Güncel HaberlerMakaleler

DR. MUSTAFA PEKÖZ: ANKARA, SURİYE’DEN ÇEKİLMEYE HAZIRLANIYOR


Türk askeri birliklerinin Afganistan’da kalmalarının nasıl bir askeri-politik sonuç doğuracağına dair yapılan tartışmalar bitmeden Taliban,  Kabil’e girdi ve yönetimi ele geçirdi. NATO’nun Türk ordu birliklerinin Afganistan’da kalma projesi boşa düştü. Taliban, Türkiye dahil bütün yabancı güçleri ‘işgalci’ olarak değerlendirdiğini ve tamamının çekilmesi gerektiğini çok açık olarak ifade etti. Afganistan’daki çekilmenin yansımaları özellikle Suriye’ye yansıması kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir. Mevcut gelişmeler bunu doğrular nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Bahçeli: Afganistan’da çekilirsek Anadolu’yu kaybederiz

Türkiye’nin Afganistan’da çekilmemesi gerektiğine dair ilk açıklama iktidarın ‘büyük’ politik ortağı Bahçeli’den geldi. Bahçeli, kendisini aşan ama zihinsel olarak devlet mantığını yansıtan bir açıklama yaptı: “Gerektiğinde Taliban’la da görüşülmeli ve Türk askeri Afganistan’da kalması sağlanmalıdır. Afganistan’da çekilmek, Anadolu’yu kaybetmektir.” Bahçeli bu açıklamıyı daha çok arka Suriye ve Irak’ta çekilmenin gündeme geleceğini  tahmin ettiği için yaptı. Bu nedenle erken açıklama yaparak cumhurbaşkanına ayar vermek istese de Afganistan’daki gelişmeler farklı yönde gelişti. Ankara’nın bölgesel ilişkilerde izlediği strateji dikkate alındığında Afganistan’da çekilmesi askeri-politik-diplomatik bir başarısızlık olarak değerlendiriliyor ve bunun Suriye, Irak ve Libya’daki sarsıcı etkilerinin çok daha derin olacağı görülüyor.

Afganistan’da çekilmenin Dış politikaya yansımaları  

Türkiye’nin dış politikasının merkezinde Türkiye’ye sınır bölgelerinin ve çevre ülkelerinin askeri olarak kontrol altına alınması bulunuyor. Bir bakıma Osmanlı dönemine ait olduğu belirtilen toprakların fiilen ele geçirme planı vardı. Özellikle Suriye ve Irak’ta izlediği politika doğrudan bu temele dayanıyordu. Kıbrıs Türk bölgesinin fiilen 82’inci bir il olarak görülmesi, Doğu Akdeniz’de hakimiyet çabası ve Libya’ya asker koşullandırarak hakimiyet alanı oluşturma hamlelerinin artık bölgesel ilişkiler bir önemi kalmadığı, beklenen ciddi bir karşılığı olmadığı görüldü. Ankara’nın bir bakıma bölgede sınırları değiştirecek hamlelerinin tersine bölgesel etkinliğinin çok ciddi oranda kırdığı ve yalnız kaldığı hemen herkesin kabul ettiği bir politik realiteyi oluşturuyor. Ankara’nın Afganistan’da kalıcı bir güç olmaktan ısrarı esasen Irak, Suriye ve Libya’da izlediği politikalarla doğrudan ilişkilidir. Afganistan’da çekilmesinin esas domino etkisi, Suriye, Irak ve Libya merkezli izlediği Ortadoğu-Doğu Akdeniz stratejisinde çok daha belirgin olarak ön plana çıkmaya başladı.

Biden yönetimiyle ABD’nin Orta Doğu stratejisinin geleneksel ABD’nin politikasına dönüşü özellikle Ankara’nın bütün bölgesel politikalarını alt-üst etti denebilir. Ankara, Afganistan’dan çekilmek zorunda kalmasıyla Ortadoğu’da da yeni arayışlara yöneldi. Dahası, devletin geleneksel dış politika kotlarına dönmek için hızlı adımlar atmaya başladı. Mısır ile ilişkilerini düzeltmek için önemli tavizler veren Ankara, aynı şekilde Gülen cemaatinin darbe girişiminin arkasında olduğu iddia ettiği Birleşik Arap Emirlikleri’yle de görüşmelere başladı. Katil dediği İsrail ile yeniden barışmak için politik zemin hazırlıyor.  Türkiye’ye yoğun bir ekonomik ambargo uygulayan S. Arabistan ile uzlaşmak için ciddi bir çaba gösteriyor.

Mısır ve BAE, Ankara’nın bölgesel güvenirliğini test etmek için Libya’daki askeri güçlerini derhal çekmelerini ve Libya’nın iç işlerine kesinlikle karışmalarını görmek istediklerini beyan ettiler. Ayrıca yakın dönemde yeniden Arap Birliği ligine çağrılacak olan Suriye’de çekilmesi ve Irak’taki askeri üslerini kapatması gerektiğine dair beklentiler masada duruyor. Tek karar mercii olan cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bölgesel politikaları toptan değiştirmek için acele etmeye başladığını söyleyebiliriz. Bunu yaparken, izlediği bölgesel politikaların çöküşünü gizlemeye ve hatta başarılı göstermeye çalışıyor. Açıkça ifade etmek gerekirse, Ankara, hem ABD hem de körfez ülkeleriyle ortak bir yol bulmak için bugüne kadar izlediği ve bütünüyle başarısız olan bölgesel politikaları terk etmek zorundadır. Başka bir alternatifi bulunmuyor.

Suriye’deki dengeleri Moskova-Washington belirliyor

Küresel dünya siyasetinde birbirleriyle rekabet halinde olan ABD-Rusya, Suriye’deki sorunun çözümü konusunda anlaştıkları ve buna uygun bir planlamayı uygulamaya başladıkları biliniyor. BM Genel Sekreterliğinin gözetiminde devam eden Anayasa taslağı çalışmasının hızlandırılması ve tamamlanarak taraflara kabul ettirilmesi üzerine ortak bir karar alındı. Suriye’nin gelecekteki devletin yönetimsel yapısının nispeten Irak’taki duruma benzer bir yapının oluşturulması üzerinden fikir birliğine varıldı. Pratik sürecin hızlandırılması konusunda Putin-Biden ortak bir irade birliği oluşturdular denebilir. Böylelikle Şam merkezini kontrol eden Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki askeri varlığı kalıcılaşacak, ABD’nin de Kuzey Doğu Suriye’de desteklediği bir gücün varlığıyla uzun vadede Suriye’de politik etki alanını genişletecek.

Esad’ın sürpriz Moskova ziyareti

  İdlib’de devriye gezen Türk askeri birliğine bir İslamcı cihatçı örgüt tarafından yapılan saldırı sonucunda üç askeri yaşamını iki asker yaralandı. Bu olaydan sonra Savunma Bakanlığının saldırının içeriği ve arka planına ilişkin hiçbir açıklama yapmaması dikkat çekti. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov tersine; “Türkiye’nin İdlib’deki yükümlülüklerini yerine getirmediği özellikle radikal İslamcı örgütlerin silahlandırma sorumluluğuna uygun davranmadığını’ açıkladı. Bir gün sonra da Putin, sürpriz bir şekilde Esad’ı Moskova’ya davet ederek görüştü. İkili görüşmede, Suriye’de bulunan bütün yabancı askeri güçlerin çekilmesine vurgu yapıldı. ABD’yi de kapsayan bu açıklamada esas mesaj Ankara’ya verildi. Yani Türk askeri güçlerinin Suriye’de çekilmesi aksi takdirde çok daha kapsamlı operasyonların gündeme geleceği uyarısı yapıldı. Rusya destekli Esad güçlerinin İdlib bölgesine büyük bir güç yığdığı ve oldukça kapsamlı bir operasyonun gündemde olduğu tartışılıyor.  Putin’in Esad’ı davet etmesinin ikinci önemli gerekçesi de, Biden ile yaptığı görüşme çerçevesinde Suriye’deki sorunların önümüzdeki bir yıl içerisinde çözülmesine ilişkin planın uygulanacağı ve buna karşı çıkılmaması uyarısıdır.

 ABD’nin yeni yönetiminin ‘Suriye Demokratik Güçleri’ni Washington’a davet etmesi

Kamuoyunda Biden yönetiminin Afganistan’da olduğu gibi Suriye’nin Kuzey Doğu bölgesinde çekileceğine dair bazı iddialara yer verildi. Ancak Washington yönetiminden askeri ve dış işleri temsilciler bölgeyi ziyaret ederek ‘SDG’ye askeri ve politik desteğin devam edileceğine’ dair açık mesajlar verdiler. Mazlum Kobani’nin de içinde olacağı iddia edilen bir SDG heyetinin Washington’a davet etmesi son derece önemlidir. Heyetin hem Biden hem de Senato ve Kongre temsilcileriyle görüşeceği belirtiliyor.  

SDG heyetinin davet edilmesi, Birincisi, Kürtlere verilen açık bir politik destektir. İkincisi, Suriye’nin geleceğinde Kürtler olmaksızın bir çözüm olmaz. Üçüncüsü Suriye’de yazılacak olan yeni anayasada Kürtlerin politik-sosyal hakları güvenceye alınacak. Dördüncüsü, SDG, politik bir temsilci olarak sürecin içinde yer alacak. Beşincisi, SDG bölgesine adına ABD, Şam yönetimi adına Rusya arasında yapılan görüşmelere her iki taraf için bağlayıcılığı kabul görecek ve sorun çıkartılmayacak. Altıncısı, Suriye’de yeni bir anayasa tarafların hukuki, politik ve sosyal hakları garanti altına alındıktan sonra ABD dahil ‘yabancı’ askeri güçler Suriye’den çekilecek. Yedincisi, Ankara-Qamışlı denkleminde Qamışlı’yı desteklemeye devam ettiğini gösteriyor. 

Ankara, askeri güçlerini Suriye’den zorunlu olarak çekecek

Erdoğan merkezli AKP’nin Ortadoğu politikasının merkezinde Suriye bulunuyordu. 2012 yılından bu yana Suriye’deki iç dengeleri değiştirmek, Esad rejimini devirmek, kendisine yakın bir İslamcı iktidar kurmak için askeri, politik ve diplomatik olarak bütün gücünü kullandı. Küresel İslamcı cihatçıları kendisine ‘ittifak gücü seçen’  iktidar, Suriye’de kalıcılaşan bir strateji izledi. Askeri güçle kontrol altına aldığı, İdlib, El Bab ve Afrin’i fiilen Türkiye’nin bir toprak parçası gibi düzenlemelere gitti.  Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan; “İdlib’i kaybedersek Hatay’ı kaybederiz” gibi çok ciddi iddialar ileri sürdü.   

Küresel cihatçı örgütlerle ortak çalışan Ankara’nın Suriye politikasın hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde tamamen başarısız oldu. Türkiye’nin askeri gücü ciddi bir yorgunluk içinde ve artık bölgede kendisini savunamaz duruma gelmiş görünüyor. Sürekli saldırıların hedefi haline gelen Türk askeri birliklerinin İdlib’de kalıcı olmayacağı, olamayacağı görüldü. Bu nedenle Türk ordu birliklerinin bölgede kalmasında ısrar etmenin ne politik ne de askeri bakımdan bir anlam ifade ediyor. 

2022 yılının Sonbaharına kadar Suriye sorunu Ortadoğu’nun gündeminden çıkartılarak yeni bir dönem başlayacak. Qamışlı bölge yönetimini ABD, Şam yönetimini Rusya temsil ediyor. İdlib’deki İslamcı cihatçıları Türkiye temsil etmek istese de buna açık politik bir cesaret gösterme şansı bulunmuyor. Bu nedenle Ankara’nın Başta İdlib, Afrin ve El Bab olmak üzere Suriye’deki askeri varlığının hiçbir gerekçesi kalmadı.

Türkiye’nin Rusya ile yaptığı ortak protokolde Ankara, “İdlib’de radikal İslamcı örgütlerin elinde bulunan ağır silahlarının toplanması sorumluluğunu üstlenmesine” rağmen bunun için hiçbir somut adım atmadı. Rusya’nın bu durumu birkaç kez kamuoyunda açıklaması Ankara’yı oldukça zorda bırakmasının ötesinde yeni sorunlarla karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Esad yönetimi, Rus askeri güçlerinin desteğinde yeni bir saldırı için bütün hazırlıkları tamamlamış bulunuyor. Türkiye’nin Rusya destekli yeni bir saldırıyla karşı karşıya kalmasının askeri ve politik sonuçları beklenilenden çok daha ağır olacağı açıktır. Adeta çaresizlik içinde bölgede zaman kazanmak için yeni arayışlara başladı. ABD, Rusya ve Körfez ülkeleri, Türk askeri birliklerinin Suriye’de çıkması konusunda hem fikirdirler. Bu nedenle Afganistan’dan çekildikten sonra Suriye’de kalmaktan ısrar etmenin siyasal sonuçları çok daha ağır olacaktır.

Ankara’nın olası bir Esad rejiminin yapacağı operasyonu geciktirmek için Moskova ile acil görüşme talebinde bulundu. Putin, Covid 19 nedeniyle karantinada olduğunu mesajıyla Türkiye’nin görüşme talebini dolaylı olarak geri çevirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’i ikna etmek ve doğrudan bir görüşme alabilmek için daha S-400’ler meselesi gündemdeyken S-500’leri yeniden dillendirmeye başlaması, aslında politik çaresizliktir. Birleşmiş Milletler toplantısından sonra Erdoğan’ın Putin’i ziyaret edeceği söyleniyor. Bu görüşmede büyük bir olasılıkla İdlib’in Esad rejimine nasıl teslim edileceği ve Ankara’nın Şam ile diplomatik ilişkilerinin boyutu konuşulacaktır.

 Afganistan’daki askeri güçleri çekmenin ‘Anadolu’nun kaybedilmesi’ olarak değerlendiren zihniyeti ile İdlib’i askeri olarak çekilmenin ‘Hatayı kaybetmek’ anlamına geldiğini söyleyen kafa yapısı aynıdır. Ankara henüz yeni bir dışı politika oluşturmada sorunlar yaşıyor dahası ne yapacağını bilmiyor, kafası gereğinden fazla karışık görünüyor. Burada dikkat çeken bir başka husus; Suriye çöküş stratejisinin mimarı olan Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu’nun ilk kez süreci doğru okudu. Davutoğlu; “Yeni bir anayasanın hazırlanması Suriye’nin iç meselesidir. Federal bir yapı oluşturulsa dahi buna saygı duyarız. Sadece orada bize yönelik saldırılara asla izin vermeyiz.” Yani devletin, hem Suriye’de kabul görme olasılığı oldukça yüksek olan ‘Federe Anayasa’yı kabul etmesi hem de DSG ile masaya oturması hiç kimseye sürpriz gelmemelidir.

Afganistan’da askeri birlikler çekildi. Sırada Suriye ama öncelikli olarak İdlib var. İktidarın Suriye politikasındaki değişim seçimlerin düşünülenden çok daha erkene almasını sağlayabilir.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir