Pisagor, ‘ya susmak ya da suskunluktan daha kıymetli bir söz söylemek gerek’ demiş. İşte mazlum Kürt halkı için tamda o an yaşanıyor. Söz hükmünü yitirdi ve bitti. Yaşanılanları anlatmada kelimeler kifayetsiz kaldı ve kalıyor. Zalim ile mazlum, katil ile kurban, canavar ruhlular ile masum ruhlar bir arada ve kardeşçe yaşayabilir mi. Bu doğa ve toplumun en temel yasasına aykırı, gerçek dışı bir zorlamaydı. Artık silkiniş, öze dönüş, ilerici dünya ve gerçek dostlarla doğru diplomasi çalışmasıyla ilişkilenme ve yeni, doğru, realist amaçlar ve hedefler belirleme zamanı.
Hazineler harabelerde gizlidirler. Yitirileni yitirilen yerde aramak gerekir. Yaşam ve siyasette yenilgilerden dersler çıkarılarak nerede yenilmişsen nerede kaybetmişsen işte tamda o yenildiğin yerde hatalarını görür, aşar, toparlanır ve tekrar ayağa kalkarak kazanabilirsin. İşte bu nedenle siyasal strateji, amaç ve hedefleri kurtla kuzunun bir arada ve huzur içinde yaşaması gibi Polyanna’cı ve gerçek dışı bir şekilde kurgulamamak gerekir.
Rojavada ki ilk askeri kırılma, Halep’teki Kürt mahallelerinde yaşandı. Bu gerçek uygar bir halkın vahşi ve barbar bir halk ile birlikte yaşamasının mümkün olmadığını çok acı bir şekilde gösterdi. Ardından Colani’nin 14 maddelik tam teslimiyet anlaşması ve Kürtlerin Fırat’ın doğusuna çekilmesi. Dün Mazlum Abdi ile Colani’nin Şam görüşmesi anlaşma imzalanmadan sona erdi. Mazlum Abdi, SDG ve Rojava yönetimi topyekûn bir direniş seferberliği başlatmak zorunda kaldı.
Kürtler Fırsatları, Fırsatlar Kürtleri Bekledi
Rojava’nın ilk siyasi ve diplomatik kırılması; Mazlum Abdi’nin Trump’ın Başkanlık yemin törenine davetli olduğu halde gitmesi bir şekilde engellenmişti. İşte bu yanlış, Rojava’nın siyasal statü kazanmasının ilk büyük kırılması oldu. Böylece Mazlum Abdi, dünya siyaset merkezine, kalbine ve başkentine çıkıp, Suriye’deki efsane Kürt lider olarak kabul görme, onaylanma, uluslararası düzeyde siyasal tanınma, yüksek siyaset ve diplomasi yürütme imkân, fırsat ve olanağı kazanmayı elinin tersiyle itmişti. Bu durum, daha sonra objektif olarak Colani’ye ABD’de devasa fırsat kapılarının ardına kadar açılmasına yol açmıştı. Kürtler fırsatları, fırsatlar Kürtleri bekledi. Kazanan kafa kesici ve tekfirci Colani oldu.
Türkiye’nin çözüm beklentisi yaratma, Kürtleri süreç siyaseti ile oyalama siyasal stratejisi usta bir siyasal strateji olarak uygulandı işe yaradı. Amacına da ulaştı. Türkiye zamanı mükemmel bir biçimde Kürt karşıtı ağlarını örmede kullandı. Askeri, siyasi ve diplomatik düzeyde, Rojava’ya karşı hazırlıklarını her alanda ve her anlamda tamamlar tamamlamaz harekete geçti. Hiç oyalanmadı hiç âtıl kalmadı ve her an hedefe odaklandı. Kürtleri ABD, İsrail ve AB ile siyasal ve diplomatik yakınlaşmadan ve ortaklaşmadan uzak tuttu.
Rojava yönetimi zamanı kendi lehine iyi kullanamadı. Çok oyalandı ‘armudun sapı, üzümün çöpü, Türkiye’deki sürecin hassasiyeti, İsrail’den uzak durulması gerektiği, sosyalizm, komün, emperyalizm ve ABD’nin sömürü, sinsi planları vs derken sponsoru ile atı alan İŞİD artıkları köprüyü geçti. Rojava Reel politik, jeopolitik ve jeostratejik gerçeklikten siyasal, düşünsel, askeri ve pratik politik olarak koptu. Suriye’deki İŞİD artığı HTŞ ile sponsor devletinin vahşi gerçekliğini, hedef ve amaçlarını doğru analiz etmek içte ve dışta gerçekçi siyasal talepler ve diplomasi ile bu talepleri destekleyici tedbir geliştirmek yerine. Gerçek dışı bir biçimde bu canavar ruhlu yaratıklarla “demokratik birlik ve kardeşlik” içerisinde birlikte yaşamın olabileceğine inandı. Son ayarda halkı ve kadrolarını da buna inandırmaya çalıştı.
ABD, İsrail ve Batılı güçler Türkiye eliyle Suriye Esad rejimini yere yıkıp devirdikleri gibi. İran’ı da Türkiye’deki NATO üslerini kullanarak yere serip devirmek, Rusya’yı Avrupa içlerine doğru ilerlemede engellemek için NATO’nun ikinci büyük Ordusuna sahip olan Türkiye’ye olağanüstü ihtiyaç duyuyorlar. Bunu ve daha fazlasını en iyi biçimde Türkiye ile yapacak olmaları nedeniyle. Rojava’yı şimdilik Türkiye’nin eline terk ettiler. Kendi gündemlerinde Rojava’yı geri plana itti ve öncelik olmaktan çıkardılar. Bugünkü saha gerçekliği budur. Yarın İran açıldıktan sonra ne olur? Tüm taraflar için bunun cevabı soru işaretidir. İran sonrası sıra kime gelir. Bunun cevabı da net değildir.
Şimdilik bilinen tek gerçek şu ki; Suriye’de kazanan güç İsrail, İngiltere, ABD ve AB’dir. Kürtler, Türkler ve Arapların sahadaki savaşı, muharebe kayıpları ve kazançları kendi savaşları, kayıpları ve kazançları değildir. ABD, İngiltere, İsrail ve AB’nin çıkarları gereği yaşanan ve kendilerinin de izlediği savaşlardır. Ortadoğu halkları bu cehennemde birbirine düşman olmaya devam ettikçe ve akıllanmadıkça bu savaşlar daha çok yaşanacaktır. Düne kadar SDG’nin en doğru kararı savaşı tüm bölgeye yaymaması ve vahşete geçit vermemesiydi. Dün gece Colani-Abdi görüşmesi sonuçsuz bitince Kürtlere kalan tek yol öz savunma ve direnme oldu. Sabır hem can yakar hem yaraları tedavi eder. Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.
Türkiye, Suriye’yi yönetmek ve Ortadoğu’da hâkim güç olmak istiyor. Oysa yanlış analizle doğru siyaset üretilemez. Yanlış siyasetle de doğru çözüme varılamaz. Siyaset, durağan değil yaşayan, canlı, değişen, gelişen ve dinamik bir süreçtir. Siyaset katı, esnemez düşmanlıklar ve yeni karşıtlıklar yaratılarak yürütülürse büyük sosyal patlamalara, içerde ve dışarda beklenmeyen sonuçlara yol açar. Siyaset bu nedenle bir takım teorik kavramlar ve zoraki toplum mühendisliği yaparak değil. Ancak yaşanılarak, deneyimle anlaşılır ve öğrenilir. Duruşu, yaşamı, yoğunlaşması yanlış ve kafası karışık olanların siyaseti de doğru olamaz. Ret, inkâr ve imha siyaseti ile bir halkı yok etmek isteyenlerin siyaseti de sonuç alamaz.
Muharebeler kaybedilebilir, hatta büyük güç dengesizliği karşısında girilen savaşlarda kaybedilebilir. Bir halkın haklı davası, var olma ve yok olma mücadelesi mutlaka ama mutlaka zafere ulaşır. Yeter ki, yaşadığı zihin bulanıklığı berrak bir bilince ulaşsın. Halklar ebetteki bir arada ve barış içerisinde birbirlerine saygı duyarak yaşamalıdır. Bunun siyasi formülleri vardır. Komşunu sev ama aradaki çiti kaldırma ilkesi bu nedenle önemlidir. ‘Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma’ altın kuralı en temel kuraldır. Oysa Kürtlerin komşuları, Kürdün malına, canına ve namusuna kastediyor. Fetva çıkararak Kürdün malı, canı ve namusunu kendine helal kılıyor. Bu anlayışın yönetimi altında yaşanır mı? Bu canavar hisli yaratıklarla bir arada yaşamak mümkün mü?
Kürtler açısından bu süreçte siyaset “mazeret kalelerine sığınılarak yürütülemez. En önemlisi siyaset boşluğu kaldıramaz. Rojava yönetimi tam bir yıl süren siyasal bir oyalanmaya gelerek boşluk yaşadı. Boşluğu sen görüp anında insiyatif alıp kendi ulusal çıkarların temelinde dolduramazsan karşındaki güç görür. Gelir seni aldatır ve o boşluğu doldurur. Yaşanan tamda budur. Hiç kimse ABD tarafından ‘ihanete uğradık, satıldık’ vb kavramlarla son iki haftada yaşananları açıklayamaz. Artık ABD, dünyayı böyle yönetiyor. ABD’nin müesses nizamı, Kürtler için Trump’ın birinci yönetiminde harekete geçtiği gibi yine harekete geçer mi. Senato, Temsilciler Meclisi ve Pentagon harekete geçmiş değil. Senatör Lindsay Graham’ın uyarıları da sonuç alıcı değil. Çünkü çağrısı bireyseldir ve güçsüz kalmaktadır. İlerleyen günlerde Kürtlerin direnişi dünyanın sessizliğini bozabilir.
