Güncel HaberlerMakaleler

DR.MUSTAFA PEKÖZ: KUZEYDOĞU SURİYE’YE OPERASYON TEHDİTİ KİMSEYE KAZANDIRMAZ


Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından sonra MHP’nin Çözüm Sürecindeki sorumlusu Feti Yıldız da Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimini ve SDG’yi çok açıktan tehdit etti. Ortak vurgu. Süre doldu. Son dakikalara girildi. Eğer boyun eğmezseniz operasyon başlıyor.  Ankara’da iktidarı yönetenlerin son birkaç haftadır farklı zamanlarda yaptıkları açıklamalar birbirinin aynısı. Birkaç gün önce Milli Savunma Bakanlığının açıklaması vardı. Şara’nin askeri destek talebi olursa Suriye’ye gireriz. Böylelikle Şam’daki meşru hükümetin daveti üzerine girdik denilerek, uluslararası bir gerekçe oluşturulacak. MHP de bu süreci aktif olarak desteklediğini açıklayarak devletin en üst düzeydeki iradesini ortaya koymuş oluyor.

Peki, Ankara’yı üst düzeyde tehditlere yönlendiren nedir?

Birincisi, Öcalan ile görüşme sürecinden bu yana meselenin esası Kuzeydoğu Suriye ve SDG olduğu biliniyordu. Bunu devlette, Öcalan da, süreci değerlendiren herkes bu gerçeğin farkındaydı. Türkiye’de başlayan sürecin arka planında Suriye’de kimin kazanacağıydı.  Bütün planlama şöyle yapıldı: Eğer Öcalan üzerinden PKK etkisiz hale getirilirse, Ankara nispeten rahat nefes alırsa, Suriye’deki sürece müdahale etmek daha kolay olur. Hatta Öcalan’a SDG’nin tasfiyesi veya feshi için adım attırırız. PKK, kendisini fesh etti. Silahlı mücadeleyi bıraktığını açıkladı. Askeri Güçlerini çekti. Hatta Irak Kürt Bölge Yönetimi içerisinde ve Türkiye’ye sınır bölgelerinde de silahlı güçlerini çekti.  Öcalan bütün bunların Türkiye’de demokratik siyasetin önünün açılması ve ülkenin demokratikleşmesi, Kürt sorunun parlamentoda çözülmesi için yapıldığını açıkladı. Bunun için hazırlanan ‘Çözüm Komisyonu’ raporları hazırlandı. AKP ve MHP’nin taleplerinin hiçbirinde Demokratik Çözümün olmadığı, tersine güvenlik politikalarının etkin olduğu görüldü. Bunun nedeni; Bir yıl içerisinde PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin bırakılmasında önemli sonuçlar alındı. MİT, Ordu ve Emniyet bundan sonra yeni bir çatışma ortamının oluşmasına izin vermez. Sıra SDG’nin silah bıraktırılmasına gelindi. Ankara bunu şöyle okudu: Öcalan’a çağrı yaptırtırız. SDG De kendisini dağıtır. Sonra sıra İran’daki Kürt grubuna gelir. Böylesi risk tamamen aşılmış olur. Biz de böylecebunu yaptırdı

Öcalan’ı yanlış okumak

İkincisi, Devlet, belki Öcalan ile sayısız görüşme yaptı. Bunların bir kısmı kamuoyuna yansıdı. Bazıları yansımadı. Öcalan, başından sonuna kadar meseleyi Türkiye’nin iç dinamikleri içerisinde ele aldı. Ne Suriye’yi ne de İran’ı bu sürece dahil etti. Öcalan genel bir kavram olarak ‘Demokratik Toplum Projesi’nin ‘bütün dünyada ve Ortadoğu’da uygulanabileceğini’ açıkladı. Suriye için de ‘bu proje geçerlidir’ dedi. Ancak hiç şekilde SDG’nin silah bırakması gerektiğine dair doğrudan veya dolaylı bir yorumu  veya açıklaması olmadı. Öcalan’ın yeni yıl mesajında da Suriye’de 10 Mart Mutabakatı içerisinde ‘Demokratik Bir Suriye’nin kurulabileceğini söylüyor. Aynı zamanda EL Şara’nın kurmak istediği rejimin Esad Baas rejiminin İslamcı versiyonu olacağını söylüyor. Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi’nin ‘kendi öz savunmasını güçlendirmesi gerektiğini’ de sıklıkla dile getiriyor. Yeni yıl mesajında da bu açıklama var. Hatırlanırsa 2015 sürecinin bitirilmesinin tek nedeni hem Öcalan’ın hem devletin Rojava’yı ‘kırmızı çizgi olarak’ görmeleriydi. Bugün de düğüm noktası yine bu bölgedir.

Devlet, Öcalan üzerinden Suriye’deki gelişmeleri yanlış okuması ve beklentinin gerçekleşmemiş olması nedeniyle, hem ciddi bir hayal kırıklığı yaşanıyor hem de Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik askeri operasyon tehditleriyle baskıyı arttırmaya çalışıyor.

İç Dinamiklerin yaratacağı sarsıcı ve öngörülmeyen adımlar

Üçüncüsü, başta MHP lideri Bahçeli’nin başlattığı adım, AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından zaman zaman dolaylı zaman zaman doğrudan desteklendi. Sonuçta bir süreç başlatıldı. Temel argüman neydi; Terörsüz Türkiye. Kürtler ve Türkler arasındaki kardeşlik bağları güçlenmeli, bölgedeki gelişmelerin Ankara merkezine olumsuz yansımasını boşa çıkartmanın en önemli faktörü; ‘iç barışın sağlanması’ olarak tanımlandı. Bahçeli’nin yoğun çabası ile devam eden süreç, Suriye’de tıkandı. Çünkü iktidar iç dinamiklerdeki dengeleri hesaba katarak; sadece PKK’nin değil, Öcalan’ın fikirlerini benimseyen bütün örgütlerin tasfiye edileceğini sıklıkla dile getirdi. Hem toplum hem de devlet içerisindeki direncin kırılması için bu algı özellikle yaygınlaştırıldı.  Suriye’deki gelişmeler ise tersine gelişiyor. Hem SDG’nin etki gücü artıyor hem de Federal Suriye’ye doğru işleyen bir süreç var. Bunun iç dinamiklerde özellikle MHP ve AKP tabanında ciddi bir tepki yaratacağı görülüyor. Aynı şekilde sürece bütünüyle karşı olan devletin farklı kurumlarında direnç gösteren gücün, reaksiyonunun ne olacağı henüz netleşmiş değil.

İsrail’in Suriye’de artan askeri ve politik etkisi, Suriye topraklarını işgal ederek kalıcı bir şekilde yerleşmesi hatta Şam geçici hükümetinin Golan tepelerinden vazgeçmesi yani Suriye’nin fiilen bölünmesi, Ankara açısından ciddi açmazlar oluşturuyor. Aynı şekilde İsrail’in izlediği açık politikayla Dürizlerin özerk bölgesini açıktan desteklemesi, gizli veya dolaylı bir politikayla da Kuzeydoğu Suriye’ye destek vermeye başlaması Ankara’da bir krize yol açtığı görülüyor.  MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yılıdız’ın  yaptığı açıklamayla SDG’yi çok sert bir şekilde tehdit etmesi, operasyonun her an başlayacağına dair yaptığı açıklamalar ve sürecin SDG’nin silah bırakması şartına bağlaması, aslında Ankara’daki denklemin çok yönlü kırılganlığına dair bize bir fikir veriyor.

 

 Suriye’de etkisizleşmeye başlayan Ankara; Askeri operasyona yol açar mı

Suriye’de HTŞ çok ciddi olarak sıkışmış bulunuyor. Netanyahu’nun Trump ile yapmış olduğu görüşmede bir noktanın altını çizdi:  ‘Trump El Şara’ya bir şans verdi. Biz de bir şans verebiliriz. Ancak gördük ki HTŞ’ye ait birliklerin yarısından fazlası Radikal cihatçılardan oluşuyor. Onlarla bir araya gelmemiz mümkün değil.’ Aynı şekilde ‘Dürzilere yönelik saldırılara karşı koyacağız ve Dürzileri korumaya devam edeceğiz’ dedi. Suriye’de inisiyatif Tel Aviv’de. Bir başka ifade ile Suriye’de denklem Türkiye’nin aleyhine işlenmeye devam ediyor.

El Şada ve ekibi SDG ile savaşma niyetinde değil ancak HTŞ içerisindeki Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu(SMO) olarak bilinen ve İngiltere tarafından ambargo uygulanan Cihatçı Grupların SDG’ye saldırarak çatışma zemini oluşturmaya çalıştıkları görülüyor. Uluslararası Koalisyon Gücü CENTOM, bu bütün bu gelişmelerin farkındadır. Edindiğim bilgilere göre HTŞ içindeki MSO ye bağlı güçlerin Deyre Zor ve Tişrin barajı çevresinde SDG’ye karşı topyekûn bir saldırı hazırlığında oldukları ancak İsrail’in çok sert bir uyarı yapması nedeniyle bundan vazgeçtikleri belirtiliyor. Ankara’nın da Washington üzerinden uyarıldığına dair iddialar var.  Aynı şekilde basına yansıyan bilgilere göre Ankara tarafından desteklenen SMO’nun yapılabileceği olası bir saldırı karşısında SDG askeri birliklerinin Tirşin Barajı çevresine, Halep kırsalına güç yığdıkları ve  öncü askeri birliklerinin Hama çevresinde konuşlanmaya başladıkları da belirtiliyor. Uluslararası güçlerine uyarılarına rağmen Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik  bir saldırı olması durumunda İsrail’in daha aktif bir şekilde müdahalede bulunacağı da belirtiliyor.

Ankara izlediği politikadan ısrar ediyor ve  SDG ile HTŞ arasında oluşabilecek bir  uzlaşmayı engellemek için ciddi bir direnç gösteriyor. Bunu başarmanın en kolay yolu da yeni bir çatışma ortamının yaratılmasıdır. Suriye’de yeniden bir kaos ortamı oluşursa, güvenlik gerekçesiyle askeri operasyonda bulunabileceklerini hesaplıyor. Ancak belirttiğimiz gibi ne İsrail’in ne Körfez ülkelerinin ne de ABD ve Avrupa ülkelerinin Hatta Rusya’nın dahi buna izin vermeleri mümkün değil.

Ankara olası tepkileri dikkate alarak Şam geçici hükümetinin resmi çağrısıyla Suriye’de yeni bir operasyon yapmayı hesaplıyor. Savunma Bakanlığı bunu çok açık olarak deklare etti. Böylelikle uluslararası alanda kendisine bir meşruiyet alanı yaratmak, gelecek tepkileri minimum düzeye indirmek istiyor. Ancak HTŞ’nin de Ankara’nın ve ona bağlı grupların Kuzeydoğu Suriye’ye olası bir operasyon yapmalarına sıcak baktıklarını düşünmüyorum.  Çünkü bunun politik ve bölgesel sorumluluğu doğrudan HTŞ’ye ait olacaktır.

Ankara’nın Suriye’de sürece daha etkin yer alabilmesinin yolu

Ankara’dan Suriye denkleminden tamamen çıkması içte tahmin edilenden çok ciddi bir krizin oluşmasının verileri ortaya çıktı.  Ciddi sorunlar oluşmasına rağmen SDG ile HTŞ arasındaki anlaşma uluslararası güçlerin gözetiminde kaçınılmaz olarak gerçekleşecek. Ankara’nın beklentilerine uygun bir sürecin olmayacağı herkesin bildiği bir durum. Bu nedenle Ankara’nın SDG ile politik ve diplomatik ilişki kurarak Suriye’deki politik sürece dahil olması, Türkiye’nin stratejik çıkarlarıyla çakışacaktır.

Bölgesel ve uluslararası ilişkiler duygusallığa ve geleneksel politikalara değil, değişim ve dönüşüm sürecine uygun olarak yürütülür. Ankara’nın alacağı stratejik kararları iç politikada ve devletin iç dinamiklerine kabul ettirmesi zor olmaz. Önemli olan Suriye’de objektif düşünüp gerçekçi bir politikayla sürecin içinde yer almaktır.  Bunun için operasyonlar için gün, saat, dakika vermenin bir anlamı ve önemi yok. Bunları söyleyip kendisini bağlamak ve adım atamamak daha olumsuz sonuçlar doğurur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir