DR.MUSTAFA PEKÖZ:BAKÜ-ANKARA ARASINDAKİ KRİZİN ARKA PLANI

Son günlerde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki politik gerilim durulmuyor. Azerbaycan devleti önce okullarda daha sonra bütün devlet dairelerinde ‘baş örtüyü yasaklayan bir kararname’ yayınladı. Bu karara karşı özellikle Türkiye’de çok yönlü eleştiriler yapıldı, itirazlar ya da tepkiler geldi. Bu itirazların bazıları doğrudan Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’i hedefler nitelikte olmasına hatta dolaylı tehditler içermesine rağmen politik ve diplomatik bir krize dönüştürülecek düzeyde olmadığı çok açık. 

Ankara gerilimi düşürmek için ciddi geri adımlar atmaya başladı. Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan ile olan krizi çözmek için önemsediği ve ciddiye aldığı Başdanışmanlardan Oktay Saral’ı görevden aldı. İktidara yakın olan ve başörtüsü nedeniyle Azerbaycan’ı eleştiren çok sayıda kişi hakkında hukuki süreç başlatıldı.  Birçok kişi gözaltına alındı. Erdoğan, İlham Aliyev’in ‘Türk Devletler Örgütü’ toplantısına katılması için aradı. Bir bakıma özürlerini iletti. Ancak İlham Aliyev geri adım atmadı tersine krizi derinleştirdi. Demek ki sorun sadece Azerbaycan’ın okullarda uygulamaya koyduğu ‘Kılık Kıyafet Düzeni’ değil. Bu bakımdan Türkiye-Azerbaycan geriliminin politik/stratejik arka planı var.

Bugünkü Azerbaycan’ın Coğrafik, Nüfus ve Etnik Yapısı

 

Azerbaycan Cumhuriyeti, Batı Asya ile Doğu Avrupa’nın kesişim noktası olan Kafkasya’da yer alan bir ülkedir.  Azerbaycan’ın doğusunda Hazar Denizi, kuzeyinde   Rusya kuzeybatısında Gürcistan, batısında Ermenistan ve güneyinde  ise İran ile komşudur. Kendisine bağlı olan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin ise kuzey ve doğusu Ermenistan ile, güneyi ve batısı İran ile çevrilmiştir. Türkiye ile 17 km2’ sınırı bulunmaktadır.

Azerbaycan’ın yüzölçümü yaklaşık olarak 86.600 km2 olup Konya ilinin iki katıdır. Nüfusu ise yaklaşık 10 milyon olup İstanbul’un yarısıdır. Azerbaycan nüfusunun %94,8’i Azeri, % 1,7’si Lezgi, % 0,9’u Talıs, % 0.7’si Rus ve % 1,9’u ise değer etnik gruplardan oluşuyor. Nüfusun Dinsel dağılımı ise % 97,3’ü İslam/ Çok ağırlıklı olarak Şii, % 2,6’sı Hristiyan, % 0,1’i Dinsiz.

Ekonomik gücü enerjiye dayanıyor

 

2024 yılı verilerine göre Azerbaycan’ın GSYİH 272 milyar dolar olup Kişi Başına Düşen Milli Gelir yaklaşık 7.800 dolardır. Azerbaycan Hazar Denizi kıyılarında doğal gaz ve petrol gibi önemli enerji kaynaklarına sahiptir. Bu nedenle ülkenin ihracatının ve bütçe gelirlerinin önemli bir kısmı enerji sektörüne dayanmaktadır.

1918’den 1991’e Azerbaycan

Rusya’da Ekim 1917’de Çarlık Rusya’sının yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin kurulmasından sonra Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulur. Nisan 1920’de ise Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulur ve kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’ne katılma kararı alınır.

 Aralık 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan da ‘bağımsızlığını’ ilan etti.  1991-1994 yılları arasında, Birinci Dağlık Karabağ Savaşı 1994 yılında sona erdiğinde bölge fiilen Ermenistan’ın etki alanına girdi. Bağımsızlık ilanından sonra ilk cumhurbaşkanı olan Ayaz Mutallibov görevden ayrıldı ve 1992’de Türkiye’nin çok aktif olarak desteklediği Ebulfez Elçibey cumhurbaşkanı seçildi.  Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında özellikle 1993’te  Azerbaycan’da  askeri, politik ve ekonomik krizlerin oluşmasına yol açtı.  Aynı yıl Gence’de Albay Suret Hüseynov’un başını çektiği askerî ayaklanma sonrasında ülkede iç savaş eşiğine geldi. Elçibey istifa etmek zorunda kaldı. Haydar Aliyev ülkede istikrarı sağlamak için Bakü’ye davet edildiğinde Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin lideriydi. Haydar Aliyev’in Azerbaycan’a getirilmesi Rusya’nın özel olarak planladığı politik ve askeri bir hamleydi. Bu dönemden sonra Azerbaycan hızla yeniden Moskova’nın egemenlik alanı haline geldi.

1993 yılı Azerbaycan’da Aliyev Ailesinin başlayan dönemi

Haydar Aliyev uzun yıllar Sovyetler Birliği’nin ünlü istihbarat örgütü olan KGB’nin Azerbaycan sorumlusu olarak görev yaptı.  1976’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Merkez Komitesi Politbürosu’nun Yedek Üyeliğine ve  Kasım 1982’de  ise  asıl üyeliğine seçildi ve Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Bakanlar Kurulu Birinci Yardımcısı olarak görev aldı.

Haydar Aliyev Bakü’ye geldikten sonra önce Azerbaycan Parlamentosu’nun (Milli Meclis) başkanı oldu.  Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in Bakü’den ayrılmak zorunda kalmasıyla fiilen ülke yönetimini üstlendi ve Ekim 1993’te yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçildi.  Haydar Aliyev’in cumhurbaşkanı olmasıyla Azerbaycan’da daha merkezi ve güçlü bir yönetim oluşturuldu. Bu dönemde: Rusya’nın aktif desteğiyle devletin stratejik kurumlarını yeniden reorgenize ederek iç politik istikrarı sağlayıp 1994’te Karabağ cephesinde ateşkesin imzalamasını sağladı. Haydar Aliyev, 2003 yılında görevini bıraktı ve yerine oğlu İlhan Aliyev geçti. Böylelikle 1994 yılından beri yani kesintisiz olarak 32 yıldır ALİYEV’LERİN iktidarı devam ediyor.

2017 yılında yapılan seçimlere İlham Aliyev yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra  sistemin tek merkezden yönetilmesi için önemli kararlar aldı. Otoriterleşen bir devlet yapısıyla gücü kendisinden topladı ve adeta Azerbaycan Aliyevler Devleti haline geldi.  Eşi Mihriban Aliyev, 2017 yılında oluşturulan “Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcılığı” görevine atayarak devleti evin içine taşıdı. Cumhurbaşkanı ve Birinci yardımcısı eş olarak aynı ortamda yaşamalarıyla devlete dair stratejik kararlar sabah kahvaltısında ya da akşam yemeğinden alınıyor denebilir.

2020 yılındaki İkinci Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında Dağlık Karabağ ve 7 bölgenin yeniden Azerbaycan’ın eline geçmesi, Aliyev’in iktidar gücünü tartışmasız hale getirerek adeta mutlak lider olarak görülmeye başlandı. Aliyev, bölgesel ve uluslararası alandaki değişimlere göre Azerbaycan’ın güç dengelerindeki yerini yeniden tanımlamaya başladı. Türkiye ile Azerbaycan arasında artarak devam eden krizin arka planı budur.

Bakü, Ankara’ya el yükselti

 

Azerbaycan devletine yakın olan Apa.za sitesinde ‘Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Neden Ankara’ya Gitmedi’ isimli bir makale yayınlandı. Makalede; “Azerbaycan’a karşı aşağılayıcı, aşağılayıcı bir yaklaşımdır; bağımsızlığını reddeder. Ayrıca “bir ulus, iki devlet” ilkesinin tamamen çarpıtılmış bir yorumudur” değerlendirmesini yapıyor.   Makalede başka önemli iddialar var: “Bu süreç bazı acı gerçekleri de ortaya çıkardı. Gerçek şu ki, hiçbir ülke Azerbaycan’a karşı bu kadar tehdit ve hakaret görmemiştir; hatta ikili ilişkilerde farklı zamanlarda çeşitli sorunlar, hoşnutsuzluklar, çelişkiler ve gerilimler ortaya çıksa bile. Bu, Türk toplumunun batıl inançlara ve gerilemeye sürüklendiğini bir kez daha gösteriyor.

Bugün, Türk toplumunun çok ciddi bir kutuplaşma ve iç çelişkiler sorunuyla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Amaçlarına ulaşmak için hükümet, radikal dindarlığı teşvik eder ve devletin temellerini zayıflatacak akımlar için fırsatlar yaratır.

Azerbaycan, bu saldırıyı İran’dan beklerken, Türkiye’yi kardeşi olarak nitelendirdiği en ağır darbeyi aldı. Saldırganlar iktidardaki AKP ve onun destekçileri olan İslamcı-Nursu gruplarıydı.”

Birincisi, Azerbaycan hakaret ve tehditlerle karşı karşıya kaldı.

İkincisi, Türk toplumu ciddi bir kutuplaşmayla ve iç çelişkilerle karşı karşıya

Üçüncüsü, İktidarı kast ederek ‘radikal dindarlığı teşvik eden ve devletin temellerini zayıflatan akımların gelişmesine fırsat yaratılıyor

Dördüncüsü, Türkiye’de Azerbaycan’a saldıranlar AKP ve desteklediği İslamcı-Nurcu gruplar olduğunu belirtiyor.

Beşincisi, Azerbaycan’a yönelik saldırının İran’dan geleceği beklenirken Türkiye’den gelmesi şaşırtıcı olduğu vurgulanıyor.

 

Aliyev Ankara’ya gelmedi ama “Erdoğan da Bakü’deki toplantılara gelmedi”

 

Dışişleri Bakanlığı ama özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Toplantısına katılması için ciddi bir çaba gösterdi. Bahçeli dahi devreye girdi ama gelmedi. Çünkü Aliyev’in “önceden belirlenen programa göre, devlet başkanı 30 Ekim’de Azerbaycan’da düzenlenecek FIFA U-15 Dünya Kupası’nın kapanış ve ödül törenine katılacak” diyor.

Makale Aliyev’in gelmemesinin gerekçeleri sıralanırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumunu örnek gösteriyor: “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Temmuz 2024‘te Şuşa’da düzenlenen AGİT’in gayri resmi zirvesine katılmadı. O dönemde Erdoğan, FIFA Dünya Kupası’nda Türkiye ile Hollanda arasındaki maçta yer aldı. Şuşa zirvesi, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından temsil edildi.

Ayrıca Erdoğan, Mayıs 2026’da Bakü’de düzenlenen Dünya Kentsel Kalkınma Forumu’nun (WUF13) 13. Oturumu’na katılmadı. Türkiye, bu prestijli etkinlikte bakanlar düzeyinde temsil edildi. Son olarak, Erdoğan bu yıl 15 Ekim’de Bakü’de düzenlenen Asya’da Etkileşim ve Güven Oluşturma Önlemleri Konferansı’nın (CICA) 7. Zirvesi’ne katılmadı. Türkiye’nin temsilcisi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından etkinlikte bulundu.”   Aliyev’in gelmemesinin gerekçeleri sıralanırken de “Elbette, bir devlet başkanının başka bir ülkede düzenlenen bir etkinliğe katılıp katılmayacağını belirleyen nesnel ve öznel nedenler vardır. Ancak, diplomasi konusunda her şeyin birbirini dışladığı unutulmamalıdır. Son süreçlerde, Azerbaycan toplumu Türkiye’deki bazı çevrelerin gerçek yüzünü ve niyetlerini gördü.”

Burada esasen AKP iktidarını kast ederek “Azerbaycan toplumu Türkiye’deki bazı çevrelerin gerçek yüzünü ve niyetlerini gördü” cümlesi dikkat çekti. Bu analiz aynı zamanda Bakü’nün Ankara’ya yönelik politikalarının geleceğine dair bir fikir veriyor. Aliyev diyor ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi benim de önceliklerim var. Sen nasıl gelmiyorsan yardımcını veya dışişleri bakanınını gönderiyorsan ben de  Dışişleri Bakanımı gönderiyorum. Yani “Kimse kimsenin abisi değil, eşit diplomatik ve politik ilişki. Kimsenin kimseden üstünlüğü yok” diyor.

Azerbaycan’a tepkinin esas nedeni İsrail ile olan ilişkiler mi?

Azerbaycan’daki algı şu: Ankara’da Bakü’ye eleştiri adı altında oluşan öfkenin nedeni, Azerbaycan-İsrail ilişkileridir. İsrail’in Azerbaycan ile ilişkileri tahmin edilenden çok daha derin ve kapsamlıdır. İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin Azerbaycan’dan ayrılırken helikopterinin düşürülmesinin arkasında İsrail olduğuna dair çok ciddi bir algı var.  Azerbaycan’ın sokaklarında halka sorduğunuzda Dağlık Karabağ’ın kurtarılmasında kim Azerbaycan’a destek verdi: % 90’ı bunun İsrail olduğunu söyler.

Azerbaycan ile İsrail arasında Askeri, diplomatik/politik ve ekonomik ilişkiler çok yoğun ve derindir. Öyle ki Azerbaycan’ın askeri güvenlik stratejisi İsrail tarafından organize ediliyor.  Bakü’deki algı, Ankara’nın Azerbaycan’a yönelik esas tepkisin arka planında İsrail var, Bunu açıkça ifade edemedikleri için Baş Örtüsü bahanesi gündeme getirildi. Makalede “Öte yandan, Türkiye’nin İsrail ile kendi iş birliği ilişkilerine dair birçok gerçek ortaya çıktı ve bunların hiçbiri resmi olarak inkar edilmedi. Peki, neden Azerbaycan’daki durumu ciddiye almamız gerekiyor? Türkiye’de ise bu süreç, Ekim başında daha şiddetli bir biçimde yeniden alevlendi; İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun BM oturumunda konuşması sırasında Azerbaycan temsilcisinin salonu terk etmemesi gerekçesiyle gerçekleşti.”

 Azerbaycan’ın hedefindeki iki isim

Birincisi; Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine aday gösterdiği Feridun Hadi Sinirlioğlu’dur. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı “Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Bakanı Lana Zaki Nusseibeh’i Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri görevine aday gösterilmesini” memnuiyetle karşıladıklarını açıkladı.  Bu açıklama Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerilimden kaynaklandığı açıklandı. Bir tepkisel hareket olsa da belirleyici olan bu değil.

Peki Nedir? Makalede Feridun Sinirlıoğlu için şunları belirtiliyor: “uzun yıllardır Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olan, kendilerini toplumdan üstün gören ve halkın değerlerinden uzak olan “monshers” (kibar aristokratik hırslı) grubuna aittir. Tarihsel olarak, bu sınıf her zaman Azerbaycan ve Türk dünyasına karşı yukarıdan aşağıya ve kibirli tavrıyla ayırt edilmiştir.

Asıl nokta, Feridun Sinirlioğlu’nun Ermenistan ile tek taraflı bir yakınlaşma için lobi yapmasıyla tanınmasıdır. 2018’de, Azerbaycan toprakları işgal altındayken, Ermenistan ile sınırların tek taraflı açılması fikrinin başlıca lobicilerinden biriydi.

İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra, Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapan eşiyle birlikte, “Ermenistan ile sınırlar neden Azerbaycan için kapalı kalsın?” çizgisini savundu ve resmi Bakı’nun çıkarlarını görmezden gelmeye çalıştı. Bu konuda, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi müzakerelerinden sorumlu özel temsilcisi Sardar Kılıç ile aynı tutumu savunuyor.

Feridun Sinirlıoğlu, AGİT’in Genel Sekreteri veya diğer uluslararası görevler için sadece Azerbaycan’ın ulusal ve stratejik çıkarlarını değil, aynı zamanda Türkiye’nin kendi ulusal ve stratejik çıkarlarını feda etmeye hazır bir siyasi geçmişe sahiptir.”

Sinirlioğlu için ileri sürdüğü iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde çok yönlü değerlendirmeler yapmak mümkün. Ancak mesele bunun çok ötesinde olup Azerbaycan’ın Sinirlioğlu hakkındaki tutumunun hiçbir şekilde değişmeyeceğini ve kesinlikle destek vermeyeceklerini söyleyebiliriz. Azerbaycan’ın uluslararası ilişkilerde etkili bir gücünün olmaması ayrı bir konu. Burada ön plana çıkan Ankara’ya yönelik politik tutumudur.

 İkinci isim ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dır. Aliyev’e yakın Azerbaycan medyasında çıkan haberlerden: “Fidan’ın bazı sivil toplum temsilcileriyle görüşmeleri üzerinden ‘içişlerine müdahale’, ‘kaos’ ve hatta ‘darbe’ çağrışımı yapan iddialarda bulunduğu belirtildi. Ayrıca Bakü’de toplanan Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) 7. Zirvesi kapsamındaki oturumdu. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuşmasına başlarken Fidan ve beraberindeki Türk heyeti salondan ayrıldı. Aynı protestoya 10’dan fazla ülkenin temsilcilerinin de katılması” Aliyev yönetimi tarafından sert bir tepkiyle karşılandı.  Bu iki durum nedeniyle Dışişleri Bakanı Fidan Azerbaycan’ın hedefinde bulunuyor.

Azerbaycan, Sinirlioğlu ve Fidan ile zorunlu olmadıkça diplomatik bir ilişki kurmayacaktır. Özellikle Fidan için zor bir durum söz konusudur. Erdoğan’ın Azerbaycan’ın baskısıyla Dışişleri Bakanını görevden alması sanırım pek olası görünmüyor.

Azerbaycan, Türkiye ile ekonomik ilişkileri gözden geçirecek

Azerbaycan ile Türkiye arasında ekonomik ilişkiler oldukça geniştir. Petrol ve doğal gaz bakımından çok kapsamlı bir ilişki mevcut. 1768 km uzunluğundaki Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattında günlük 1 milyon varil petrol akıyor. Ayrıca Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE)  Doğal Gaz  Boru hattı ve TANAP Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyan Doğal Gaz Boru hattı bulunuyor. Bu bakımdan Ankara-Bakü ilişkilerinin stratejik yönünü belirleyen enerji koridorudur. Azerbaycan’ın inşaat dahil alt yapısı başta olmak üzere bir çok stratejik yatırımında Türkiye kökenli şirketler bulunuyor.  Azerbaycan enerji işbirliği dışında diğer yatırımlara Türkiye kökenli şirketlere önemli yaptırımlar getirebilir. Bu durum sorunlu olan Türkiye ekonomisinde ciddi sorunlara yol açabilir.

Sonuç: Ankara-Bakü ilişkilerindeki kriz bir anda çözülecek bir mesele olmadığı artık görülüyor. Bunun arka planında bölgesel ilişkiler ve çıkarlar bulunuyor. Öyle görünüyor ki, ilişkilerin çözülmesi için taviz verecek olan Ankara’dır. Bu tavizin boyutu ne olur? Sınırları nedir? Önümüzdeki günlerde çok daha fazla netleşecektir. Bugünkü tablo; Bakü, Ankara’ya karşı el yükseltti. Ankara da tansiyonu düşürmek için geri adım attı ve taviz verdi. Peki nereye kadar?

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir