Türkiye’de hemen her gün ‘ünlülere’ yönelik uyuşturucu operasyon yapılıyor. Yapılan operasyonlar öyle sıradanlaştı ki artık haber değeri olarak görülmemeye başlandı. Gözaltına alınanlar farklı meslek gruplarına ait olmakla birlikte önemli bir kısmı sanatçılardan oluşuyor. Bunlar meslekleri gereği kamuoyu tarafından oldukça tanınan ‘popüler kişilerdir.
Öncelikli olarak vurgulamak gerekir ki: Uyuşturucuyu kullanmak, toplum bireylerini uyuşturucuya alıştırmak, özendirmek hiç şüphesiz ki tehlikeli ve yanlıştır. Bu alanda kitap düzeyinde önemli araştırmalar yapan birkaç kişiden biriyim. 2025 yılı başlarında ‘Uyuşturucunun Ekonomi Politiği/Türkiye’de ve Dünyada’ isimli kitabım Aram Yayınlarından çıktı. Önemli bir araştırmadır. Bu nedenle uyuşturucunun küresel çaptaki yayılmasından, pazarlanmasından küresel şirketlerin ve devletlerin uyuşturucu paralarını nasıl kullandığına kadar çok geniş bir alanı bilen biriyim. Uyuşturucunun politik, toplumsal ve iktidar ilişkilerinden nasıl kullanıldığına, milyonlarca gencin uyuşturucuya nasıl bulaştırıldığına, kitlesel ölümlerin bir aracı haline getirildiğine dair kitapta oldukça geniş bilgiler var.
Çarpıcı birkaç bilgi: “2010-2022 yılları arasında dünya piyasasına sürülen eroinin toplam tahmini değeri 5 trilyon 764 milyar 800 milyon dolardır. 2010-2022 yılları arasında dünya piyasasına sürülen kokainin toplam tahmini değeri 1 trilyon 872 milyar 300 milyon dolardır.
Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan 2020 yıllık raporlarda anlaşılacağı üzere dünya çapında, tahminen 15-64 yaş arası küresel nüfusunun % 3,9 ile % 5,01 arasında yani 321,7-419,2 milyon arasında kişinin Esrar, Eroin, Kokain, Amphetamines, Ecstasy, Opioids ve Opiates gibi farklı uyuşturucu kullandığı anlaşılmaktadır.321-419 milyon arasında kişinin uyuşturucu kullananların farkı yaklaşık 98 milyon civarında olmasının nedeni bilinenlerin dışında ya da yapılan araştırmalara dahil olması oldukça zor olan milyonlarca insanın uyuşturucu kullanmasıyla doğrudan ilişkilidir.”
“Osmanlı İmparatorluğu’nun 1874-1899 yılları arasında 8 769 ton ve 1900-1923 yılları arasında 5 203 ton ham afyon ihraç edilmiş. 1923-1959 yılları arasında 5075 ton haşhaş/morfin üretilmiş ve bunun % 95’i uluslararası alanda pazarlanmış. 1960-1999 yılları arasında ham afyon üretimi yaklaşık 1775 ton, 2000-2020 yılları arasında yaklaşık 1 512 ton ham afyon üretimi yapılmış.” Ham afyon, eroinin hammaddesi olup Türkiye’de bunun ilaç sanayisinde kullanıldığı belirtilerek ihraç edilmektedir.
Bu kısa değerlendirmeyi şunun için yaptım: Tarihsel, toplumsal ve politik olarak uyuşturucu ile mücadelenin küresel çapta son derece önemli ve zorunlu olduğunun bilincindeyim. Bu nedenle uyuşturucunun yarattığı riskler ve tehlikelerle ‘ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonunu’ birbirine karıştırmak veya aynılaştırmak doğru olmaz.
Peki ‘ünlülere’ yönelik yapılan operasyonunun nedeni nedir? buradaki amaç nedir?
Birincisi, Bunların uyuşturucu kullandığı ve teşvik ettiği gerekçesiyle genç kesimlere ‘kötü’ örnek olduğu iddiasıdır. Bunun belirli bir etkisi olsa da belirleyici olmadığı ve operasyonun nedeninin bu tür gerekçeler olmadığı açıktır.
İkincisi, Gözaltına alınıp haklarında hukuki işlem yapılanların nerdeyse tamamı uyuşturucu satıcısı değil kullanıcısı olduğu belirtiliyor.
Üçüncüsü, Ayrıca zaman zaman yapılan operasyonlarda ele geçen uyuşturucu miktarına dikkat edildiğinde, yasadışı yollardan ülkeye giren ve satışa sunulan uyuşturucunun binlerce ton olduğu anlaşılıyor.
Dördüncüsü, Uyuşturucu üzerine kitap yazmış biri olarak, devletler isterlerse ülkelere giren uyuşturucuyu bir ayda tamamen sonlandırırlar. Peki sonlandırırlar mı? Sonlandırmazlar. Çünkü, pazara sunulan uyuşturucunun yıllık parasal değeri 1,5-2 trilyon dolardır. Bu küresel ekonomi için önemli bir rakam. Türkiye için de durum aynıdır.
Beşincisi, Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de ‘uyuşturucu baronlarının’ kim oldukları, bütün satış ağları, bağlantıları ve satış merkezleri bilinir. Tepeden sokaklara kadar kimin bu işlerle ilgili olduğu bilinir. Tepedekilere dokunulamaz. Toplumu etkilemek için arada bir sokaklara operasyon yapılır. En etkili yöntem ise Türkiye’de olduğu gibi ‘ünlü’ olan ‘içicilere’ operasyon yapmak. Böylelikle bir hamleyle çoklu bir hedefe varılması amaçlanıyor.
Altıncısı, ‘Ünlülere’ operasyon yapılırken, ünlülere bu uyuşturucuyu satan, pazarlayan baronların kim olduğuna dair bir açıklama yok. Peki neden? Amaç uyuşturucu satışının kökü kurutulmak isteniyorsa, yapılması gereken içicilere gösterişli operasyonlar yapmak değil, ülkeye milyar dolarların getirilmesi için her olanağın sunulduğu baronlara operasyon yapılmasıdır. Uyuşturucu baronlarının devletle olan ‘derin ilişkilerine ve bağlarına’ dair yapılan bir açıklama oldu mu? Olmadı. Bu ‘derin’ bağlar var mı? Var. Bunun kamuoyuna yansımış onlarca örneği var. Demek ki mesele ‘ünlülerin’ uyuşturucu içmesi değil.
Tekrar başa dönersek, bu operasyonların arka planında ne var?
Türkiye’nin ‘ünlülerine’ yapılan operasyonların arka planı, ‘Kültürel Yaşam Tarzının’ değiştirilmesi sürecinin hızlandırılmasıdır. İslamcılaşan bir toplumun kendi iç dinamiklerini güçlendirmek, yaşam tarzını koşulsuz kabullendirmek ya da egemen kılmaktır. Dindarlaştırılmış toplumun dini yaşam tarzının gündelik yaşamın her alanında hayata geçirilmesini sağlamak için hazırlanan kapsamlı planın birer parçaları olarak değerlendirilebilinir.
Uyuşturucu kullananların hayat tarzları bakımından genellikle seküler kimliklerinin ön plana çıkartılması bilinçli bir tercihtir. Böylelikle bir kısmının geleneksel yaşam tarzının dışında bir hayata sahip olanların hedeflenmesiyle esasen ‘ahlaki’ değerlerin aşılması olarak topluma yansıtılmaya çalışılmaktadır. Yani dolaylı olarak seküler ‘ünlülerin’ ‘ahlaksızlar’ olarak gösterilmesi ve operasyonların toplumda kabul görülmesinin çabasıdır.
Burada dikkat çeken husus, devleti, politik alanı ve toplumu kontrol etmede olduğu gibi yargı yoluyla yaşam tarzının ve kültürel değerlerin yeniden dizayın edilmesi planlanmaktadır. Yargı yoluyla ‘seküler ünlülerin’ kontrol altına alınarak toplumsal ilişkilerin dışına atılması ya da izole edilmeleri sağlanarak gelecekte politik alanda bütünüyle etkisizleştirilmeleri hedefleniyor.
Dindarlaşan toplum sosyolojisiyle karşı karşıyayız. Ama oldukça geniş bir katmanı oluşturan bu toplum politik İslamcılık ile arasında bir mesafe koymuş durumdadır. Bunun bir başka anlamı da sosyal olarak dindarlaşan toplum ile politik olarak İslamcılaşmış kitle arasında temelde bir fark vardı. Ünlülere yönelik yapılan uyuşturucu operasyonların gösterilmeyen hedefi; toplumun önemli bir kesimini oluşturan dindar kitleleri politik İslamcıların örgütlenme alanına çekmektir. Bir başka ifadeyle dindarlaşan toplumsal dinamikleri siyasal İslam’ın stratejik gücü haline getirmektir.
Bugünkü ekonomik, sosyal ve politik faktörler dikkate alındığından belirlenen amacın ne kadar başarılı olacağından bağımsız olarak ‘ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonu’ itibarsızlaştırma ve bundan siyasi rant elde etme çabası olarak değerlendirilebilinir.
