Küresel dünya sisteminin geleneksel olarak toplantılarının yapıldığı iki merkez var : Birincisi, İsviçre’nin Davos kentinde geleneksel olarak her yıl yapılan ve ismini şehirde alan ‘Davos Toplantıları’dır. Burada küresel sistemin ekonomik politik sorunları üzerine kapsamlı tartışmalar yürütülür ve perspektifler sununlar. Bir bakıma yapılması gerekenler hususunda yol haritası belirlenir. Topantıya dünya çapında devletlerin temsilcileri, küresel şirketlerin yöneticileri, sivil toplum kurumları, gazetecilerden bilim insanlarına kadar geniş bir kesim davet edilir.
İkincisi ise Almanya’nın Münih kendinden yaplan yine ismini şehirde alan ‘Mühin Güvenlik Konferansı’dır. İki gün süren konferansın temel perpektifi küresel dünya sisteminin askeri güvenliği ve jeopolitik geleceği, bölgesel ilişkier, savaşlar ve çatışmalar gibi son derece önemli konuların tartışıldığı perspektiflerin sunulduğu küresel bir toplantı özelliğini taşıyor. Bu toplantıya da dünyanın onlarca ülkesinden devlet temsicileri, diplomatlar, politik liderler, askeri temsilciler, gazeteciler, akademisyenler vb katılıyor. 13-15 Şubat 2026 günü yapılan konferansa 65 ülkenin Dışişleri Bakanının ve 30 Savunma Bakanının katıldığı belirtildi. Bu rakamlar, Münih Konferansının küresel çaptaki etkisini anlamamıza dair bir fikir verebilir.
Geleneksel olarak yapılan bu iki toplantı, küresel dünya sisteminin sorunlarının tartışılması, çözüm ve perspektiflerin sunulması dahası geleceğe dair planlamaların yapılması bakımından son derece önemsenmektedir.
Bu yılki Münih Güvenlik Konferansına KuzeyDoğuSuriye temcilerinin davet edilmesi
Bu tür toplantılara her yıl belirli özel konuklar davet edilir. Bu davetler sembolik olmayıp, o yıl içerisindeki gelişmelere göre ön plana çıkan ve küresel sistemin gündeminde olan ve tarıtışılan konulara ilişkin olur. Bu yıl Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimini temsilen SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed konferansa resmi olarak davet edildi. Bu davet bütünüyle Konferans için belirlenen programa uygun olarak yapılmıştır. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) Başkanı Wolfgang Ischinger: « Mazlum Abdi ile Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin konferansa katılımını önemli ve tarihi bir adım» olduğunu belirtti.
Konferansa Şam Geçici Hükümeti adına Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Kuzeydoğu Suriye adına ise Abdi ve Amed’in temsil ettiği bir heyetin davet edilmesi çok bilinçli bir diplomatik tercihdir. Konferansa kimlerin hangi gerekçeyle davet edileceği konferansı örgütleyen komite tarafından önceden Berlin’deki hükümetle yapılan istişarelerle netleştiriliyor. Bu bakımdan hem Şam geçici hükümetinin hem de Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetim temsilcilerinin birlikte davet edilmelerinin politik ve diplomatik arka planı bulunuyor.
Konferansa iki tarafın davet edilmesi, Suriye’de iki askeri ve politik tarafın olduğunu gösteriyor. Bu iki taraf, küresel güç ilişkilerinde ‘Eşitlerin Temsili’ olarak değerlendiriliyor. Uluslararası ilişkilerde taraflar ‘eşitler’ kavramı içerisinde yer alıyorlarsa, bunlara diplomatik olarak ‘eşit’ davranılır. Her iki taraf kendi politik kimlikleriyle toplantılarda temsil edilirler. Münih Konferansında, Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi ve Şam Geçici Hükümeti Dışilişkiler heyeti ayrı ayrı diplomatik ve politik görüşmelerde bulundular ama aynı zamanda Suriye adına ortaklaşa toplantılara katıldılar. Suriye Geçici Hükümeti de Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetiminin bu gerçek durumunu politik ve diplomatik olarak kabul etti. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun Şam hükümeti heyetiyle görüşürken Mazlum Abdi ve İlham Amed’in de dahil olmasını istemesinin arka planı bu iki temsiliyeti ‘eşit’ gördüğüne dair diplomatik bir mesajdır.
Konferansta bulunan küresel güçlerin politik temsilicilerinin Kuzeydoğu Suriye Temsilcilerini politik ve diplomatik olarak kabul edip görüşmeleri, Suriye’nin geleceğine dair küresel çapta bir mesaj içeriyor. Peki, nasıl bir mesaj verildi:
Birincisi, Suriye’de Kürtlerin merkezinde olduğu Kuzeydoğu Suriye ile Şam Geçici Yönetimi diplomatik ve politik olarak eşttirler.
İkincisi, Şam/HTŞ ve Haseki/SDG, askeri ve politik konularda ortak hareket etmelidirler. Suriye’nin çıkarları için birlikte çalışmalıdırlar.
Üçüncüsü, Kürtlerin ve diğer halkların somut olarak belirlenmiş politik, toplumsal ve kültürel hakları korunacaktır
Dördüncüsü, SDG, Suriye ordusu içinde ama ayrı özerk bir güç olarak konumlandırılmalıdır.
Beşincisi, Kürtler olmaksızın Suriye’de politik ve toplumsal istikrar sağlanamaz.
Altıncısı, Şam Dışişleri Bakanı Şeybaninin de, eşit temsiliyeti kabul ederek SDG temsilcileriyle birlikte farklı ülke temsilcileriyle diplomatik görüşmeler yapması, SDG’nin politik ve askeri konumunun artık çok net olarak kabul edildiği anlamına gelir.
Kuzeydoğu Suriye Güçleri’nin Diplomatik Görüşmeleri
Suriye’de Kürtlerle Araplar arasında bir savaş çıkartıp bundan bölgesel çıkar elde etmek isteyenlerin planları boşa düştü. Hasake merkezli Kürt Yönetim Sistemi fiilen kabul gördü. 10 günlük kriz, dünya çapında Kürtlerin tek bir merkez gibi davranarak harekete geçmeleri, milyonlarca Kürt dostunun dünyanın farklı yerlerinde protesto eylemlerine katılmaları başta Washington, Paris, Berlin, Londra, Brüksel, Tel Aviv hatta Ankara gibi başkentlerde politik karşılığını buldu. Doğrudan veya dolaylı olarak Kürtlerin tasfiyesine onay veren, pasif kalan ya da ses çıkartmayanlar, tersten Şam/HTŞ yönetimine baskı uyguladılar. Bu bakımtan Suriye’de ortaya çıkan fiilen durumun doğru okunması gerekir. 20 Ocak 2026 Anlaşmasının özü : SDG Askeri bir güç olarak kalacak. Hasaki merkezli ÖzerkYönetim Sistemi devam edecek. Kürtler ilk okuldan üniversiteye kadar anadilde eğitimlerini sürdürecekler.
Kürtlerin Münih Güvenlik Konferansına özel olarak davet edilmeleri, SDG’nin Suriye’deki askeri ve politik başarısının bir sonucudur. Suriye’de Kürtler kendi varlıklarını korumamış olsalardı, bu küresel güvenlik toplantısında yer alamazlardı. Konferans öncesi diplomatik bir çaba olmasına rağmen, davetin resmileşmesi esasen Kürtlerin kendi politik ve askeri kazanımlarının bir sonucudur.
SDG Heyetinin Görüştüğü Bazı İsimler
- ABD Dışişleri Bakanı Rubio,
- Fransa Cumhurbaşkanı Macron,
- Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul ,
- Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani,
- SuudiArabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal Bin Farhan Bin Abdullah,
- Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin
- ABD Kongreinin önemli ve etkili simalarından Lindsey Graham,
- ABD Senatörlerinden Jean Shaheen ve Heyet,
- Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Berhem Salih,
Bu görüşmelerin ortak teması şu : Suriye’de Kürtler politik, toplumsal bir güçtür. Birleşik Federatif Bir Suriye’ye küresel güçler destek verecek. Haseke/SDG ile Şam/Geçici Yönetim arasındaki anlaşma aktif olarak destekleniyor. Bundan sonra Kürtlere yönelik her hangi bir saldırıya izin verilmeyecek. Kürtler olmadan Suriye’de ve bölgede istikrar sağlanamaz.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio Suriye’ye ve özellikle Kürtlere ilişkin ne söyledi ?
Rubio : «Kürtleri temsilen, General Mazlum Abdi ile tarihi bir görüşme gerçekleştirdik» dedi. ABD Dışişleri Bakanı Rubio, ayrıca Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Mazlum Abdi-İlham Amed ile birlikte bir görüşme yaparak her iki tarafa ‘eşit mesafedeyim’ mesajını verdi. Rubio Konferansın ikinci gününde bir konuşma yaptı. Konuşmayı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed salonda dinlediler. Rubio konuşmasının bir bölünde: “Bir ordu soyut kavramlar için savaşmaz; bir halk ve bir ulus için savaşır” vurgusu nedeniyle gözler Mazlum Abdi’ye ve İlham Ahmed’e çevrildi. Rubio bu konuşmasıyla Kürt liderlere nasıl bir uyarı mı yapmak istedi? Niyeti bilinmez ama öyle bir algı oluştu.
Burada dikkat çeken önce ‘soyut’ kavramı oldu. Kürtler Suriye’de somut mu yoksa soyut taleplerden mi bulunuyorlar. Kürtlerin Özerk Yönetimin kuruluşundan bu yana tüm talepleri somuttur. Çünkü Özerk bir sistem inşa ettiler. 6 Ocak 2026’da Halep’te Kürt mahallelerine yönelik başlayan saldırıdan bugüne gelen süreçte de Kürtlerin bütün istekleri somuttur.
Mazlum Abdi, Münih Konferansında yaptığı bütün görüşmelerde: “Kürt bölgeleri idari açıdan kendi kendini yönetecek. Yöneticilerini kendisi seçecek. Askeri olarak YPG, YPJ, QSD’de görev yapan bölge halkının çocukları kendi bölgelerinde kalacak, bölgelerini koruyacak, askeri sorumluluk alacak. İç güvenlik birimleri, merkezi kurumlarla koordineli ancak yerel yöneticiler tarafından idare edilecek. Dil, eğitim ve kültürel kurumların, bugüne kadarki kazanımları korunacak ve resmileşecek.” Bunların tamamı somut, denetlenebilir taleplerdir. Soyut olarak tanımlanabilecek hiç bir talep söz konusu değildir. Kürtler için vazgeçilmez olan ve kabul gören üç somut/temel nokta : Silahlı Güç, Özerk İdari Yapı ve Anadadilde Eğitim.
Uluslararası basındaki yorum ve analizlere bakıldığında Washington, Paris, Berlin, Brüksel ve hatta Londra’nın da Kürtlerin Suriye’deki statüsünün kabul ettikleri ve Birleşik Federatif Suriye’yi onaylarıkları belirtiliyor. Şara iki gün önce, merkezin ve bakanlıkların elindeki bazı mali ve idari yetkileri Valiliklere devrettiğine dair bir kararname yayınladı. Mazlum Abdi’nin dediği gibi « isim önemli değil, esas olan ‘Suriye’de Kürtlerin bütün haklarının garanti altına alınmasıdır.» Burada isimlendirmeden çok içerik ve niteliksel tanımlanma önemlidir.
Rubio’nun açıklamasında ‘bir ordu, bir halk ve bir ulus için savaşır’ ilkesi tam da Kürtleri anlatıyor. Suriye’de hem IŞİD’e karşı yürüttükleri savaşta hem de Kürt halkının demokratik ve toplumsal haklarını elde etmek için 12 bin SDG’li yaşamını yitirdi. Bunlar Kürtlerin kendi kaderlerinin tayin hakkını elde etmek, özgür bir Suriye yaratmak ve radikal İslamcı gruplara karşı Suriye toplumunu korumak için savaştılar, yaşamını yitirdiler, SDG bir ordu -ki Rubio kesin olarak öyle diyor- olarak Kürt ulusu ve Suriye halkı için savaştı. Hatta IŞİD’in yenerek dünyanın başına bela olmasını engelledi. Rubio, «General Mazlum Abdi ile tarihi bir görüşme gerçekleştirdik» dediğine göre, Mazlum Abdi, yüz yüze görüşmede kendisine açıkça ifade etmiş : ABD, sürecin resmi olarak garantörü olsun. Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin, Hristiyanların haklarını garanti altına alacak, anayasal süreci takip etsin.» Şimdi soyut değil somut adım atma ve gerekli açıklamayı yapsa sırası ABD Başkanı Trump ve Dışişleri Bakanı Rubio’dadır.
Irak Kürdistan Bölge Yönetiminin bu sürece katkısı
Suriye’de Kürtlere yönelik saldırının başladığı andan itibaren IKBY bütün olanaklarıyla destek sundu. Yoğun bir diplomatik süreç başlattı. Suriye’de Kürtlere yönelik saldırıların son erdirilmesinde IKYB’nin olumlu çabalarını ve katkıları olduğunu Mazlum Abdi açıkladı ve teşekkürlerini sundu. Aynı şekilde Mazlum Abdi ve İlham Amed’in Münih Güvenlik Konferansına katılmaları için ciddi diplomatik bir faaliyet yürüttüler. Mazlum Abdi ve İlham Amed’in Münih’te küresel çapta bir diplomatik faaliyet içinde bulunmuşlarsa, İKBY’nin olumlu katkılarının olduğunu söyleyebiliriz. Bu tür adımlar Kürtler arasındaki stratejik işbirliğini güçlendirir.
Türkiye’nin esnek politikası
Ankara’nın Mazlum Abdi ve İlham Amed’in Münih Konferansına katılmalarına olumsuz bir tepki göstememesi olumlu bir yaklaşımdır. Türkiye’nin Rojava heyetinin konferansa katılmasına dair görüşlerini değerlendiren Îlham Ahmed, “Bugüne kadar olumsuz bir yaklaşımları olmadı. Bu bizi mutlu etti. Türkiye ile komşuyuz. Uzun yıllardır ciddi sorunlar yaşandı. Bugün olumsuz bir tutumlarının olmaması bizi memnun etti. Konferansta Türk yetkililer vardı, özellikle MİT’ten…» Türkiye’nin Suriye’deki Kürt politikası yavaşta olsa değişme sürecine girdi. Şara, Ankara’dan çok Riyad’a yakındır. SuudiArabistan, Şam’a oldukça aktif destek veriyor. Ama Münih’te SuudiArabistan Dışişleri Bakanı, Mazlum Abdi ile görüşüyor. Aynı şekilde Münih Konferansa katılan Türkiye temsilcileri de S.Arabistan Bakanı gibi Mazlum Abdi ile görüşseydi ne gibi bir sakınca ortaya çıkardı ? Ankara ne kaybederdi ? Hiç bir şey Kaybetmezdi tersine kazanırdı.
Sonuç: Münih Güvenlik Konferansı, SDG için önemli politik ve diplomatik olanaklar yarattı. SDG Yönetimi ilk kez bu düzeyde küresel çaptaki bir konferansa katılıyor. Buraya katılmak oldukça önemli ama kesinlikle tek başına yeterli değildir. Çünkü Suriye’de riskler bitmiş değil. Kürtlerin ve diğer halkların hakları henüz anayasal güvenceye alınmış değil. Ancak bundan sonra uluslararası ilişkiler önem kazanacak. Uluslararası ilişkilerde diplomasi ve politik bağlar son derece önem arz ediyor. Kürtler, bu konferansta ne istediklerini çok net olarak ortaya koydular. Küresel kamuoyu bunu ilk elde öğrendi. Bundan sonrası, Şam üzerinden politik ve diplomatik baskıyı arttırmaktır. Suriye’de bütün yollar : Birleşik Federal Suriye’ye çıkıyor. Uluslararası güçler de bu süreci destekleyecek. Mazlum Abdi’nin dediği gibi Yönetim Sisteminin isiminin değil içeriğinin ne olduğu önemlidir.
