DR.MUSTAFA PEKÖZ: KAŞİF KOZİNOĞLU SORUŞTURMASINDA OKLAR KİMİ YÖNELDİ

   

 

 

2011 yılında Ergenekon dosyasında Silivri cezaevinde tutuklu bulunan ve mahkemeye çıkmasına bir kaç gün kala koğuşunda öldüğü belirtilen MİT üst düzey sorumlularından Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü yeniden gündeme geldi.

Geçtiğimiz günlerde soruşturma savcısı, Kaşif cezaevinde Kozinoğlu’na farklı ilaçların verilip verilmediğini tespit emek için ‘feth-i kabir kararı’ yani mezarı açılarak bazı örneklerin alınmasına karar verdi. 

Koğuşunda öldüğü dönemde başlatılan soruşturmada ‘kalp krizi-doğal ölüm’ olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verilerek dosya kapatılmıştı. Ancak aradan 15 yıl geçtikten sonra Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kaşif Kozinoğlu soruşturmasını yeniden açmaya karar verdi. Soruşturmada önemli delil niteliğinde olabilecek koğuş görüntüleri ortaya çıktı. Kozinoğlu’nun ölümü nedeniyle  dönemin cezaevi idaresinde sorumlu olan bir çok yetkili ve görevli aynı zamanda koğuşta birlikte kalan Emekli Hasan Atilla Uğur ve Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım soruşturmaya dahil edildi.

Soruşturmanın kapsamı genişletilerek 10 infaz koruma memuru gözaltına alındı, bunlardan 1’i tutuklandı.  cezaevine gelen ambulansta görevli 2 acil tıp teknisyeni tutuklandı. Dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ve cezaevi savcısı Necip Doğan gözaltına alındı; her ikisi de tutuklandı. Gazeteci Selahattin Günday, “istihbarat faaliyetiyle ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla tutuklandı. Ayrıca “suç örgütü kurmak ve yönetmek” iddiasıyla ikinci kez tutuklandı.

Aynı şekilde tasarlayarak adam öldürmek suçundan haklarında soruşturma açıldığı anlaşılan Kaşif Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan Emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım gözaltına alındı, ancak tutuklanmadılar; ev hapsiyle adli kontrol uygulandı.  Gerekçe yaşları gösterildi. Peki tutuklanan diğer şüphelilerin yaşları tutuksuz yargılanmaya uygun değil miydi? Yoksa bu iki asker tutuksuz yargılanarak aynı zamanda birilerine mesaj mı verildi?

Ortaya çıkan deliller son derece ciddi ve soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte olduğu görülüyor. Özellikle koğuştaki görüntüler okların  Emekli Albay Hasan Atilla Uğur ‘a ve emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’a yönlendirdi. Bu iki emekli asker soruşturmanın merkezine oturmaya başlamasına rağmen tutuksuz yargılanmalarına karar verilmesi, soruşturmada sonuna kadar gidileceği ve dosyanın bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılacağına dair kuşkular oluşturmaya başladı. 

 

Öncelikle şu noktanın altını çizmekten yarar var: Ceza hukukunda kararlar hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesin delillere dayanır. Karar kesin ve net olur. %1 şüphe varsa dahi bu sanık veya şüpheli lehine kullanılır. Bu nedenle Kaşif Kozinoğlu dosyasında kimin suçlu olup olmadığını, kimin bu sürecin içinde olup olmadığını peşinen  bir karar veya hüküm verilemez. Bu dosyanın bir cinayet olarak hukuki bir yönü var. İkincisi bu ölümün politik arka planı var. Bu ikisinin birbiriyle bağlantılı bir durum oluşturduğunu belirtelim.

 

Hasan Atilla Uğur Gazetecilere başka konuşuyor Savcıya başka

 

Hasan Atilla Uğur, Silivri Adliyesi’ndeki tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra   gazetecilere yaptığı açıklamada  “Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük kahramanlardan olan, benim de koğuş arkadaşım ve silah arkadaşım, birlikte terörle mücadeleyi de üsteğmen rütbesiyle birlikte yapmış olduğumuz Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmesi neticesinde, tekrar soruşturma başlatılması üzerine buraya geldim. Bu konuda da kitaplar yazan, televizyon programlarında söyleyen bir emekli Türk subayıyım. Bu soruşturmanın açılmasını çok değerli ve önemli buluyorum. Elbette ki bu soruşturmada şüpheli sıfatıyla burada olmak beni hicap duymama sebep oldu. Bundan dolayı üzüntü içerisindeyim ama çok yakın bir gelecekte gerçeğin anlaşılacağı ve özellikle Fethullahçı yapılanmanın o dönemde de, bu dönemde de hala bir takım faaliyetler içerisinde olduğunu belirlenmesi açısından bu soruşturmanın neticesinin ortaya çıkmasını çok değerli buluyorum.” Burada ilginç olan klasik bir yöntemle “Fethullahçı yapılanmanın o dönemde de bu dönemde de hala birtakım faaliyetler içerisinde” olduğunu belirterek dikkat dağıtıyor. Örneğin gazetecilere, savcılığın hangi soruları sorduğunu, kendisinin ne cevaplar verdiğini anlatmıyor. Olay günü koğuştaki durumunu anlatan bir video basına sızdı. Bununla ilgili tek bir kelime etmiyor. Ama ‘emekli bir Türk subayı’ olduğuna özenle dikkat çekiyor. Koğuş arkadaşının ölümünden sorumlu olarak şüpheli sıfatıyla hakkında ‘Tasarlayarak Adam Öldürmek Suçunda’ soruşturma açılmasının nedeni konusunda tek bir kelime etmiyor. Bunundan dolayı ‘ev hapsi’ verildiğini anlatmıyor,

Hasan Atilla Uğur, Savcılıkta sorulan çok kritik soruların tamamına ‘HATIRLAMIYORUM’ diyor. Örneğin 2011 yılındaki ifadesinde kendisinin kullandığı  ‘dil altı bir habı Kaşif Kozinoğlu’na verdiğini belirtmiş ama şimdiki ifadesinde bunu hatırlamadığını söylüyor. Koğuş videosundaki bazı hareketleri soruluyor? Cevap: Hatırlamıyorum. Hem de video izletilerek sorular soruluyor. Tek bir cevabı var: HATIRLAMIYORUM. 2011 yılında savcılığa vermiş olduğu eski ifadesindeki çelişkiler soruluyor. CEVAP: BU İFADE BANA AİT DEĞİL. Yani imzaladığı ifadesini inkâr ediyor.

Kimdir Hasan Atilla Uğur?

Hasan Atilla Uğur’un Askeri Geçmişi

19 Aralık 1957, Ankara doğumlu. 1975 yılında  Kuleli Askeri Lisesinden mezun olan Uğur, aynı yıl Kara Harp Okuluna giriyor ve  1979’da jandarma teğmen rütbesiyle mezun olmuş.  Piyade Okulu ve Jandarma Subay Okulunu bitirdikten sonra Foça‘da bulunan Jandarma Komando Eğitim Komutanlığında komando eğitimi almış,

Hasan Atilla Uğur, ‘1981 yılından itibaren başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Jandarma Birlik Komutanlığında’ görev alır. Yaklaşık 7 yıl Kürt bölgesinde kalır. Ayrıca değineceğimiz gibi birçok faili meçhul cinayetin işlemesinde ismi geçer. 1998 yılında Antalya’da bir grup PKK’linin Antalya il kırsalına geldiği iddiasıyla bölgede yapılan operasyonu yönetir.  1999 yılında Öcalan’ın Kenya‘da uluslararası bir operasyonla yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinden sonra ‘İmralı Sorgu Ekibinde’ aktif görev aldı.

2000-2001 yıllarında Hizbullah‘a karşı yapılan operasyonlarda görevler aldığı, 2002-2004 yılları arası Jandarma Teknik İstihbarat Daire Başkanlığı görevinde bulunduğu belirtilir.

 Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı görevindeyken, Oğlu Oğuzhan Uğur tarafından yönetilen BaBaLa Tv’de katıldığı ‘Mevzular Açık Mikrofon’ programında “2002 yılında Gülen Hareketi ile ilgili kapsamlı bir rapor hazırlayarak Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanlığına ve Hilmi Özkök Genelkurmay başkanlığına sunduğunu fakat ciddiye alınmadığını” açıkladı.

2004-2005 yılları arası Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı, 2005-2007 yılları arasında da Çanakkale Eğitim Alay Komutanlığı görevinde bulundu. 2007 yılında bu görevde albay rütbesindeyken kendi isteğiyle emekli olmuş.

Ergenekon Soruşturması Kapsamında Önce Ceza Sonra Beraat

Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınan Uğur, Dönemin İstanbul Başsavcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulandı ve tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edildi. Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu da, Zekeriya Öz’ün talebine uyarak tutuklama kararı verdi.  “5 Ağustos 2013 tarihinde açıklanan mahkeme kararları sonucunda “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan, suçun işlendiği tarih göz önünde bulundurularak eski TCK’nin 147. maddesi gereğince, 20 yıl hapis cezasına, “Kişisel verileri ele geçirme” suçundan 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefetten” 2 yıl 3 ay hapis cezası aldı ve toplamda 29 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.”

Hasan Atilla Uğur, 5 yıl 8 ay 10 gün tutuklu kaldıktan sonra 10 Mart 2014 tarihinde tahliye oldu. Hakkındaki kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 21 Nisan 2016’da, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı bozdu. 2019 yılında 4. Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar yargılandı ve beraat etti.  

Hasan Atilla Uğur, Kızıltepe Faili Meçhul Dosyalarında Kurtarıldı

1990’lı yıllarda PKK ile yürütülen düşük yoğunluklu savaşta, bölge için belirlenen ‘özel güvenlik politikaları’ çerçevesinde devletin askeri ve istihbarat birimleri tarafından kontrgerilla savaş yöntemlerinin hemen hepsi uygulandı.

Bunun en belirgin olanı ise faili meçhul cinayetlerin gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiş olmasıydı. Hasan Atilla Uğur, bölgedeki faili meçhul cinayetlerin işlenmesinde birinci derecede sorumlu olduğuna dair iddialar ileri sürüldü.  Bu iddiaları destekleyen çok sayıda delilin ortaya çıkmasıyla hakkında soruşturma başlatıldı.  Hasan Atilla Uğur’un  Kızıltepe’de JİTEM Bağlantılı 22 faili  meçhul cinayetten  sorumlu olduğuna dair iddianamenin hazırlanmasından sonra dava, olay yeri Kızıltepe veya Mardin’de görülmesi gerekirken Ankara’ya alındı. 2019’da Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, “suç unsurlarının oluşmaması” gerekçesiyle beraat kararı verdi. Bölgede işlenen binlerce faili meçhul cinayetlerin sorumlularından biri olduğu iddia edilen Hasan Atilla Uğur, beraat ettirilerek, adeta korumaya alınarak aklandı.

 

 

Halbuki, Kızıltepe davası, Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin hukuki ve toplumsal hafızadaki yerinin anlaşılması bakımından son derece önemliydi. Mahkeme Hasan Atilla Uğur hakkında hukuken suç unsurlarının oluşmadığına karar vermesi, bir bakıma aklaması toplumsal hafızada bu davalar devletin geçmişle hesaplaşma kapasitesinin ne kadar sınırlı olduğunu ve esasen böyle bir sorunun olmadığını göstermiş oldu.

Hasan Atilla Uğur, Siyasete neden Vatan Partisinde dahası Perincek yanında katıldı.

12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimlerdeCumhuriyet Güçbirliği‘ adına Antalya ‘da milletvekili adayı oldu ve 200 civarında oy aldı.  Geçmişten beri Aydınlık Grubu ile yakın bir ilişkisi olan Hasan Atilla Uğur, 2018 yılında Vatan Partisine katıldı ve Perincek’in Başkan Yardımcısı oldu.  Ergenekon davalarından itibaren Perincek ile yakın iletişim haline olan, Kozinoğlu ile aynı koğuşta olması nedeniyle, Kozinoğlu’nun savunmalarının 100 sayfalık bölümünü yine Kozinoğlu’nun ailesinin onayı olmadan Aydın Gazetesinde yayınlanmasını sağladı. Doğal olarak Kozinoğlu soruşturmasının Vatan Partisi’ne ve Perincek’e uzayıp uzamayacağı merak edilen bir konu. Hasan Atilla Uğur’un Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı olması, Kozinoğlu’nun savunmasının bir kısmının Aydınlık Gazetesi tarafından yayınlanmış olması nedeniyle Perincek’in soruşturma kapsamına girme olasılığı tartışılmaya başlandı.

İlginç olan bir başka nokta da Perinçek grubu, Kozinoğlu hakkında ‘Çiller Özel Örgütü’ üyesi olarak sayfalar dolusu yazılar yazdı. Ölümünden sonra da ilginç bir şekilde daha önce yazdıklarını unutup aniden savunmaya geçti.  Kozinoğlu’na ait olduğu belirtilen savunmanın yayınlanmasının ve sahiplenilmesinin arka planında Hasan Atilla Uğur’un korunması mı var? Bu soru gündeme gelmeye başladı.

Kozinoğlu bir ittifakla tasfiye edilmiş olabilir mi?

Kozinoğlu’nun 1000 sayfalık bir savunma hazırladığı ve tahmin edilenden çok daha kapsamlı bilgiler açıklayacağı, mahkeme huzurunda vereceği ifadelerle sistem için dengeleri sarsacak bilinmeyen birçok olay aydınlatılacak, devlet içerisindeki ‘gizli’ ilişkiler önemli ölçüde deşifre edilecekti. En azında böyle bir algı var.

Bundan kimler nasıl etkilenecekti? Bu nedenle kim susturmak istedi? Bir grup mu yoksa birden fazla grup mu susturulmasını istedi. Örneğin, dönemin savcısı FETÖ ilişkisi nedeniyle görevden alınmış ve şimdi tutuklandı. Hasan Atilla Uğur ise tersine Ergenekon dosyasında   yargılandı ve şimdi şüpheli olarak ev hapsinde. Kozinoğlu’nun konuşması her iki tarafı da ciddi oranda sarsacağı için acaba ortak bir kararla mı ölmesi sağlandı.

Bugünkü verilere ve delillere dikkat edildiğinde Kozinoğlu’nun bir suikaste uğrama olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor. Eğer devletin içindeki güç odakları soruşturmaya müdahale etmezlerse ve soruşturma derinleştirilirse kimlerin bu eylemi yaptıkları, kimlerin talimat verdiği ortaya çıkartılır. Bunun ‘Ergenekoncu veya FETÖ grubu tarafından, yani ikisinden biri mi yaptı? En çok konuşulacak konunun bu olacağı açıktır.  

Peki şu soru sorulsa: Devlet içerisindeki bu iki grubun ittifakıyla gerçekleşmiş olabilir mi? Bu sorunun ciddi olarak düşünülmesi gerekir. Kozinoğlu, hazırlamış olduğu 1000 sayfayı geçen ve kaybedilen savunmasının merkezinde bu iki grup birden olabilir miydi? Devlet içi grupları ve bunların dengelerini, rekabeti, çatışmayı, kumpasları, oyunları, faili meçhul olayları aydınlatabilecek bilgiler mi verecekti? Kozinoğlu kendisini savunurken aslında kendisini kurtarmaya çalışırken vereceği bilgilerle Türkiye’deki güvenlik bürokrasisi-istihbarat-yargı ilişkilerinin karanlık yönünü mü ifşa edecekti?

Dikkat edilirse Ergenekoncu ekibe yakın duran Sözcü Yayın Grubu ve Onlar TV, Kozinoğlu’nun öldürüldüğünü açıkça ifade ediyorlar ama hedeflerinde Gülen Cemaati/FETÖ var. Hasan Atilla Uğur’u aklamaya özel bir önem veriyorlar. Tersine özellikle Youtbe üzerinden yayın yapan ve Gülen Cemaatiyle bağlantılı gazeteciler ise Kozinoğlu’nun öldürülmesinde dikkatleri özellikle Hasan Atilla Uğur’un üzerine çekiyorlar. Aslında Uğur üzerinden dönemin Ergenekon ekibini ve bugün dolaylı olarak AKP içerisinde belirli bir grubu hedef alıyorlar.   Türkiye’de yargı, son derece önemli olan bu tip olayları, Türkiye’nin demokratik geleneğini güçlendirmek, sistemin bağırsaklarını temizlemek, çürümüş devlet kurumlarını demokratik hukuk ilkesine göre yeniden dizayn etmek için gündeme getirilmiyor. Birbirlerine karşı bir güç olarak kullanmak için gündemleştiriliyor. Aralarında uzlaşı sağlandığında dosya hemen göstermelik kararlarla kapatılıyor. Kızıltepe Dosyasında Hasan Atilla Uğur’un beraat ettirilmesi gibi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kızıltepe Dosyasını yeniden açabilme kararlılığını gösterebilecek mi? Ya da Mehmet Ağar’ın Mumcu Cinayetinde bir tuğla çekilirse devlet çöker’ yerine tuğla çekilsin devlet kurumları yeniden inşa edilsin diyebilecek mi?

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir