Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN: İSRAİL FİLİSTİN SAVAŞI BÖLGEYE YAYILACAK


1967 yılında 6 gün savaşıyla Mısır, Ürdün ve Suriye hava kuvvetlerini ani bir baskınla yerle bir ederek efsaneleşen, dünya savaş tarihine geçen ve askeri okullarda, İsrail’in savaş stratejisi, taktik ustalığı ve üstünlüğü ders olarak okutulurdu.7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın; İsrail’e havadan, karadan ve denizden düzenlediği saldırılarla “Demir Kubbeyi delip İsrail kasabalarını ele geçiren, İsrail tanklarını imha edip subay ve polislerden sivil Yahudi yerleşimcileri ve turistlere kadar çok sayıda kişiyi esir almasıyla sarsıldı. Hamas saldırısı İsrail devleti ve toplumunu adeta şok etti, büyük bir travma yarattı. İsrail’in yenilmez diye adlandırılan gücü, güvenlik sistemi, istihbaratı ve çok güçlü olan İsrail imajını açıkça ve resmen sarstı ve yaraladı. Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimciler başta olmak üzere İsrail’i terk eden binlerce Yahudi havaalanlarına koştu. İsrail’e büyük bir korku ve panik durumu hâkim oldu.

ABD, saldırının hemen ardında İsrail’e Dışişleri Bakanını gönderip en büyük güç ve desteği verdi. İsrail’i ne pahasına olursa olsun savunmaya geçti. İsrail’e yapılan saldırıyı kendisine yapılmış kabul etti. USS Gerald Ford uçak gemisini İsrail’e destek için gönderdi. Her türlü silah ve mühimmatı hiçbir şart koşmadan İsrail’e verdi. Hatta ABD “İsrail’e saldıracak ister devlet ister devlet dışı aktörler olsun, her saldıran aktörü vuracağız” dedi. Böylece İsrail’e çok ama çok büyük bir askeri, siyasi, stratejik güç ve moral desteği verdi. İngiltere’de İsrail’i desteklediğini açıkladı ve İsrail’i korumak için bir Kruvazör gönderdi. İngiltere’de ABD gibi İsrail’in yanında yer aldı. Batıda İsrail’e tam desteğini açıkladı. İsrail bu büyük desteklerle biraz toparlandı. Gazze’yi bir hafta havadan bombalayarak, karadan top atışlarıyla, füzelerle vurarak, kara harekâtı için hazırladı. Ama henüz vurulma korkusunu üzerinden atamadı.

İsrail, bu saatten sonra her an Gazze’ye karadan parça parça girecek; bölgeyi Hamas’tan arındırmak için tankla, piyade askerlerle, göğüs göğüsse, süngüyle, tırnakla, dişle yani teknolojiyle donatılmış insan unsuruyla savaşmak zorunda kalacak. Savaş son tahlilde askeri stratejinin karada insan unsuruyla yürütülmesiyle kazanılacak. O nedenle teknik donanım bir noktaya kadar etkili olur. Ama savaşı kazandıracak asıl unsur; insan gücü, cesareti, iradesi, yeteneği, birikimi ve zekasıdır. Bu noktada çok akıllıca hareket edip hiç kimseyi küçük görmeyen, karşıdaki gücü doğru değerlendirerek hesaba katan, savaş stratejisini bu doğrultuda belirleyen kara savaşının kazananı olacaktır. İsrail Ordusunun basından yansıdığı kadar şu ana kadar hata yapmadan bu yönlü adımlar attığı gözlemlenmektedir.

Hamas ise insan unsuruyla yani ulus ve inancın militanlarını yaratarak ve dışardan elde ettiği teknik gücü bu ulus olma bilincine sahip inanmış insan unsurlarıyla birleştirerek büyük bir askeri güç teşkil etmiş bir askeri ve siyasi güç-irade durumundadır. Ayrıca Hamas Gazze’deki Filistin halkının desteğini de arkasına almış bulunmaktadır. İsrail bu gerçeği çok iyi biliyor. İsrail’in düzenli savaş stratejisine göre eğitilmiş 80-90 bin kişilik bir profesyonel ordusu ve 2.200 tankı var. İsrail bir hafta içinde yedekleri askere çağırıp bu ordu sayısını 350 bine çıkardı. Şimdi bu tecrübesiz orduyu Gazze ye aynı anda her taraftan sokup, büyük bir yenilgi ve katliam yaşamak istemiyor. O nedenle Gazze’ye kuzeyden blokajlar halinde girecek. Gazze’yi parça parça “temizleyecek.” Bunun için Gazze’deki sivil halkın çıkmasını istiyor. Gazze’deki Türkiye yabancı misyonu dahil olmak üzere tüm yabancı misyonlar Gazze’den çıktı. Bu kara savaşının kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini gösteriyor. Hamas ise; sivillerin çıkmasını istemiyor ve yer altındaki tüneller aracılığıyla direniyor. Gazze’de kara savaşı çok yakın.

Ama asıl savaş, Gazze’deki kara savaşından sonra Lübnan, İran ve Suriye’de yaşanacak. Kara savaşında Hizbullah’ın savaşa dahil olmasıyla İsrail-ABD, Hamas ve Hizbullah’ı Lübnan’da, Suriye’de ve İran’da vuracak. Netenyahu’nun daha ilk günde ” vereceğimiz karşılık Ortadoğu haritasını değiştirecek” demesi boşuna değildi. Evet Hamas’ın saldırısı askeri konsept açısından yıllarca hazırlığı yapılmış, yıllarca planlanmış ve zaferi kesin bir stratejik saldırı olduğu tüm dünya askeri otoriteleri tarafından ortak kabul gören bir saldırı doktriniydi. Fakat bundan daha önemlisi ABD-İsrail-İngiltere ve Batı tarafından bu saldırıya verilecek olan karşılığa bakmak gerekir. Yine aynı şekilde tüm dünya askerî otoriteleri tarafından kabul gören bir diğer gerçek savunma saldırı doktrini ise, İsrail’in ABD-İngiltere ve Batı tarafından bu saldırıya ışık hızında, en üst düzeyde ve en yüksek askeri reflekslerle savunmaya geçilmesi. Savunma hazırlığının da yıllar önceden planlanmış ve daha saldırı gerçekleştirilir gerçekleştirilmez bu savunma saldırısı planlarının uygulamaya konulmuş olması gerçekliğidir.

Şunu herkes çok iyi bilmektedir ki; İsrail-ABD-Britanya ve Batıyı durdurabilecek ve bu planlı saldırıdan vazgeçirtebilecek hiçbir güç yoktur. Bu durumda savaşın hızla büyüyerek yayılacağını söylemek yanlış olmaz. Lübnan, Suriye ve İran’ın savaşa dahil olacağını çok açık bir biçimde görülüyor. İsrail ve ABD; İran’ı, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Katar, Arap yarımadası, Kafkasya ve Orta Asya’daki yayılmacılığını her ne pahasına olursa olsun durdurmayı amaçlamaktadır. İran Hamas’ın İsrail’e karşı olan bu son stratejik saldırısının arkasındaki temel planlayıcı ve lojistik destek sağlayıcı güç olarak görülmektedir. İran bölgede hem bir oyun kurucu hem de oyuncu olarak ağırlığını Hamas, Hizbullah ve Haşdi-Şabi gibi kendi etkisi ve yönlendirmesi altında olan güç ve örgütler eliyle göstermektedir. İsrail-ABD ve Batı bu saatten sonra İran sorununu ya radikal köktenci bir çözüme kavuşturacak ya da İran’ın gücünü kabul edip bükemedikleri bileği öpecekler. İkincisi olamayacağına göre İran’ın savaşa dahil olması kaçınılmazdır.

Ortadoğu on binlerce yıllık şiddet kısır döngüsü sorununu maalesef hala aşamamıştır. Zorun rolü dün olduğu gibi bugünde hala Ortadoğu coğrafyasında temel belirleyici bir roldür. Bölgenin tek devletsiz halkı olan Kürtlerde bölgenin bu ateş ve barutla değişimi karşısında ortaya çıkan fırsatlardan yararlanabilmek için akılcı ve doğru bir stratejik değişim yaşayarak bölgede tarihi ve güncel ilerici rollerini oynamayı bilmelidirler. Bu anlamda tarihin ve güncelliğin emri kendi olmayı bilen ve kendi çıkarları ile ilerici insanlığın çıkarlarının kesiştiği ve ortaklaştığı bu kavşakta son bir gayretle kendi özgürlük şansını değerlendirebilmek ve özgürlüğünü yakalayabilmek için önemli bir misyon üstlenmeleri gerektir. Ortadoğu maalesef hala barışçıl değişim ve dönüşümlere kapalıdır. Gelecek asırda belki barış bu coğrafyaya da hâkim olacaktır. Ama güncelde bu mümkün değil. Günümüzde haklının değil, güçlünün barışı geçerlidir. Uluslararası hukukta, savaş suçu da bu güce göre işlemektedir.  Küresel çağda, toplumsal ilişkilere ve dengelere bu yön vermektedir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir