Güncel HaberlerMakaleler

DR. MUSTAFA PEKÖZ: ÇÖZÜM SÜRECİ TIKANDI MI?


Kürt sorunun demokratik çözüm sürecine dair yapılan değerlendirmeler, bölgesel ve iç politik gelişmelere rağmen politik alanın önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Öcalan’ın 27 Şubat 20025 tarihinde başlatmış olduğu süreç bugün çok önemli ama aynı zamanda kritik bir evreye gelmiş bulunuyor.

Öcalan’ın başlattığı ve Kürt sorununun demokratik siyaset içerisinde ve parlamentoda çözülmesi olarak kabul edilen sürecin bugün gelinen aşamada tıkandığı, çözüme dair somut adımların henüz atılmadığı, bir duraksamanın oluşmaya başladığı algısı giderek gelişiyor. Çözüm sürecini doğrudan muhatabı olan taraflarca yapılan değerlendirmeler ve açıklamalar da anlaşılan şu; sürecin başlangıcından itibaren karşılıklı taleplerin karşılanması konusunda güvensizliğin devam ettiği anlaşılıyor.

İlerlemenin olmamasında devlet sorumludur

Burada tarafların kendi sorumluluklarını yerine getirmede esas mesele devletin kendi iç dinamiklerinde sorunun çözümüne ilişin bir anlaşmayı sağlamamış olmasıdır. Kürt tarafı devletin beklentilerini de aşan, hatta PKK’nin feshi gibi beklenilmeyen somut adımların atılmış olması, silahların yakılması eylemi, ülke içindeki askeri güçlerinin tamamının ülke dışına çıkartmakla kalmayıp sınır bölgelerini dahi boşaltmaları Kürt sorunun demokratik siyaset içerisinde diyalogla çözülmesi açısından önemli veriler olarak kabul gördü.  Bunun tersine sorunun çözümüne dair devletin ciddiye alınabilecek denetlenebilir somut bir adımın atmamış olması güvensizliğin esasen devletin izlediği politikandan kaynaklandığı hemen herkesin gördüğü ve tespit ettiği bir durum.

Bu sürecin önemli halkalardan bir tanesi parlamento bünyesinde bir Komisyonu kurulmuş olmasıdır. Komisyon yaptığı çalışmaları bir rapor haline getirerek kamuoyuna sundu.  Komisyonu temsilen bir heyet İmralı’ya giderek Kürt tarafın baş müzakerecisi olarak bilinen Öcalan ile uzun bir görüşme gerçekleştirdi. 

Komisyon raporunda Kürt sorunu çözümüne ilişkin atılması gereken adımlara dair bir kısım tespitler ve analizler yapıldı. Raporu önemli eksiklikler taşısa da sorunun kavranması ve çözüm bakımından somut bir belge niteliği taşımaktadır.  Bu belgede devletin atması gereken adımlar konusunda da bir kısım tespitlere ve önerilere yer verilmişti. Doğal olarak sürecin ilerleyebilmesi için oluşan beklenti: İktidarın veya devletin sorunun çözümüne ilişkin hukuki, politik ve toplumsal adımların atılması için somut bir planlamayı kamuoyuna sunması gerekiyordu. Devlet tarafının henüz somut bir adım atmamış olması, çözümsüzlüğün ana kaynağını oluşturmaktadır.  Doğal olarak oluşan olumlu atmosferi geliştirmek ve çözüm sürecini kesintiye uğratmadan sonuçlandırmak için devletin adım atması zorunlu ve kaçınılmazdır.

Devlet neden somut adım atmıyor

 

  Süreci takip eden hemen herkesin gördüğü temel noktalardan biri devlet içerisinde farklı eğilimlerin Kürt sorunun çözümüne dair ortak bir irade birliğini oluşturmamış olmalarıdır.  Çelişkilerin varlığı, sorunun çözümüne ilişkin devlet içerisinde ve iktidar tarafından güçlü bir irade ile sahiplenmesini engellemektedir.  Bu nedenle devleti temsil eden mevcut iktidarın denetlenebilir somut adımları atması yerine daha çok genel geçerli olumlu cümlelerle meseleyi geçiştirmeye veya süreci uzatmaya çalıştığı anlaşılıyor.  Devlet içerisinde hiçbir güç, Kürt sorunun çözümüne dair Kürt tarafının attığı adımlara karşı herhangi negatif tepki gösterme iradesini ortaya koyamıyor.  Bu nedenle açıktan doğrudan çözüme karşı olduklarını yansıtacak bir politik eylem veya davranış içerisine girmiyorlar. Kürtlerle masaya oturmaya açıktan karşı çıkmalarının uluslararası ilişkilerde de önemli bir tepkiye yol açacağını bilmektedirler. 

 Devletin bir kısım somut hukuki ve politik adımlar atarak çözümü geliştirmek yerine sürekli bir şekilde Kürt tarafını yeni tavizler vermeye zorlayarak masadan kalkmasını sağlayıp bütün sorumluluğu Öcalan’a yüklemeyi planlanmaktadırlar. Devlet içerisinde Kürt sorunun demokratik çözümüne karşı olanlar aynı şekilde iktidar ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinde de ciddi bir politik ve psikolojik baskı uygulamaktadırlar. AK Parti’nin Kürt sorun çözümüne karşı olmaması sorununun pozitif yanını oluştururken tersine özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinde oluşturulan baskı nedeniyle de somut adımların atılmaması da negatif yanını oluşturmaktadır. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan çözüm sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmeler daha genel mesajlar içermektedir.  Atılması gereken somut adımlar konusunda ciddiye alınabilir bir değerlendirme yapmaması dikkat çekicidir. Bu durum Erdoğan’ın devlet içerisinde çözümde yana olanlarla olmayanlar arasında bir denge kurmak istedi anlaşılıyor. Devletin sivil iktidar gücü ve aynı zamanda istihbarat birimi Kürt tarafının sorunun çözümüne ilişkin önemli adımlar attıklarını kabul etmektedirler.  Ancak ordu merkezli ve bunları destekleyen bir kısım sivil merkezler ise çözüme dair adım atılmasına karşı bir duruş ortaya koymaktadırlar. Bu nedenle devlet kendi içerisinde çözüme dair bir irade birliği oluşturmuş değil. Bir başka ifadeyle çözümde bir ilerlemenin olamaması devletin kendi iç problemi olduğu artık kabul görüyor.  

 

Çözümde frene basılmasında bölgesel faktörler

 

Suriye’deki sorunların aşılması yönünde atılan adımlara rağmen Şam’daki HTŞ geçici yönetiminin geleceği konusunda net bir tablo ortaya çıkmış değil.  Küresel güçlerin Şam’da oluşturmak istedikleri yönetimin kalıcı olup olmaması Kürtlerin Suriye’deki geleceğini de doğrudan etkilemekte ve yönlendirmektedir.  Kürt tarafı ile HTŞ  yönetimi arasında anlaşmalar yapılmasına ve  bir kısım ortak çözümler oluşturulmasına rağmen Suriye’deki belirsizliğin henüz aşılmadığı görülmektedir. Suriye’de ortaya çıkabilecek olası olumsuzlukların Türkiye’de ciddi yansımaları olacağı tahmin ediliyor. Ankara’nın Suriye’de HTŞ yönetimi üzerinde belirli bir etki gücü olmasına rağmen soruların çözümünde ve inisiyatif belirlemede istedikleri noktada olmadığı ve kalıcı bir istikrar sağlamada halen ciddiye alınabilir kaygıları olduğu söylenebilir.

Ankara’nın dikkatle takip ettiği önemli hususlardan biri de İran’ın geleceğinde Kürtlerin rollerinin ne olacağıdır. İran’da Kürdistan Eyaletinin Özerk bir yapıya kavuşması, Ankara’nın stratejik çıkarlarıyla çeliştiğine sürekli dikkat çekilmektedir. Bu nedenle Ankara’nın İran’da Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanmaması için Trump yönetimine her türlü tavizi verdikleri anlaşılmaktadır. Aynı şekilde İran Molla rejimi ile de görüşülerek Kürtlere hukuki bir statü verilmemesi için uyarılar yapılmaktadır. Suriye’den sonra İran’da da Kürtlerin statüsünün kabul görmesi Ankara üzerinde ciddi bir politik ve diplomatik baskıya dönüşecektir. Bu nedenle Türkiye’de devam eden ‘çözüm’ sürecinin geleceği, İran’daki durumla ilişkilendirildi.

 İran’da molla rejiminin yıkılması veya tavizler vererek ayakta kalması, sadece Tahran’da yönetimin kimlerden oluşacağı değil aynı zamanda etnik grupların geleceğiyle de ilişkilidir. İran’da Kürtler politik, toplumsal ve örgütlü bir güçtür. İran’ın geleceğinde etkili olabilecek bir potansiyele sahiptirler. Yakın gelecekte uluslararası güçlerin İran’daki politik ve diplomatik gelişmelere Kürtleri dahil etmeleri özellikle Ankara’yı ciddi düzeyde etkileyecektir. Bu bakımdan Ankara, belirli bir olgunluğa erişmiş çözüm sürecini daha ileriye taşıyarak tarafların ortak iradesiyle çözmek yerine rölantiye almasının nedenlerinden biri; İran’daki savaşının Kürtlere yansımasının ne olacağına ilişkindir. Bu bakımdan İran savaşının sonuçları Ankara’nın sorunun çözüm perspektifinin yönünü belirleyecektir. Ancak çok net olarak belirtmek gerekiyor: Türkiye’deki Kürt sorunun çözümünü İran’daki gelişmelere bağlamak, Kürt sorunun bölgesel bir boyuta geldiği ve bütün olumsuzluklara rağmen çözümün de bölgeselleştiği sonucu çıkar. Böylelikle Ankara, kendi Kürt sorunun çözümünü İran’daki gelişmelere bağlarsa, yarın Ankara’nın masasına uluslararası ve bölgesel çözüm konulur ve iktidar bundan kaçamaz.

 PKK’nin Eski Yöneticilerinden Karayılan: “ciddi adımlar atılırsa bu konuda karşılıksız bırakmayacağız”

Sorunun bir tıkanma noktasına geldiği sıklıkla vurgulanmaktadır. PKK’nin eski yöneticisi Karayılan sürece ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yapmış. Özetle şunları belirtiyor: “Bizim attığımız adımlar karşısında iktidarın da yaptığı şeyler bellidir. İşte, 1 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla ateşkese uymaya başladılar. Yani, güçlerimizin 1 Mart tarihi itibarıyla içine girmiş olduğu eylemsizlik ve çatışmaların durdurulması kararına, Türk devlet güçleri tarafından ta 1 Temmuz günü pratikte yanıt verilmiş oldu. Bir de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuyla ilgili bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çalışmalara başladı. İmralı’ya, idari izinlerle heyetlerin gidiş gelişi oldu. Bunların dışında elle tutulur, somut hiçbir adım atılmadı, hiçbir gelişme yaşanmadı. Özellikle resmi hiçbir belge-bulgu vermemeye özen gösteriyorlar. Bu belirttiğim yapılan şeylerin hepsi de idari yönetim kararıyla yapılan şeylerdir. Resmiyeti ve belgesi yoktur…

 

İkinci aşama, sürecin ilerlemesi için çıkarılması gereken yasaların aşamasıdır. Bunun ardından çeşitli AKP ve iktidar yetkilileri Ramazan Bayramı’ndan sonrasını işaret ettiler. Daha sonra bizzat Nisan ayı zikredilerek Nisan’da yasal adımların atılacağı tasarının meclise geleceğinden söz edildi. Eğer bir takvimden söz edilecekse takvim buydu. Bizim açımızdan ifade edilen, belirtilen başka takvim yoktu. Bu konuda iktidarın güven artırıcı, güven verici, sürece taktiksel değil ciddi yaklaşıldığına dair herhangi bir somut adımı olmadı. Mesela Meclis Komisyonu raporu, ortak, 1-2 istisna dışında herkesin kabul ettiği bir rapordu. O raporda belirtilen kimi hususlarda öyle yeni yasalara, kanunlara gerek görülmeden uygulama olabilirdi….

 

Şunu hemen söyleyelim: Biz bu konuda kimseye yalvaracak değiliz. Her halükarda seçeneksiz de değiliz. Kendileri bilir. Ama Türkiye’ye yazık ederler… Eğer gerçekten devlet katında ciddi adımlar atılırsa bu konuda karşılıksız bırakmayacağımıza dair kararımız kesin ve nettir

Türk devleti bölgede gelişen, yıldızı parlayan bir güç olmak istiyorsa, bu ancak demokratik açılım ve Kürt halkıyla ittifak temelinde olabilir. Bunun dışında türlü tehlikelerle karşı karşıya gelmesi de olasıdır. Dolayısıyla böyle bir değişim Türkiye’nin geleceği açısından gereklidir. Ama böyle olmadığı için, bakıyoruz salt bölgedeki anlık dengeler ve konjonktürel durum gözetiliyor. İşte ‘adım atarsam ne kadar pozisyon alırım, atmazsan ne kadar pozisyon alırım?’; ‘bölgedeki dengeler Kürtlerin lehine mi, aleyhine mi?’, buna bakılıyor. Bir de içerideki duruma bakılıyor. Özcesi bu kadar tarihsel ve önemli bir sorunu araçsallaştırma tutumları görülüyor. Seçim hesapları yapılıyor. ‘Bu adımı atarsam ne kadar oy alırım, atmazsam ne kadar oy alırım?’ noktasından sorun ele alınıyor….”

Karayılan yaptığı değerlendirmede:

1- Ne yapılacaksa resmi ve hukuki bir statü içinde yapılmalıdır.

2-Hazırlanan Meclis Raporunda bazı eksiklikler olsa da hemen uygulanmalıdır.

3- Eğer devlet meseleye ciddi yaklaşır ve somut adımlar atarsa, bu konuda karşılıksız bırakmayacağımıza dair kesin ve net bir kararımız var.

4- Devlet, bölgesel bir güç olmak istiyorsa demokratikleşmeyi başlatmalı ve Kürtlerle ittifak kurmalıdır.

5- Kürt sorunun çözümü seçimler gibi ‘anlık politik çıkarlara’ heba edilmemelidir.

6- Devlet, sorunun çözümü için demokratik çözümü geliştirmezse, kimseye yalvarmak zorunda değiliz ve seçeneksiz de değiliz. Kendileri bilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yapılması gerekenler bellidir, süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir

 

Erdoğan, “Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı bugün bir kere daha vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum, gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir. 23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır, yapılması gerekenler bellidir, süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir. Sorunun devamından çıkar sağlayanların ürettiği algıların hiçbiri bunu değiştirmeyecektir…. Maruz kaldığımız gizli-açık tüm sabotajlara rağmen süreçte 18. ayı geride bıraktık ve hamdolsun birçok kritik eşiği suhuletle aşmayı başardık. Komisyon raporunun onaylanmasıyla çok daha hassas yönetilmesi gereken bir kavşağa varılmış oldu. Komisyon raporunun ışığında siyasi partilerimizin de desteğiyle Cumhur İttifakı olarak bu kavşağı da kazasız-belasız geçelim arzusundayız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamada olumlu bir atmosferin oluştuğunu sürecin olması gerektiği şekilde ilerlediğini, gizli-açık sabotajlara rağmen birçok kritik eşiğin aşıldığını, Komisyon Raporu perspektifiyle sorunun çözüleceğini belirtmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tür açıklamaları sıklıkla yapmasına rağmen halen somut denetlenebilir bir çözüm planı ortaya koymuş değil.  Sürecin bir tıkanma noktasında geldiğini ve bunun bir risk oluşturduğunu söyleyen onlarca insan bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu meselenin bir daha açılmamak üzere çözümlenmesine dair iktidarın hangi somut adımları atacağına dair bir açıklama yapmıyor. Kürt sorunun demokratik çözümüne dair, Meclis Komisyonunda çözüm için ileri sürülen önerilen hangilerinin hayata geçirileceğine dair bir planlama yapılmıyor. Bu nedenle oluşan algı şu: AK Parti, çözüm sürecini iktidarda kalmanın bir aracı haline getirmek istiyor. Bu algının değişmesi de somut adımların atılmasına bağlıdır.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş: Süreçten Dönüş Yok

Kurtulmuş, Çözüm Sürecini Değerlendiren Açıklamasında şunları belirtmiş: “‘Örgüt mü devlete güvenecek, devlet mi örgüte güvenecek’ diye bir şey yok. Komisyonun raporu da hakikaten mükemmel bir rapor; bir kelime eksiği, fazlası yok. Büyük emek. Bunun gereğinin yerine getirilmesi lazım. Bu sürecin hızlandırılması lazım. Ben, İmralı’nın da niyetini baştan beri ortaya koyduğu, niyetinin açık olduğu kanaatindeyim. Bu niyeti destekleyecek yeni açıklamaları, ihtiyaç olduğunda bunları ortaya koyması lazım. İş yoluna girmiştir. Artık buradan dönüş yok. Allah muhafaza yarım kalırsa bunun çok ağır bedeli olur. Türkiye bir daha böyle bir bedeli ödemesin…”

Çok açık ve net olarak belirtelim, Kurtulmuş, sürecin yarım kalmaması ve yeniden ağır bedellerin ödenmemesi için Komisyon Başkanı olarak sorumluluk almalıdır. Kurtulmuş’un “(Yasal düzenlemeler) Benim elimde olan bir şey değil” açıklaması topu taca atmaktır. Hem Meclis hem de Komisyon BAŞKANI olarak elinde çok şey gelir. Hem de çok şey. Süreci canlandırmak ve hızlandırmak için net bir şekilde inisiyatif almalı ve gerekli adımlar hızla atmalıdır. Çünkü süreci hızlandıracak kişi, almış olduğu sorumluluk ve görev nedeniyle Kurtulmuş’tur.

 

Saraydaki gelişmeler hakkında somut bilgi sahibi olan Yazar/Gazeteci Abdulkadir Selvi: Yasal Düzenlemeler yapılmalıdır.

Selvi, Hürriyet Gazetesinde yayınlanan makalesinde Çözüm Sürecine dair önemli uyarılar yapıyor: “Bakın bu süreç sadece PKK’yı tasfiye etme süreci değil. Eğer küresel bir lider olacaksanız PKK sorununu çözmek zorundasınız. Kendi sorununu çözemeyen bir ülke küresel lider olur mu? Ayrıca madem Türkiye, 50 yılına damgasını vuran kanlı bir prangayı söküp atıyor, biraz elini çabuk tutmalı.  Elim yüreğimde. Çünkü sürecin en kritik aşamasına geldik. Yasal düzenlemeleri kastediyorum. Silah bırakacak olanlar hangi hukuki düzenlemeye tabi olacağını bilmek ister. Yasal düzenlemeleri bir an önce yapmalıyız. MAYIS AYI KRİTİK: Bu iktidarın görevi…”

Selvi’nin yazısında hem bir mesaj var hem de uyarı var. Eğer Mayıs ve Haziran aylarında çok net ve somut adımlar atılmazsa yani yasal düzenlemeler yapılmazsa iktidar veya devlet sürecin kontrolünü kaybedebilir. Selvi’nin dediği gibi kritik bir süreçten geçiliyor ve çözüm görevi iktidarda.

Sonuç: Her iki taraf, süreçten kaçamaz. Kimse masada ilk kalkan olmak istemiyor. Masada kim ilk kalkan olursa bütün sorumluluk ona ait olur. Bu nedenle hem iç politik dengeler ve gelişmeler hem de bölgesel değişimler Kürt Sorunun Demokratik Çözümünün kaçınılmaz hale geldiği ortaya koyuyor. Tarafların karşılıklı yapmış oldukları açıklamalarda birbirlerine karşı psikolojik bir üstünlük kurma veya baskı yapma amacına dayanıyor. Tekrardan vurgulamak gerekir ki, devletin Kürt sorunun çözümüne ilişkin adım atması kaçınılmazdır. Bugün sürecin ağırdan alınması, beklenilen adımların atılmamış olması bölgesel gelişmelerle ve iç politik dinamiklerle ilişkilidir.

Kimse sürecin çözümünden kaçamaz ve anlık çıkarlara heba edemez.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir