Trump, 5. yılına giren Rusya-Ukrayna savaşında yeniden inisiyatif almaya karar verdi. Özel temsilcilerini Steve Witkoff ve Jared Kushner’ı Rusya’ya gönderdi. Cumartesi günü Putin ile 3 saatlik bir görüşme gerçekleştirdikleri açıklandı. Putin, 3 gün boyunca Kiev’e yönelik askeri operasyonları durdurduğunu açıklayarak ABD heyetine verdiği önemi göstermiş oldu. Görüşmeleri “yapıcı ve son derece açık sözlü” olarak nitelendiren Putin’in danışmanı Yuri Uşakov; “Görüşmeler sadece Ukrayna krizinin çözümüne dair fikir alışverişiyle sınırlı kalmadı, ekonomik konular ile Rusya ve ABD arasında karşılıklı fayda sağlayacak potansiyel büyük projeler de oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alındı.” Uşakov, ABD ile ilişkilerin çok yönlü boyutları bakımından verdiği mesajın diğer muhatapları da Avrupalı liderler olduğu söylenebilir. Uşakov görüşmenin oldukça verimli olduğunu ve ABD heyetinin çok kapsamlı bir hazırlıkla geldiğini belirtti.
Bu görüşmeden bir hafta önce CIA Başkanı John Ratcliffe, Moskova’yı ziyaret etti. Kamuoyuna pek yansımayan bu görüşme savaşın bugünkü durumu ve geleceğine dair önemli kararların alındığı belirtiliyor. Moskova tarafı görüşmeden memnun olduklarını, Ukrayna savaşının geleceğine dair ABD heyetiyle önemli ölçüde fikir birliği içinde olduklarını dolaylı olarak kamuoyuna yansıttılar. Rusya’nın nükleer savaş doktrinini değiştirerek Rusya’ya yönelik herhangi olası bir saldırı tehlikesi karşısında ‘önleyici savaş’ kuralları içinde nükleer silah kullanabileceği kararı, özellikle Avrupa kıtasında ciddi kaygılara yol açtı. Rusya bu mesajı başta Londra olmak üzere Brüksel merkezine verdi. Nükleer kriz kapıda mı sorusu gündeme gelirken hem CIA Başkanının hem Trump’ın özel danışmanlarının Moskova’yı ziyaret etmeleri sorunun önemini ve risklerini gösteriyor.
Rusya bütün zorluklara rağmen savaşı yürütüyor.
Rusya bu savaşı sadece Ukrayna’ya karşı yürütmüyor, dolaylı olarak NATO’ya karşı da yürütüyor. Her ne kadar NATO doğrudan savaşın içerisinde olmasa dahi İngiltere liderliğinde Almanya ve Fransa ama aynı zamanda bütün Avrupa Birliği ülkeleri Ukrayna’yı askeri, ekonomik ve politik olarak çok açık bir şekilde destekliyorlar.
Çin, Rusya’da doğal gaz ve petrol ithalatını çok önemli oranda arttırdı. Ekonomik desteği kesintisizce devam ediyor. Uluslararası ilişkilerde politik desteğini sürdürüyor. Ancak askeri desteği ise belirli sınırlar içinde tutuyor. Kuzey Kore, Rusya’nın yanında savaşmak üzere binlerce askerini Ukrayna’ya gönderdi. İran, savaşta kullanılmak üzere binlerce drone’u Rusya’ya teslim etti.
Rusya, Ukrayna Savaşı’nda önemli kayıplar verdi, askeri olarak önemli zorluklar yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Ekonomik olarak ciddi sorunlarla karşı karşıya kalan Rusya’nın küresel güç ilişkilerinde de önemli ölçüde izole olduğu söylenebilir. Moskova bütün zorluklara rağmen Ukrayna topraklarında ilerlemeye ve ekonomik olarak değerli bölgeleri kontrol etmeye devam ettiği görülüyor. Bugün Ukrayna topraklarının yaklaşık %23’ü Rusya’nın denetimine geçmiş bulunuyor. Bu toprakların tarımsal, enerji ve nadir elementler bakımından son derece önemli bölgeler olduğu belirtiliyor.
Avrupa, Ukrayna’ya desteğe devam edecek ama nereye kadar?
Son zamanlarda başta İngiltere olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin askeri olarak Kiev’i desteklemeye başladıkları görülüyor. Rusya’nın Ukrayna’da toprak kazanmaya veya kontrol ettiği bölgeleri genişletmeye devam etmesi, Avrupa için ciddi bir kriz olarak değerlendirilebilir. Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu ekonomik krizin merkezinde Ukrayna savaşı bulunuyor. Rusya ile açıktan bir savaşa girmemelerine rağmen hem Kiev askeri olarak desteklendi hem de Rusya’ya karşı ekonomik savaş ilan edildi. Bütün bunlara rağmen Rusya’dan istenilen sonucu elde etmiş değiller. ABD’nin aksine Ukrayna’nın toprak kaybetmesine karşı çıkıyorlar ve Zelensky’e bunu çok net olarak ifade ediyorlar. Çünkü mesele sadece Ukrayna topraklarının bir kısmının verilmesinin kabul edilmesi değil, esasen Rusya ile uzun erimli bir çatışma sürecine girmelerine zemin oluşmasıdır. Rusya ile yaklaşık 2200 km sınırı olan Baltık bölgesinde artma eğiliminde olan askeri-politik kriz Avrupa’nın geleceğinde yeni sorunları gündeme getirecektir. Ukrayna’daki savaşta ortaya çıkacak her sonuç Avrupa’nın geleceğini ciddi oranda etkileyecektir. Bu bakımdan ABD heyetinin Moskova’dan sonra pazar günü Kiev’e giderek Zelensky ile yaptıkları görüşmeden önce İngiltere, Fransa ve Almanya’nın Ulusal Güvenlik Danışmanları da bir gün önceden Ukrayna’ya giderek hem Zelensky ile görüştüler hem de Ukrayna’ya açık destek verdiklerini bir kez daha teyit ettiler.
Trump Yeniden Sahnede
ABD’nin Ukrayna politikası Trump yönetimi ile birlikte belirli bir değişikliğe uğradı. Trump savaşa son veren, barışı sağlayan bir lider olarak ön plana çıktı ve Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşı bitireceğini taahhüt etti. Hatta 15 Ağustos 2025 tarihinde Alaska’da Putin ile görüşerek somut adımlar atmaya karar verdi. Trump yönetiminin Ukrayna politikası çok açık bir şekilde Ukrayna’nın toprak tavizlerine dayanıyor. Trump çok açık bir şekilde Ukrayna yönetiminin Rusya’nın ele geçirdiği topraklarının önemli bir kesiminden vazgeçmesi gerektiğini hem Avrupa liderlerine hem de Zelensky’e çok net bir şekilde ifade etti. Trump’ın bu önerisi şiddetle reddedildi.
Trump kendisini dünyada savaşı bitiren, barış getiren hatta Nobel Barış Ödülüne layık olduğunu uluslararası kamuoyuna açıkladı. Gazze’de oluşturduğu uluslararası konsorsiyum ile Gazze’de savaşı bitirerek barışı getirdiğini ilan etti. Ancak bunun tersine ABD-İsrail ittifakıyla İran’a karşı savaş ilan etti. 29 Mart 2026 tarihinde başlayan savaşın en geç 3 hafta içerisinde biteceğini açıkladı. Ancak süreç Trump’ın istediği gibi ilerlemedi. İran özellikle askeri ve ekonomik olarak çok ciddi darbeler almasına rağmen beklenilen sonuç henüz elde edilmedi. Bugün savaş esasen Hürmüz Boğazı’nın kontrolü üzerinden yürümektedir. Burada henüz bir denge oluşmuş değil. Hürmüz Boğazı dünya enerji ticaretinin %20’sini oluşturuyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilere güvenli bir şekilde açılmamış olması küresel enerji krizini tetiklemekte ve bunun da dünya çapında toplumsal sorunlara yol açtığı görülmektedir. Doğal olarak bu krize yol açanın ABD ve Trump yönetimi olduğuna dair değerlendirmeler uluslararası ilişkilerde çok ciddi oranda tartışılıyor. Trump yönetimi Molla rejimi ile yaptığı bütün görüşmelerde bir sonuç elde edemedi. Bu nedenle Hürmüz Boğazı üzerinde askeri çatışmanın kontrollü bir şekilde devam etmesi, Trump yönetimini hem ABD’nin iç dinamiklerinde hem de uluslararası ilişkilerde zorlamaktadır. Trump’ın İran savaşında ABD’nin iç dinamiklerini ikna edebilecek ve inisiyatifi sağlayabilecek bir sonuç elde edememesi nedeniyle çok ciddi bir şekilde eleştiriye tabi tutuldu.
ABD’de yapılan kamuoyu yoklamalarında Trump’a olan desteğin %30’a kadar gerilediği görülmektedir. Özellikle Kasım 2026 ara seçimleri, Trump yönetiminin geleceği bakımından son derece önemlidir. Ara seçimlerde Trump yönetimi, Senato ve Kongre çoğunluğunu kaybederse, önümüzdeki 2 yıl içerisinde ne ciddi kararlar alabilir ne de etkinlik alanı kalır. Böylesi bir durum sadece Trump için değil Cumhuriyetçiler için hem ciddi bir yenilgi hem de Kasım 2028’de yapılacak olan seçimlerin yenilgisine nesnel bir zemin oluşturmuş olacak. Bu nedenle Trump, İran karşısında kaybettiği prestiji Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sonlandırarak yeniden kazanmak ve güçlü bir profil çizmek istiyor. Eğer Rusya ile Ukrayna’yı barıştırır, savaşı sonlandırır ise hem ABD’nin iç dinamiklerinde hem küresel güç dengelerinde yeniden etkinlik kurmuş olacak.
Ukrayna-Rusya Savaşı kısa sürede bitebilir mi?
Bu soruya şimdiden evet demek zor. Ancak öncelikli olarak Rusya ve Ukrayna bu savaşta ciddi oranda yoruldular. Rusya için ciddi sorunlar oluştursa da açıkça belirtmek gerekir ki Ukrayna savaşı kaybetti. Ukrayna ‘onurlu bir barış ve güvenlik garantisi’ istiyor. Bunun karşılığında topraklarının bir kısmını bırakmayı dolaylı olarak kabul ediyor. Ancak bu durumda Avrupa’nın yaklaşımı ön plana çıkıyor. Avrupa, Ukrayna’nın toprak tavizine sıcak bakmadığı bilinmekte ancak Zelensky dahası Ukrayna’da devlet anlaşmaya ‘evet’ derse, Avrupa liderlerinin yapacağı bir şey kalmaz.
ABD’nin önceliği şu; Önce Zelensky ile Putin’i buluşturmak ve hatta geçici ateşkesi sağlayacak bir anlaşmaya imza attırmak. Bu aşamada herkes askeri olarak kaldığı yerde konumunu koruyacak. Karşılıklı saldırılar duracak. Böylelikle diplomatik/askeri görüşmelere başlanacak ve taraflar kalıcı çözüm için masaya oturacak. ABD’nin ve Çin’in de onay vereceği formüle göre: Rusya, işgal ettiği toprakların bir kısmında çekilmeyi, Ukrayna’nın da toprakların bir kısmını Rusya’ya vermeyi kabul edecek. Bu planın işlemesi çok kolay olmayacak ancak taraflar için giderek bir zorunluluk haline geldiği söylenebilir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için Pekin, Washington ve Rusya liderlerinin katılabileceği bir zirvenin toplanması da gündeme gelebilir.
