Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN: “YURTTA SULH CİHANDA SULH” MU YOKSA EGEMEN ULUS ŞOVENİZMİ Mİ?


 

 

Türkiye’de hastalık düzeyine ulaşan büyük bir Türk egemen ulus şovenizmi sorunu var. Devlet kendi içindeki Kürt karşıtı zihniyeti yok etmesi gerekirken Suriye Rojava’da ki Kürt kazanımlarını yok etmeye kalktı. Sonuç her defasında tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Kürtler bugün artık uluslararası toplumla birlikte politika yapmayı ögreniyor. Bazen genel kazanımlarını korumak için bir adım geri çekiliyor. Koşulları oluştuğunda kazanımlarını Özerk Federal Statü ile taçlandırma mücadelesini yürütüyor. Bu özgücün ve özgüvenin gereğidir. Korkuyla kaçmak veya kör ve aptal bir cesaretle ileri atılmaktansa akıl ve sağduyuyla bir adım geri çekilmek evladır. 

 

Türk Devleti ise hala bir türlü gerçekçi olmayı başaramadı. Kürtler, Türkler için ne Türkiye’de ne Irak ne İran ve ne de Suriye’de hiçbir şekilde tehlike oluşturmuyorlar, düşman değiller. Tarihten günümüze kadar gelen bütün süreçlerde Kürtler, Türkler için her yerde ittifak kurdular, müttefik kurdular, dost oldulad ve devşirme Türker’den bin kat daha Türk halkına durdular. Gün artık Türklerin de gerçekçi olmayı başarması ve Kürtlere öteleme, iteleme, ötekileştirme, red inkâr, tebdil, tenkit, tehdit ve tepeleme hareketleriyle yaklaşmayı bırakması ve Kürtleri eşit görme günüdür. 

 

Kürtlerin yüzü ne Şam ne Bağdat ne Tahran ve nede Tel Aviv’e dönüktür. Kürtlerin yüzü Ankara’ya dönüktür. Ankara ‘kılıcı kınından çekme’ tehdidi ile Kürtlerin yüzünü İŞİD-HTŞ Şam’ına zorla döndürmeyi dayatarak Kürtlerin Ankara’ya dönük olan yüzünü ve gönlünü de kendinden uzaklaştırıyor. Ankara bu irrasyonel talebiyle Kürtlere resmen ve alenen “Benden uzaklaşın gidin Tel Aviv’e yüzünüzü ve gönlünüzü dönün” demiş oluyor. Kürtler Kobani direnişinde bunu yaşamıştı. Bir kez daha yaşamak Kürtlerde Deja-vu halini oluşturur. Ankara o zamanda Colani’nin İŞİD’ini Kürtlere karşı desteklemiş. “Kobani düştü düşecek” demişti. Sonuçta İŞİD leşlerini Kobani’de bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Karl Marks; “Tarihte her şey iki defa yaşanır. İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” 

 

Türkiye Rojava’ya fetihçi bir anlayışla, kılıçla değil, siyasi, diplomatik, kültürel, ticari, ekonomik ve hepsinden önce empati ile insani, vicdani ve ahlaki boyutuyla yaklaşmayı denemelidir. Kürtler Suriye’de dün de katillerine karşı teslim olmadı direndi ve kazandılar. Bugünde teslim olmaz ve direnerek kazanırlar. Sonuç birileri açısından komedi olur. Ama Kürtler Suriye’de barbarlara karşı yeniden savaşırlarsa bu kez kazanan sadece Kürtler olmaz. Bu savaşın en büyük kazananı İsrail ve Gazze’yi yerle bir eden Netenyahu olur. Türkiye sırf anlamsız kör Kürt düşmanlığı nedeniyle İsrail’e 70 yıllık rüyası olan Şam’ı kazandırdığı yetmezmiş gibi ‘kınında duran kılıcı çekerek’ Rojava’da dahil tüm Suriye’yi kazandırmış olacak. Yine de dün olduğu gibi bugünde Kürtlerin Özerk veya Federasyon olmalarını engelleyemeyecek. 

 

Aklın yolu birdir ve Türkiye, Ulusalcı-Ergenekoncu devşirmelerin kışkırtmalarına gelmeyecek ve uluslararası toplumla birlikte yeni Özerk bir Suriye’nin kurulmasını desteklemelidir. Yeni Suriye’de Kürtler ve Şam arasında eşit ve adil bir yaklaşım sergileyerek uzlaşma sağlayan bir güç olarak yer alacaktır. Olması gereken budur ötesi gerçek dışıdır ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Mevcut Barış ve Çözüm Komisyonu ile Sayın Öcalan’ın çabaları olumlu sonuç verirse bu Türkiye için en büyük kazanç olacaktır ve Türkiye’nin başarı hanesine altın harflerle yazılacaktır.  

 

Siyaset kurumu Türküyle, Kürdiyle, Lazıyla, Çerkez’iyle tüm Türkiye’yi Suriye’deki bu tehlikeli savaş sularından çekip çıkarmalı. Türkiye’de barış ve çözüm ihtimalini Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihan’da Sulh” vecizesi ışığında mutlaka ama mutlaka başarmalıdır. Aksi halde Suriye’nin birliğini koruyayım derken Türkiye’nin ateşe atılarak birliğini kaybetmesi sonucunu doğurabilecek hadiseler yaşanabilir. Siyaset; özünde matematiğin çok bilinmeyenli bir denklemidir. Değişkenleri, payları, paydaşları, kesirleri ve problemleriyle ele alınması gereken bir bilim dalıdır. Çözüm siyaseti üzerine derinlikli, sağlıklı bir düşünme, yoğunlaşma ve analitik bakış açısıyla ele almak son derece önemlidir. Pratikte değişerek ve dönüşerek sorunların çözüm gücü olabilme sanatına siyaset denir.

 

Günümüz Kürt ve Türk siyasetçileri eğer bu Kürt-Türk barış ve çözümünü sağlayamayacaklarsa o zaman neden politik alan içinde yer aldıklarını açıklamalıdırlar. Çözüm ve Barış Kürt ve Türk siyasetçilerinin halklarımıza boyunlarının borcudur. Ya halklarımıza bu büyük borçlarını öderler veya yıkılıp giderler. Türk halkını hastalıklı Kürt karşıtı haline getiren Türk hâkim siyaset kurumu değil mi? Bu hastalıklı karşıtlığı barışa ve çözüme dönüştürmekte onların görevidir. Egemen ulusun büyük ve hastalıklı şovenizmi yerine, gerçek bir barış ve çözüm siyaseti geliştirmeleri gerekiyor. 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir