Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesinin sonuç bildirgesine bakıldığında kamuoyuna yansıtıldığı gibi NATO’nun dağılabileceği ABD’nin NATO’dan çekileceği gibi iddiaların gerçekçi olmadığı bir kez daha görüldü. Çünkü NATO küresel kapitalist dünya sistemini askeri ve politik bir gücüdür. NATO’nun tarihsel olarak belirlediği stratejilere bakıldığında askeri olduğu kadar politik bir kurum olduğu ve küresel sistemin yeniden dizayn edilmesinde önemli rol üstlendiği biliniyor.
Sonuç bildirgesine bakıldığında: Birincisi, NATO’nun askeri kapasitesinin arttırılmasının öncelikli meselelerden biri olduğu ve bu yönde ciddi kararların alındığı görülmektedir. İkincisi, NATO’nun askeri savaş konseptinin arttırılmasına paralel olarak NATO’nun bütçesinin en üst düzeye çıkartılması konusunda bir prensiple anlaşılmasına varıldığı anlaşılıyor. 2026 yılı için 1.8 trilyon dolar ve bu oranın sistematik olarak arttırılıp ülkelerin bütçelerinin %5’ini savunmaya ama esasen savaşa ayrımları konusunda bir irade birliği oluştu. Bunun içerisinde NATO’ya ayrılacak payın da arttırılmasına karar verildi. Burada dikkat çeken temel hususlardan bir tanesi Almanya’nın ABD’den sonra NATO içerisinde askeri harcamalarını en çok arttıran ülke olarak ön plana çıkmaya başlamasıdır. Almanya’nın 2030 yılına kadar yaklaşık 800 milyar dolarlık bir savaş bütçesini oluşturması önümüzdeki dönemde Avrupa’nın toplumda Almanya’nın çok daha fazla ön plana çıkacağını gösteriyor. Üçüncüsü, NATO içerisinde Avrupa kıtasının çok daha fazla ön plana çıkması ve askeri gücünü çok yönlü geliştirilmesi yönünde bir kararın alındığı görülüyor. Dördüncüsü, ABD, NATO’nun Avrupa kanadının kendi askeri sorumluluğunu üstlenerek ve Ortadoğu’da bir politik ve askeri bir istikrar sağlayarak Asya- Pasifik bölgesine yani Çin ile çatışmaya ya da mücadeleye odaklanmayı hedefliyor. Beşincisi, Ukrayna Savaşı üzerinden Rusya ile yeni bir çatışma alanı ortaya çıkacağı ve bu nedenle Baltık bölgesindeki NATO güvenliğini arttırılması Karadeniz üzerinden Rusya ile yeni bir çatışma alanının oluşturulabileceği dikkatli alınarak Rusya Merkezi yeni bir askeri konseptin oluşturulması kararı alındı. Altıncısı, İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması yönündeki NATO kararının önümüzdeki dönemde İran-ABD çatışmasının bir şekilde İran-NATO çatışmasına dönüşeceğine dair bir kısım verilerin ortaya çıktığı söylenebilir. Aynı şekilde İran’ın Türkiye’deki NATO üslerine karşı olası füze saldırısına karşılık NATO’nun Ankara’nın yer alacağına dair verilen bir mesaj. Yedincisi NATO’nun 5.maddesi gereğince bir NATO ülkesine yapılmış olan saldırının NATO’nun tamamına yapılmış olacağı ve bu nedenle de top yükün bir savunma stratejisinin izleneceğine dair maddenin yeniden güncelleştirilmesinin temel nedeni birincisi Rusya ikincisi İran olarak değerlendirilebilinir.
ABD-Avrupa rekabeti NATO’yu etkisizleştirir mi?
Kamuoyunda yapılan tartışmalara dikkate alındığında ABD ile Avrupa arasında NATO Merkezi bir rekabet ve çatışmanın olmadığını aralarındaki bir kısım farklara rağmen NATO’nun stratejik pozisyonunun esasen korunduğunu görev ve güç paylaşımı konusunda yeni bir tanımlamanın yapıldığını söyleyebiliriz. İran ve Ukrayna meselesi ABD ile Avrupa arasında bir kısım önemli farklılıklar oluştursa da NATO’nun stratejik önemleri bakımından krize yol açabilecek ciddi bir sorun yarattığı söylenemez. Bu bakımdan Trump’ın zaman zaman NATO’dan çekilebileceklerine dair yaptığı açıklamaların sadece politik ve diplomatik bir baskı olarak değerlendirilebileceğini, bunun dışında ABD’nin NATO Merkezli bir küresel gücün dışında kalacağını düşünmek pek mümkün değil.
Trump Ankara’ya verdiği sözlerin bir karşılığı var mı?
Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılan görüşmeler ve yapılan açıklamalar en çok dikkat çekilen hususlardan biri oldu. Trump’ın sıklıkla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ile ilişkisinin mükemmel olduğunu vurgulanması bir tesadüfi olmadığı açıktır. Erdoğan’a dair yaptığı özel açıklamalarla ne kadar önemsediğini belirtmek istiyor. Aynı Trump Erdoğan ile yaptığı bütün görüşmelerde rahip Bronso’yu aldığını açıklıyor ve Erdoğan’ın kendisinin bütün taliplerini yerine getirdiğini belirtiyor.
Trump’ın F-35’ler konusunda esnek davranacağını, Kaan uçakları için jet motorlar verebileceklerini ya da F-16’ların modernizasyonu konusuna olumlu yaklaştığını hatta CAATSA anlaşmasını iptal edeceğini belirtmesi Ankara’da son derece ‘olumlu ve sevindirici’ bir gelişme olarak değerlendirildi.
Trump’ın olumlu yaklaşması ile bunların gerçekleştirilmesi arasında bir fark var. Bütün bunların gerçekleşebilmesi için kongrenin ve senatonun onayı gerekmektedir. ABD Senatosu’nun ve Kongresi’nin Türkiye karşıtındaki kararlılığı çok net olarak bilinmektedir. Özellikle İsrail’in bu iki kurum üzerindeki etkisi dikkate alındığında bu süreci kolay aşılabileceğini düşünmek yanlış olur.
Kasım 2026’da ABD senatosu için yapılacak olan ara seçimlerin ortaya çıkartacağı sonuçlar çok daha farklı bir tabloyla karşı karşıya kalınacağını gösteriyor. Trump’ın Kasım 2026 seçimlerini kazanması oldukça zor görünüyor. Demokratların ara seçimlerde Kongrede ve Senato’da çoğunu ele geçirme olasılıkları oldukça yüksek. Bu nedenle Trump’ın Türkiye’ye yönelik verdiği olumlu mesajlardan sonuç alınması sanıldığı gibi kolay değil.
ABD, NATO Zirvesinde İran’ı neden vurdu?
NATO zirvesinde ABD’nin İran’a yönelik yaptığı saldırılar sadece İran rejimine yönelik olmadı aynı zamanda ABD’nin İran politikasına karşı olan Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya’ya karşı verilmiş dolaydı bir cevap olarak da değerlendirebiliriz. Aynı zamanda ABD’nin İran politikasındaki zafiyetlerin gelişmesi ve uluslararası alanda ciddi bir tartışmaya yol açması sadece Trump’ın etki gücünü zayıflatmamakta aynı zamanda Pentagon’un askeri gücünü de olumsuz yönde etkilemekte ve prestij kaybına yol açabileceği hesaplanmaktadır. Ancak İran’ın bu savaşı sadece asker olarak değil politik, ekonomik ve uluslararası güç ilişkileri bakımından da kaybettiğini söyleyebiliriz. Molla rejimi içerisinde giderek bir krizin oluştuğunu, kendi içlerinde bir çatışma alanına dönüşebileceğine dair veriler ortaya çıktığı söylenebilir. ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinde İran’ın etkisini sıfırlamak için oluşturduğu politik ve diplomatik baskı ile askeri saldırıları eş zamanlı sürdürerek Ortadoğu’da hakimiyet alanının kendisinde olduğunu belirtmek istiyor. Mesele sadece İran ve Petrol değil bütün Ortadoğu bölgesindeki güç dengelerini ABD’nin kontrolünden çıkmayacağına dair önemli bir mesajdır.
HTŞ lideri Şara’nın NATO zirvesinde Neden Ankara’ya davet edildi
HTŞ liderinin Ankara’ya davet edilmesi, NATO’nun Orta Doğu konseptinde Suriye’ye biçeceği yönü rolle ilişkilidir. Trump’ın ısrarla Şara’ya destek mesajları vermesi ve açık bir şekilde onure etmesinin arka planında; önümüzdeki süreçte Suriye’nin yeni çatışmalarda merkez üssü olarak kullanılmasıyla ilişkilidir. Trump’ın İsrail yerine Şara’dan Hizbullah’a karşı savaşılması talebini sıklıkla dile getirmesi ve bu konuda baskı uygulamaya başlaması, önümüzdeki dönemde İran ile Suriye arasında yeni bir krizin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Trump, İsrail’i geri çekip HTŞ güçlerini Lübnan’da devreye sokması askeri ve politik dengeleri yeniden şekillendirecektir. HTŞ Liderinin NATO toplantısına davet edilmesi, Şam’da Macron ile Ankara’da Trump ile görüşmesi, Şara’ya biçilen yeni görevle ilişkilidir.
*NATO Zirvesinden sonra Ankara’nın bölgesel güç olabilir mi?
Ankara’da yapılan NATO zirvesi Türkiye’nin bölgesel denklem içerisindeki gücünü arttırması NATO’nun verdiği görev ve sorumluluklara bağlıdır. NATO’nun Türkiye’nin üzerinde hem Ortadoğu hem de Karadeniz’i kapsayan yeni bir askeri-politik konsept oluşturmak istediği bu yönü birçok hazırlığın yapıldığı belirtiliyor. Ankara bu denklemin merkezine oturarak Levant-Anadolu Denkleminde inisiyatifi ele geçirmek istiyor. Bunun tek yolunun da NATO konsepti içerisinde kendisine verilen rolü yerine getirilmesinden geçtiğini biliyor.
NATO’nun içerisinde bir rol ve sorumluluk alabilmesi için vereceği tavizler neler olacaktır. Örneğin Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kıbrıs ve Ege politikasında ne gibi değişiklikler gündeme gelecek. Bütün bunlar hesaplanmadan Türkiye’nin NATO kararlarına uyum sağlayarak bölgesel güç olmasını düşünmek yanlış olur.
NATO zirvesinin arka planı diplomasisinde Türkiye biçilen rol rolü konusunda ortak bir uzlaşı sağlanmış ise bunun iç siyasetten yansımaları olacaktır. NATO’nun Ankara’ya ‘bölgesel ilişkilerde bize tabi ol, iç politikada biz sorun çıkartmayız’ gibi bir eğilim içerisinde olması pek alanın mümkündür. Bu yaklaşımın sadece Kürt sorunun demokratik çözümü veya Barış Demokratik Toplum sürecini değil, ülkedeki bütün güç ilişkilerini ve dengeleri etkileyebilecek bir kısım adımların atılması yani baskı politikaların giderek yoğunlaşması pek kala mümkündür. Bunun mutlak olarak böyle olacağını söyleyemeyiz ancak olasılık olarak belirtebiliriz. Çünkü NATO iç politik krizi olan bir Türkiye istemiyor, Toplumsal ve politik istikrarı önemsiyor. Bu nedenle de belki de tersten iç politik sorularının çözümü için gerekli duyarlılığın gösterilmesi konusunda uyarılar da yapılmış olabilir. NATO Genel Sekreterinin “demokrasi sadece seçimlerin yapılması değil bir norm ve kültür olduğunu” belirtmesi de bir tesadüfü olmadığını söylemek mümkün.
*NATO zirvesinde özelikle savunma sanayisinin ele alınması yeni savaşların çıkacağına dair değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yeni savaşlar kapı da diyebilirmiyiz?
NATO’nun küresel kapitalist dünya sisteminin bir askeri ve politik örgütü olarak görev aldığı ve tarihsel olarak böyle bir misyon üstlendiği dikkate alındığında savunma sanayisinin Aslında savaş sanayisinin geliştirilmesi konusunda ciddi yönelimler içerisinde olacağı çok net ortaya çıkmış bulunuyor. Yapay Zeka Merkezi Savaş teknolojisinin geliştirilmesine dair alınan kararlar ve NATO’nun Savaş bütçesinin ciddi oranda arttırılmış olması önümüzdeki yıllarda kapsamlı savaşlara hazırlık yapıldığı sonucuna varabiliriz. Mutlak bir savaşın çıkacağı söylenmese de yapılan hazırlıkların güncel olarak Rusya, stratejik olarak Çin ile bir çatışma alanın ulaşabileceğine dair NATO Merkezli değerlendirmelerin yapıldığını biliyoruz.
*Ortadoğu’ya yönelik müdahalelerin bir bütünen Kürtlere etkisi nasıl olur? Kürtler bu denklem içerisinde nasıl bir yerde yer alıyor?
NATO’nun oluşturduğu yeni Ortadoğu stratejisinde Kürtler denklemin dışında olmamakla birlikte geçmişten farklı olarak merkezin kenarında tutuldukları söylenebilir. Bunun sadece küresel güçlerin yeni Ortadoğu stratejisiyle ilgili olmadığı aynı zamanda Kürtlerin kendi iç rekabetli ve çatışma alanında kurtulmamaları da ilişkili olduğu söylenebilir. Örneğin Irak Kürdistan Bölge yönetiminde, ABD İngiltere Fransa Almanya gibi ülkelerin baskılarına rağmen merkezi bir ordu gücünü kuramamaları halen aşiret yapılarına göre peşmergelerin varlığı ya da neredeyse 2 yıl önce yapılan seçimlerde henüz bir hükümetin kurulmamış olması, iktidar paylaşımının Talabaniler ve Barzaniler arasında devam etmesi gibi faktörler küresel güçlerin Kürtlere yönelik politikalarını olumsuz yönde etkilemeye başladı. Suriye’deki gelişmeler, İran’da ki durum bu gerçeği doğrular niteliktedir. Bu bakımdan küresel güçlerin Ortadoğu’da Kürtlere biçtiği ve verdiği destek giderek zayıflamaktadır. Ortaya çıkan durumun doğru tespit edilerek yeni politikaların belirlenmesi ve Kürtlerin bütün Ortadoğu’da ortak ve tek bir güç olarak hareket etmeleri gerekiyor. Aksi taktirde hızla değişmeye başlayan denklemin dışında kalacaklardır.
