ALİ CANDAN: KÜRTLERİN ÇOKLU DENKLEMDEKİ BİRLİĞI

Bölgesel ilişkilerin karmaşıklığı içerisinde Kürtlerin geleceğine dair yapılan tartışmalar sadece Kürtleri değil, bölge ile ilgilenen hemen herkes konuşuyor, tartışıyor ve politikalar belirliyor. Bu bakımdan Kürtlerden bağımsız olarak Kürt sorunu bölgesel denklemin bir parçası olduğu için çözümü de bölgesel düzeyde ele alınıyor. Bu bakımdan Ortadoğu’da Kürtler arasındaki ittifak veya birlik, çözümde daha güçlü bir iradenin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

 Rojava yönetimindeki Kürtler, hiçbir zaman bağımsız bir devlet kuracağız lafını dahi ağızlarına almadılar. Her zaman Suriye’nin Ademi merkeziyetçi bir şekilde yönetilmesini istediler. Uçlarda seyreden bir talepleri olmadı. Hep denge arayışı içerisinde ve denge unsuru olarak özgür ve güvenli yaşamayı istediler. Günümüz siyasal ve yönetsel dünya bu gerçekleri biliyor. ABD, Türkiye’ye yıllarca “Kürt sorununu içerde makul ve mantıklı bir siyasal çözüme kavuştur. Dış politikada Rojava’yı kapsayıcı bir hâmi ol” dedi. Bölgesel bir güç, tecrübe sahibi ve imparatorluk mirasçısı bir devlet olarak Türkiye, Kürtlere yol gösterici, barışçıl, normatif, evrensel hukukun koruyucusu ve bölgedeki tüm Kürtlerin, Türkiye’yi kendilerine yakın görüp, örnek alabilecekleri bir devlet olması mümkün mü? Evet bu gerçekten olabilir. Peki bunun olmasının göstergesi nedir.

Türkiye, ancak geniş bir perspektiften dünyaya bakar. dünya küresel kutbun frekansını, mantalitesini, momentini ve yaşadığı anı yani zamanın ruhunu anlar, yakalar ve bunu kendi ülkesi içerisinde asgari müşterek düzeyde uygularsa başarılı olur ve içerisinde bulunduğu kaostan kozmosa yani düzene geçiş yapabilir.

Kürtler, Türkiye ve Suriye’de çok esnek, hızlı, özgür ve özgüvene dayalı bir biçimde sürecin, anın gereği olarak devlet ve sisteme demokratik normalar içerisinde entegre olmak istiyorlar.  

Kökenleri neolitik devrimden bu yana en az 12 bin yıldır uygarlık doğuran halklardan biri de Kürtlerdir. Bu halk uygarlık doğurmuş ve kendi özgücünü tarih boyunca esas almış bir halk. Yüz yıldan fazladır yoğun bir asimilasyona tabi tutulsa da bugün o büyük tarihsel arka planlarındaki uygarlık kökleri ve kurucu Önderleri Öcalan gibi esnek ve büyük bir siyasal-stratejik beyin sayesinde hala dimdik ayaktalar. Kürtler, siyaset, sosyoloji, diplomasi ve yönetim sanatında deneme yanılma yöntemi ve acı tecrübelerle sarsılmış, dost ve müttefikleri tarafından kritik kavşaklarda yalnız bırakılmış olsalar da. Rojava’da günümüz itibariyle kazanımlarını koruma anlamında ciddi bir mesafe katetmiş durumdalar. En önemlisi zamanın ruhunu, çağın dili ve eylemini, anı-momenti doğru yakalamayı başarmış. Dünya insanlığı, halkları ve sistemi ile doğru ilişki ve işbirlikleri kurma ve geliştirmeyi öğrenmeye ve yavaşta olsa uygulamaya başlamış durumdalar. Ne fazla uzaklık ne de fazla yakınlık ilişkilerde denge siyaseti. Çok fazla uzaklık ve yakınlık tıpkı donma ve yanma etkisi yaratıyor. Denge siyaseti ilişkilerde çok daha fazla fayda sağlıyor. 

ABD, AB ve NATO Kürtlerin düşmanı değil. Bilakis kendi ihtiyaç ve çıkarları gerektirdiği ölçüde Kürtleri destekliyorlar. Kürtleri dikkate alarak plan yapıyorlar. Türkiye, Kürtlerle birlikte Batı İttifakında. Diliyorum ki, Türkiye’nin eski, dar, sahte Kemalizm gibi derin devlet aklının yerini, ön yargısız, ön şartsız, yeni,, sağlam, dünyayı doğru okuyan, doğru cevaplayan cesur ve dinamik aklı alacak. Bu akıl dar değil, geniş düşüncelerle kozmosu yani düzeni yeniden kuracaktır. 

Türkler ve Kürtler son yüz yıldır bin yıllık ilişkilerini zehirleyen ret, inkâr, asimilasyona dayalı sahte Kemalizm ideolojisinin zehrinden ve buna karşı silahlı isyan kültüründen kurtuldukları anda eşit ve özgür birliktelik temelinde ortaklıkta çok daha ileri adımlar atabilecekler. Kürtlerin bulundukları her dört parçada anayasal, yönetsel ve siyasal haklar elde etmesi, Türklerin veya Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine değildir, aksine lehinedir. 

Tarih bunu bize göstermiştir. Kanuni Sultan Süleymanın “annesi (Hafsa Sultan), oğlunun doğuya yaptığı seferler sonrasında bu kadar geniş toprakları ve İran (Safevi) sınırını nasıl koruyacağını sorar.” Kanuni’nin de buna karşılık, “Doğu sınırlarımı Kürdistan’da etten duvar örerek koruyorum” der.

Kürtler, örgütlü, bilinçli, inançlı, kararlı, moralli, cesur, özgüce dayalı ve özgüvenleri yüksek bir halktır. Kürt karşıtları her an her yerde ve en zayıf anda iken dahi bu bilince, inanca, karalılığa, moral ve özgüvene saldırıyorlar. Bu gücü, iradeyi ve inancı kırmak istiyorlar. Çünkü, Kürtlerin üstün moral, maneviyat ve inanç gücü yenildi mi ancak öyle Kürtleri yenebileceklerini çok iyi biliyorlar. O nedenle Kürtlerin inancı, iradesi, morali ve maneviyatına yöneliyorlar. Kürtlerin iradesini kırmak için geçen hafta Rojavada bir Kürt askerinin barbarca kafasını kesiyor. Kürtlere karşı özel ve sinsi bir savaş yürüterek. Kürtleri korku ve baskıyla sindirmek istiyorlar. Oysa Kürtlük,  cesaret sahibi olmak, sinip geri çekilmemek ve korkmamaktır. 

Tarihi günler ve tarihi anlar yaşıyoruz.

Korkuyla siyaset üretenler günü gelir kendi yaratıkları korkunun esiri olur ve o kendi yarattıkları korku iklimi içinde boğulurlar. Her şey an da gizli anı yakalamak ve yaşamakla ilgilidir. Anda yaşanan bugün, geçmiş ve gelecektir. Anı yaşamak, anın gereğini yerine getirmeyi ne kadar zor olursa olsun bilmeyi gerektirir. Son iki yıldır Kürtlerin, tüm varlığıyla, benliğiyle ve bilinciyle idrak ettiği gelişmeler her biri bir asrı içine sığdıran anlardı. Tüm bu anlarda yaşananları Kürt halkı, Kürt hareketleri ve aydınları büyük bir olgunlukla, sabır ve umutla karşıladı. İnsan olgunlaştıktan sonra tamamlanır ve aydınlanarak ışık saçar. Ham olgunlaşmamış insan aydın olmuş ne yazar.

Kürt hareketi kesret içinde vahdet yarattı

Bu süreçte yaşanan hiçbir olumsuz gelişme Kürt halkı ve hareketinin vahdetini barış ve çözüm kararını yok edemedi. Tasavvuf ‘ta Kesret; (Kâinattaki tüm farklı varlıkları, nesneleri, insanları ve evrendeki çeşitliliği ifade etmek için âlem-i kesret) yani çokluğu ve Vahdet ise; tekliği, birliği ifade eder. Hiçbir güç şu ana dek Kürt hareketinin birliğini bozamadı. Tüm beklenti, analiz ve tahminler hareketinin parçalanacağına yönelikti. Oysa Kürt hareketi kesret içinde vahdeti yarattı. Bu şu ana kadar yürüyen sürecin en büyük kazanımıdır demek abartı değildir.

Kürtler, elli milyondan fazla nüfuslarıyla dünyada devletleri olmayan ve ülkeleri dört ülke arasında bölünmüş ve paylaşılmış en büyük halktır ve bu halk, insan olmaktan kaynaklı doğuştan gelen ve devredilemez olan hiç bir hak ve hukuka sahip değildir. Yani yokluğun dibinin dibini yaşıyorlar. Kürtler, doğuştan gelen haklarına kavuşmak için elli yıla yakın bir zamandır ellerine aldıkları silahlarını artık gönüllü bırakıyor. Talep olarak sadece doğuştan gelen ve devredilemez olan. İnsan hakları evrensel beyannamesinde de yer alan. Uluslararası Sözleşmelerle de güvence altına alınan haklarını talep ediyorlar. Suriye’deki İŞİD artığı HTŞ yönetimi bir Kürt askerin kafasını kesmekle yetinmiyor protesto edenleri de zindana atıyor ve zindandakileri de yakıyor. 

Dünyada Kürtler kadar varlık elde etmek için yokluk içinde olan ikinci bir halk yoktur. Eğer Kürtler bir gün bu büyük kazandıran yokluğun hikmetinin bilincine varırlarsa ve o yokluğu varlığa dönüştürmeye karar verirlerse işte o zaman doğru siyasi strateji ve diplomasi yoluyla sahip olmadıkları her şeye sahip olurlar. Dünya ve bölgemizde yaşanan bu çalkantılar, altüst oluş, savaş ve kaos elbette bitecek. Çalkalanan sular duracak ve o zaman her şey yerli yerine oturacak. Gün sabırla hareket etme günüdür. Dostların sırt çevirdiği en azılı karanlık güçlerin saldırdığı ve Kürtlerinde kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsünden geçme siyasal stratejisi yürüttükleri zor bir an da ve çok zor, çok dar bir zamandayız. Çinlilerin beddua ederken kastettikleri o ilginç zamanlarda yaşıyoruz. 

Her şey bir an da kaybedilebilir, her şey bir anda kazanılabilir. 

Suriye’de İŞİD’in artıklarını barındıran HTŞ ve onun bölge müttefikleri, bu vahşi saldırıları sürdürerek asırlık bir Kürt-Arap savaşı çıkarmak isteyebilir. Bunun için provokasyon yapılıyor olabilir.

Batı itifakı da Kürtleri Suriye’de kendi çıkarları için kullanmış ve geçen yıl Ocak ayında cellatlarıyla başbaşa ve yüzüstü bırakmıştı.  Bu durum Kürt-Arap savaşı yaşanırsa bir kez daha tekerrür edebilir. Dolayısıyla çok soğukkanlı, duyarlı ve dikkatli olmak gerekiyor.

Türkiye, İran, Suriye ve Irak ise; Kürtleri bu kaos ve kargaşa içerisinde derdest edip özgürlük hayallerini ve umutlarını boğmak isteyebilir. Bu Türkiye’nin süreçte alacağı tutuma bağlı. Türkiye ya Kürtlerle ittifak yapmaya gerçek anlamda karar verir ve bu yönlü adımlar atar o zaman bölge devletleri başta Suriye olmak üzere, Irak ve İran üzerindeki etkisini olumlu yönde kullanabilir. Bu olursa Türkler ve Kürtler birlikte kazanır. Aksi bir durumda her şeylerini yitirmiş Kürtlerin kaybedeceği bir şey yok. Ama yokluktan kazanacakları çok şey var. Kaybedeceği çok şeyleri olanlar düşünsün.

 

Karanlığın en koyu olduğu anda şafak patlar.

Evet, maalesef yine Kürtlerin üzerinde karabulutlar dolaşıyor. Kürtler, saldırılar karşısında hızla birleşebilmeli ve kendi aralarındaki siyasi çekişmeye son vermeli. Birbirini suçlamaktan, birbirinin hataları karşısında bilgiçlik taslamaktan vazgeçmeli. Negatif değil pozitif ve yol gösterici eleştiriler yapmalı. Diplomasi ile kendilerine nefes boruları açmalı ve düşmanlarını azaltıp dostlarını çoğaltmalıdırlar ve bunu derhal vakit geçirmeden yapmalıdırlar. Bugünden ABD’de bir lobi çalışması yapmak, AB ile diplomasi kanallarını işletmek. Rojava’da yaşanacak çok daha büyük provokasyonlar, sivil katliamların önünü almak gerekiyor. Bu yapılanlar Rojava’da asıl planlanan büyük katliamın ayak sesleri gibi görünüyor. Colani Alevileri, Hristiyanları ve Dürzileri katletti. Sırada Kürtler var. Bu onların gizli ajandalarında var.

Trump’ın ki kendisi ABD’deki en büyük Kürt karşıtıdır. ABD’de Kasım ayında yapılacak Senato ve Temsilciler Meclisi seçimlerini kaybetmesi. İran’a çaresiz ve sonuçsuz saldırılarına akılsızca devam etmesi en çok Kürtlere yarayacaktır. Günün sonunda Kürtlerin önemi ve değeri tüm küresel ve bölgesel aktörler tarafından anlaşılacaktır. Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır. İşte tüm bu fırsat, riskler ve yapılacaklar iyi bilinir ve değerlendirilirse hiçbir güç Kürtleri bu tarihi süreçten başarıyla çıkmaktan ve barışı dört parçada güçlü bir biçimde kurmaktan alıkoyamaz. Kürtlerin bugün istediği temel insan haklarıdır. Bu her insan için olmazsa olmaz bir gerekliliktir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir