irak ve Suriye artık tarihin tozlu raflarında yerini almaktadır. Yaşadıkları bu son demleri olup bir daha tek parçalı ne Irak nede Suriye diye bir devlet olmayacaktır. Bu Kürtlerin iradesi, istemi ve eylemi dışında gelişen bir tarihsel zorunluluktur.

ABD-İsrail-AB-NATO ve Koalisyon Güçleri desteğiyle Kürtler, bu pozitif uluslararası dengelerde en fazla beş on yıl içinde Güney ve Rojava, devletşecektir. -Bunu burada tarihe not düşüyorum.- Bu gerçeği değiştirebilecek hiçbir bölgesel ve küresel güç yoktur. Kürt lider ve siyasi hareketleri bu doğrultuda bir siyasi strateji uygulamak zorundadırlar. Bu tarihin, toplumun ve çağın yani zamanın akışı tarihi an’ın emridir. Unutulmasın ki zamanın ruhuna uymayanlar tarihin çöp sepetini boylarlar. Bu söz sadece sömürgeci, baskıcı, otoriter ve totaliter devlet ve rejimler için geçerli değil.

Ezilen, sömürülen, baskı ve zulüm altında olan halk, devrimci hareketler ve liderlerinin dili, uygulamaları, eylemleri veya atıl, sessiz, hareketsiz kalmaları bağımsızlık fırsatı anı ve zamanını doğru devrimci bir tarzda değerlendirmemeleri içinde geçerlidir. Tarih ve Kürt halkının yakın tarihi bunun acı ve kahredici örnekleri ile doludur. Birinci dünya savaşı sonrası M. Kemal’in Kürtleri aldatması, Lozan’da Kürt vekilleri kullanması, o dönemde Kürtlerin birlik olamaması bu örneklerden bir kaçıdır.

Sonuç bir asırlık fecaat arz eden bir kayıp. Bugün Kürtler ve dostları daha tecrübeli, güçlü ve kararlılar. Hiç kimse Kürtleri akılsız, yüz yıl daha ezebilecekleri sahipsiz, güçsüz ve çantada keklik sanmasın. Kürtlerin gücü, müttefikleri ve bir asırdan fazla özgürlük mücadelesi deneyimleri var. Ama her şeyinde bir yeri ve zamanı var. Erken öten horozun başını keserler.T

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.