Trump’ın ikinci kez ABD başkanı seçilmesi ile Ortadoğu politikalarında değişikliğe gideceğine dair çok sayıda açıklama yapılmıştı.
ABD’nin İran’la başlattığı savaş değişik boyutlarda devam ediyor. Washington-Tahran arasında henüz somutlaşmış bir anlaşmanın gerçekleşmemiş olması nedeniyle ABD’nin Kasım ayında İran’a yönelik yeniden kapsamlı bir saldırı yapacağı konuşuluyor. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına paralel olarak Aden Körfezi’ni Kızıl Deniz’e bağlayan Babülmendep boğazının İran yanlısı Husilerin kontrolüne geçmesi ile birlikte savaşın boyutlarının artarak devam etme riski taşıyor.
Suudi Arabistan’ın Husiler karşısında ciddi bir varlık göstermemesi nedeniyle prestij kaybetti. Bu prestiji yeniden kazanabilmek için Husilere yönelik kapsamlı bir saldırıya hazırlandığı belirtiliyor. Suudi Arabistan’ın bu saldırı için Suriye’de bulunan Orta Asya Kökenli radikal İslamcı grupların ve Afganistan’da getirilmeye başlanan bazı grupların Husilerle savaşmaya dahil edileceği iddia edilmektedir.
Bütün bu karmaşık denklemler içerisinde 2003 yılında ABD’nin ve uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’ı işgal ederek Saddam rejimine son vermesi üzerinden 23 yıl geçti. Irak’ta askeri varlığını kesintisiz devam ettiren ABD, askeri birliklerini çekme kararı aldı. ABD medyasındaki yansıyan bilgilere göre diplomatik misyonlarının korunması için bazı deniz piyadelerinin ve sınırlı sayıda hava savunma sistemlerinin bırakıldığı belirtildi.
ABD, Ortadoğu’da en büyük üslerinden biri olan Erbil Askeri üssünü kapatma kararı aldı. Askeri birliklerini çekerken Patriot gibi hava savunma sistemleri başta olmak üzere bütün ağır silahlarını bölgede çekmesi ve bunların hiçbirinin Irak Kürdistan Bölge Yönetimine dahası yıllardır birlikte savaştıkları Peşmerge güçlerine de bırakmaması çok yönlü tartışmalara neden oldu.
ABD’nin Irak’taki Askeri Varlığı
Yıllara Göre ABD Asker Sayısı (yaklaşık) | |||
Yıl | Asker Sayısı | Yıl | Asker Sayısı |
2003 | 130.000 | 2014 | 3.100 |
2004 | 130.600 | 2015 | 3.500 |
2005 | 143.800 | 2016 | 5.200 |
2006 | 141.500 | 2017 | 8.900 |
2007 | 166.000 | 2018 | 5.200 |
2008 | 157.800 | 2019 | 5.200 |
2009 | 135.600 | 2020 | 3.000 |
2010 | 88.300 | 2021 | 2.500 |
2011 | 42.800 | 2022 | 2.500 |
2012 | 0-4.000 | 2023 | 2.500 |
2013 | <1.000 | 2024 | 2.500 |
ABD’nin askeri güç kullanarak rejimleri zorla değiştirme politikası, Pentagon’un kalıcı bir stratejisidir. Dünya’nın hemen her yerinde uygulanan bu politik askeri stratejinin uygulanma alanı Asya, Latin Amerika, Ortadoğu öncelikli olarak ön plana çıktı. Bu strateji 21.yüzyılın ilk yıllarından itibaren Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi ülkeler işgal edilerek rejim değişiklikleri gerçekleştirildi. Bu strateji İran’a yönelik yapılan kapsamlı askeri saldırılarla değişik biçimlerde devam ettiriliyor.
ABD’nin 2026 yılı sonuna kadar Irak’taki bütün askeri birliklerini ve ekipmanlarını çekmesine karar vermesi askeri sonuçlarından çok jeopolitik sonuçları bakımından önem taşımaktadır. 2003 yılında doğrudan Pentagon’a bağlı bulunan Irak’taki asker sayısı yaklaşık 130 bin, 2007 yılında bu sayı 160 bine çıkıyor. 2012 yılında bu sayı 4 bin, 2023/2024 yıllarında ise bu sayı 2.500’e kadar düşmüş bulunuyor.
ABD askeri birliklerini politik olarak çekme kararı aldı. Ancak askerlerin önemli bir kısmı, Irak’ta faaliyet yürüten küresel enerji şirketlerinin paralı askerlerine dönüştürüldü. Pentagon’un Irak’taki askeri birliklerini resmi olarak çekmesi ABD’nin askeri varlığının sonlandırılması anlamına gelmiyor. Küresel enerji şirketlerinin paralı askerlerinin sayısındaki ciddi artışlar, ABD askeri birliklerinin Irak’taki gizli gücü olarak varlığını devam ettirmesi olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Trump’ın Irak’taki Amerikan askerlerini geri çekilmesinin birkaç temel gerekçesi
Birincisi, 2016 yılında Trump’ın belirlediği dış politika “Sonsuz Savaşların” bitirilmesiydi. Hatta seçim kampanyasında belirlediği dış politikayı bu kavram üzerinde tanımladı. Bu nedenle kendisinden önceki Başkanların belirlediği Ortadoğu politikalarını eleştirdi. “Irak ile Afganistan’daki maliyetli operasyonların sona erdirilmesi gerektiğini” savundu. Irak’tan çekilmeyi, ABD’nin “sonsuz savaşlardan” çıkış stratejisinin bir parçası olarak belirledi. Trump ikinci başkanlık döneminde “sonsuz savaşların’ bitirilmesi tezini yine aktif bir şekilde savundu. Gazze’de oluşturulan küresel konsorsiyumu böyle tanımladı. Rusya-Ukrayna savaşını bitirmek için önemli bir çaba içerisine girdi ama tersine İran ile zorlu bir savaşa girdi ve bunu devam ettiriyor.
İkincisi, Trump, ABD’nin önce El Kaide, sonra IŞİD’in askeri ve politik olarak ‘büyük ölçüde yenilgiye uğratıldığını’ belirtti. ABD’nin Irak ve Suriye’de bulunmasının en önemli gerekçesi: özellikle 2013’den sonra IŞİD’in bölgede artan gücü ve her iki ülkenin topraklarının önemli bir kısmını kontrol etmesiydi. Trump ve yönetimi “2017 sonrasında IŞİD’in toprak hakimiyetinin büyük ölçüde sona erdiğini, Irak ve Suriye’de IŞİD çok önemli oranda yenilgiye uğratıldığını, bu nedenle büyük çaplı Amerikan askeri varlığının artık gerekli olmadığını” açıkladı. Bu gerekçeyle bazı üsler Irak güvenlik güçlerine devredildi ve asker sayısı azaltıldı.
Üçüncüsü, Irak Parlamentosunun ‘yabancı’ askerlerin ülkeden çıkartılması kararı, ABD’nin asker çekme politikasını önemli ölçüde etkiledi. Ocak 2020’de İranlı General Kasım Süleymani’nin ABD tarafından Bağdat’ta öldürülmesi, Irak’ın iç politik dengelerini önemli ölçüde sarstı. Irak Parlamentosu, “yabancı askerlerin ülkeden çıkarılmasını isteyen” ama bağlayıcılığı olmayan bir karar kabul etti. Bu gelişme, ABD-Irak arasında askerlerin geleceğine ilişkin müzakereleri hızlandırdı. [
Dördüncüsü, ABD ‘Uzakdoğu Asya/Pasifik Bölge Stratejisini uygulamak istiyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra ABD için iki stratejik bölge oluştu. Batı Avrupa ve Ortadoğu. Bir kısım sorunlara rağmen bu iki bölge halen ABD için son derece önemlidir. Ancak ABD’nin küresel çapta rekabet ettiği güç Çin olması nedeniyle yeni askeri ve politik stratejisini Pasifik Asya Bölgesi olarak belirledi. Trump, Çin ile yakınlaşmak istediğini belirtmesine rağmen ABD’nin stratejik karar vericileri Çin ile keskin bir rekabetin kaçınılmaz olduğunu sürekli vurgulamaktadırlar. Bu nedenle askeri ve politik stratejinin Ortadoğu’dan Asya’ya kaydırılması için bölgedeki askeri gücünü sınırlamaya yönelik kararların alınmasına onay verildi. Belki de İran savaşı, bu stratejinin son halkalarından biri olarak değerlendirilebilinir.
ABD Askeri Gücünü çekerken politik denklemi yeniden şekillendirmek istiyor
ABD, İran savaşıyla bölgeye stratejik bir dizayn yapmak istiyor. Bunun merkezinde ise hiç şüphesizki İsrail bulunuyor. Bu bakımdan ABD, Suriye ve Irak’ta askerlerini çekerken çok yönlü bazı politik planlamaları da hayata geçirmek istiyor. Bu iki ülkedeki askeri gücünü çekme kararı alması, bölgesel düzenin yeniden tahsis edilmesinin önünde bir engel olmayacağı açıktır. Özellikle Irak üzerinden ortaya konulan politika, Ortadoğu’nun terk edilmesi değil, güç ilişkilerinin yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
ABD’nin Irak’ta çekilmesi kararının Bağdat’taki yansıması
Temmuz 2026’da Trump, Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin Beyaz Saray ziyareti sırasında, “Artık orada askeri güce ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum” açıklaması Bağdat’ta ve Hewler’de farklı tepkilere yol açtı.
Heşdi Şabi grupları ve destekçileri, Pentagon askeri birliklerinin Irak’tan çekilmesi kararının hayata geçirilmesini Bağdat’ta silahlı gösterilerle kutladı. Haşti Şabi’ye yakınlığı ile bilinen Şemmer aşiretinin şeyhi Hamid Abdulrıza, ABD’nin çekilmesini “Amerika’nın Irak’tan çıkması, bugün özgür doğmuşuz gibi. Gördüğünüz gibi Irak bütün kesimleriyle kutlama yapıyor. Çünkü kimse yabancı bir gücün varlığını istemiyor. Güvenlik güçlerimiz var ve yabancı güçlere ihtiyacımız yok.” ABD’nin askeri güçlerini geri çekmesi Bağdat’ta güç mücadelesini yeniden tetikleyecek gibi görünüyor.
Irak’ta yapılan genel seçimlerden sonra kimin Başbakan olacağı tartışması başladı. İran ile yakın ilişkisi bulunan daha önce de Başbakanlık yapmış olan Maliki’nin en güçlü adaylardan biri olmasına rağmen ABD’nin çok açık ve net baskısı sonucu Ali Zeydi’n başbakan olarak atanması sağlandı. Bu durum Washington’un Bağdat üzerindeki politik hegemonyası bakımından bir fikir veriyor.
ABD çekilirken Bağdat’ta ne talep ediyor
ABD, Irak’taki askeri güçlerini çekiyor ama aynı zamanda ABD’nin politik yörüngesinde olan merkezileşmiş ve otoritesi artmış bir iktidara veya devlete ihtiyaç duyulmaktadır. Bunu sağlamadığı taktirde İran’ın, Irak’ta politik etki gücü yeniden artar ve yeniden Ortadoğu denklemine girmesinin önü açılır. Bu nedenle Bağdat’ın Tahran Molla rejimine karşı çok daha açık tutum almalarını, İran’ın Irak üzerindeki politik gücünün tasfiye edilmesinden ısrar edecekleri anlaşılıyor. Trump; “Irak’ın, başından beri tam destek verdiğim Ali Zeydi gibi yeni ve harika bir başbakanı olduğu bir dönemde ayrılıyoruz. Kendisi, kimsenin beklemediği bir seçimi büyük bir oy farkı ve muazzam bir zaferle kazandı.” Burada verilen mesajın özü: Bağdat’ta başbakan olan birisi, ABD’nin bölgesel politikalarına uyumlu birisi olmalıdır.
ABD’nin yeni Ortadoğu politikasının merkezinde ‘devlet dışı silahlı grupların tasfiye edilmesi’ öncelikli olarak ön plana çıkıyor. İsrail, Hamas, İslami Cihat ve Hizbullah’ın askeri gücünü önemli oranda tasfiye etti. ABD, bu kez Bağdat’ta başta Haşti Şabi ve Irak Hizbullah’ı olmak üzere devlet dışı askeri güçlerin tasfiyesini dayatıyor. Bağdat ise bu güçlerin tasfiye edilmesinden çok orduya entegre edilmesini tercih ediyor. Bu örgütlerin sadece askeri gücü değil ama aynı zamanda dayandıkları ciddi bir toplumsal taban var. Bu nedenle Bağdat’ta kim hükümet olursa olsun, bu güçleri askeri olarak tasfiye etmesi oldukça zor. Bu nedenle orduya entegre edilmesi çok daha öncelikli olarak ön plana çıkıyor. Haşti Şabi için bu süreç başladı. Bütün askeri özerkliğini koruyarak ordunun bir parçası haline getiriliyor. Ancak bu adım özellikle İsrail ve hatta Suudi Arabistan için tercih edilen bir durum değil. Bu nedenle ABD söz konusu örgütlerin silahsızlandırılmasında ısrar ediyor.
ABD, merkezileşmiş otoriter devlet sistemini savunurken, özellikle ülke ordularının da ek merkezden yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hizbullah’ın tasfiye edilerek Lübnan ordusuna dahil edilmesi, SDG’nin Şam ordusuna entegre edilmesi, Haşti Şabi ve Hizbullah’ın tasfiye edilmesi ve en önemlisi de Peşmergenin de Irak ordusuna entegre edilmesinin tartışılmaya açılması önümüzdeki süreç bakımından ciddi askeri ve politik sorunlara yol açacak gibi görünüyor.
ABD’nin Irak Kürdistan Bölge Yönetiminden çekilmesi ve verilen mesaj
ABD aslında Irak’tan değil esasen Irak Kürdistan Bölgesinden çekiliyor. Çünkü ABD’nin bütün askeri gücü Hewler ve Süleymaniye çevresinde konuşlandı. Bu bakımdan süreçte doğrudan ve çok ciddi olarak etkilen güç esasen Kürtler olacaktır. ABD’nin bu kararı önemli bir değişimi ifade ediyor. Bir sonraki makalemde bu konuyu kapsamlı olarak ele alacağım
Sonuç: ABD’nin Suriye ve Irak’taki askeri güçleri çekmesi, bölgedeki politik ve askeri gücünde bir zayıflamaya yol açmayacak ve Bağdat üzerindeki politik etki gücünü attırmaya devam edecek. ABD Bağdat’tan istediği: Devlet dışı silahlı grupların doğrudan tasfiyesi, İran’ın politik etki alanından çıkması, İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesi. Bu taleplere uygun bir politika oluşturulursa Bağdat’a askeri ve politik destek en üst düzeye çıkar. Tersi bir durum oluşursa Washington Bağdat’ı çok ciddi olarak etkileyecek -parçalanma dahil- yeni bir planı devreye sokacak.
