AnalizGüncel Haberler

KEN CAO: JAPONYA’NIN BU SEFERKİ DÖNÜŞÜ NEDEN FARKLI?


 On yıllardır Japonya, yavaş ilerleyen bir ülke olarak görülüyordu. Yaşlanan nüfus, durgun büyüme, “kayıp on yıllar” hakkında bitmek bilmeyen konuşmalar. Ama bir şeyler değişti. Ve tetikleyici iç reform veya çığır açan bir yenilik değildi. Çin’di. Şu anda izlediğimiz şey sadece diplomatik bir değişiklik değil, Japonya’nın uyanışının ilk aşamaları ve tarih bize Japonya bir amaçla uyandığında işlerin çok hızlı ilerleyebileceğini gösteriyor.

10 Nisan’da Japonya en son Diplomatik Mavi Kitabını yayınladı. En çarpıcı değişiklik, Japonya’nın Çin ile ilişkisini tanımlama biçiminde önemli bir düşüş oldu. Daha önce Japonya, Çin’i uzun zamandır “en önemli ikili ilişkilerinden biri” olarak tanımlıyordu. Şimdi ise bu ifadeyi sessizce “önemli bir komşu ülke” olarak değiştirdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, 10 Nisan’da düzenlediği olağan basın toplantısında, Çin-Japonya ilişkilerindeki mevcut durumun temel nedeninin Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin Tayvan hakkında “yanlış açıklamalar” yapması, güveni ihlal etmesi, ikili ilişkilerin siyasi temelini zedelemesi ve savaş sonrası uluslararası düzeni sorgulaması olduğunu söyledi. Çin, Japonya’yı iki ülke arasındaki dört siyasi belgeye uymaya ve somut eylemlerle hatalarını düzeltmeye çağırdı.

Açıkça görüldüğü üzere, Pekin, Japonya’nın ilişkileri proaktif bir şekilde geri plana atmasından endişe duyuyor ve bu nedenle Japonya’dan ikili ilişkilerin siyasi temelini korumak için harekete geçmesini talep ediyor. Bu hamle, Japonya’nın stratejik algısında temel bir değişime işaret ediyor; Çin’i kilit bir ortak olarak görmekten, önemli ama düşmanca bir komşu olarak görmeye geçişi gösteriyor. Bu sadece diplomatik bir ifade değişikliği değil, Japonya’nın ulusal kalkınma hedeflerinin yeniden tanımlanması ve tarihi bir dönüm noktasıdır.

Japonya’nın tarihine baktığımızda, ulusal hedeflerin ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. II. Dünya Savaşı’ndan önce Japonya’nın amacı açıktı: ulusu ve orduyu güçlendirmek, güç kullanarak genişlemek, Asya’ya hakim olmak ve sözde “Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı”nı kurmak. Meiji Restorasyonu’ndan Çin-Japon Savaşı ve Rus-Japon Savaşı’na kadar Japonya, Çin ve Rusya’yı yenerek hızla yükseldi. Bu, hırs, birlik ve kararlı eylemlerle dolu bir dönemdi.

1.Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya, ulusal hedefini barışçıl kalkınma olarak yeniden tanımladı; dünya çapında bir ekonomik güç merkezi ve yüksek teknolojide lider olmak. 1970’ler ve 1980’lerde Japonya gerçekten de dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmiş, yarı iletkenler, otomobiller ve hassas aletlerde küresel lider olmuştu. Bu, net bir yön ve güçlü bir motivasyonla beslenen Japonya’nın altın çağıydı.

Ancak, 1990’larda balon ekonomisi patladıktan sonra Japonya, 30 yılı aşkın bir durgunluk dönemine girdi; bu döneme “Kayıp On Yıllar” denildi. Büyüme durdu, borç arttı, yaşlanma hızlandı ve rekabet gücü düştü. Japonya’nın eski teknolojik ve ekonomik üstünlük hedefi giderek ulaşılamaz hale geldi. İnovasyon zayıfladı, gençler hırslarını kaybetti ve toplum durgun bir atmosfere büründü.

Bugün, Japonya’nın siyasi, iş ve akademik çevreleri yeni bir birleştirici ulusal hedef arıyor. Shinzo Abe döneminde Abenomics ekonomiyi canlandırmaya çalıştı ancak sınırlı başarı elde etti. Sonraki liderler çoğunlukla yeni bir yön belirlemeden kademeli düzeltmeler yaptı.

Bu stratejik belirsizlik anında, Çin, Japonya’yı etkili bir şekilde “harekete geçirdi”. Son yıllarda Çin, ülke içinde Japonya karşıtı duyguları yoğunlaştırdı. Takaichi iktidara geldikten sonra, Pekin’in eleştirileri Japon milliyetçiliğini daha da alevlendirdi. Takaichi’nin sert duruşu da popülaritesini artırdı.

Japon kamuoyunun Çin’e karşı tutumu, ekonomik ortaktan düşmanlıkla dolu stratejik rakibe doğru keskin bir şekilde kötüleşti. Anketler, Çin’e karşı olumlu tutumun tarihi düşük seviyelere düştüğünü gösteriyor. Bu dış baskı, Japonya’nın yeni bir ulusal hedef keşfetmesine yardımcı oldu: Çin ile rekabet etmek ve onu yenmek.

Tarih, bir ülkenin net bir düşmanı ve hedefi olduğunda, halkını birleştirebileceğini ve potansiyelini ortaya çıkarabileceğini gösteriyor. 1868’deki Meiji Restorasyonu’ndan sonra, Japonya’nın ilk stratejik hedefi Çin’i yenmekti. Birinci Çin-Japon Savaşı’nda (1894-1895), Japonya Qing hanedanını yenerek toprak kazandı ve genişlemesini başlattı. Rus-Japon Savaşı’nda (1904-1905), Japonya Rusya’yı yenerek ulusal özgüvenini artırdı.

Japonya’nın üçüncü hedefi Amerika Birleşik Devletleri’ni yenmekti, ancak II. Dünya Savaşı’nda feci bir şekilde başarısız oldu ve sonrasında barışçıl kalkınmaya yöneldi.

Şimdi, tarih bir döngüyü tamamlıyor gibi görünüyor; Japonya bir kez daha “Çin’i yenmek”i yeni bir ulusal hedef olarak tanımlıyor. Bu sadece intikam değil, stratejik bir seçim. Net bir hedefle, politika yönünü ekonomik, teknolojik, askeri ve diplomatik alanlarda haklı çıkarmak daha kolay hale geliyor.

Japonya’nın Çin ile ilişkilerini düşürmesi, iç politikada net bir sinyal veriyor: Çin artık en önemli ortak değil, stratejik bir rakip. Ayrıca, savunma harcamalarını artırmak, karşı saldırı yeteneklerini geliştirmek, anayasayı revize etmek, ABD-Japonya ittifakını güçlendirmek, Hint-Pasifik koalisyonları kurmak, yarı iletken ihracat kontrollerini sıkılaştırmak ve Tayvan ile bağları derinleştirmek gibi daha güçlü politikalar için zemin hazırlıyor.

Çin, Japonya’yı yeniden harekete geçirmede etkili bir katalizör görevi gördü. Son 30 yıldır Japonya’nın güçlü bir dış rakibi yoktu. Amerika Birleşik Devletleri’ni rakip olarak göremezdi ve diğer ülkeler aynı seviyede değildi. Ancak Çin, hem yetenekli hem de uygun bir rakiptir.

Sonuç olarak, Japonya artık durgunlukla yetinmiyor. Çin ile rekabet bayrağı altında ulusal kimliği yeniden şekillendirmeyi, toplumu birleştirmeyi ve yapısal reformları ilerletmeyi hedefliyor.

Bu değişim, Çin-Japonya ilişkileri için benzeri görülmemiş riskler getiriyor. Durgun bir rakip tehlikeli değildir, ancak yeniden uyanmış, hedef odaklı bir rakip tehlikelidir. Japonya bir zamanlar Çin’i yenme hedefiyle yükselmişti ve şimdi bu hedefi yeniden belirlemiş gibi görünüyor.

Sanae Takaichi hükümeti yakında koordineli önlemler alabilir: ulusal güvenlik stratejisini gözden geçirmek, Çin’e yönelik ekonomik güvenlik incelemelerini sıkılaştırmak, ABD ve Hint-Pasifik ortaklarıyla askeri bağları derinleştirmek, “Tayvan’daki bir olasılık Japonya’daki bir olasılıktır” anlatısını desteklemek ve uluslararası forumlarda Çin’e meydan okumak.

Bunlar izole eylemler değil, Çin ile rekabet etmeye odaklanan sistematik bir stratejinin parçasıdır.

Bu nedenle, Japonya’nın ilişkilerini düşürmesi bir hazırlıktır. Gelecekteki kalkınmayı yönlendirmek için “Çin’i yenmeyi” yeni bir ulusal hedef olarak konumlandırıyor. İlerleyen dönemde, Çin-Japonya ilişkilerindeki riskler, Çin-ABD ilişkilerindeki riskleri aşabilir ve Çin’in en zorlu dış meydan okuması haline gelebilir.

NOT: Bu makale Yazarın ‘Çin Günlüğü Krizi’ medyadaki bloğundan yayınlanmıştır. Görüşleri yaşarın kendisini bağlar. Japonya’daki değişimi anlamak bakımından yayınlamayı uygun gördük.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir