Uncategorized

ALİ CANDAN : ABD, ASYA-PASİFİKE NEDEN GÜÇ YIĞIYOR KÜRTLER NE YAPMALI?


Soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyası olarak gösterilen ABD-Sovyetler Birliği merkezli  çatışma 1980’lerden itiraben son buldu. Bir kısım ABD’li stratejisyenler ‘Tarihin Sonunu’ yani ABD’nin dünya üserindeki mutlak hakimiyetini ilan ettiler. ABD’nin Afganistan ve Irak işgaliyle başlayan süreç ABD’nin dünya üzerindeki mutlak hakimiyetinin başlangıcı için atılan önemli küresel operasyonlardı. Ancak kısa bir sürede bunun böyle olmadığı ve ABD’nin artık küresel dünyayı tek başına yönetemeyeceği kendileri tarafından da görüldü. Böylelikle ABD’nin yaratmak istediği kendi hegemonyasına dayanan tek kutuplu bir dünyanın kurulamayacağı tezinden vazgeçildi.

 

Bugünkü küresel dengeler içerisinde Çin-ABD gerginliği temelinde yeni iki kutuplu bir dünyaya geçiş süreci yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu iki kutuplu dünya, geçmişte olduğu gibi Sosyalist-Kapitalist sistem çatışması olmayıp küresel sistemin kendi iç rekabetine dayandığını söylebiliriz. Dünyanın iki büyük ekonomik-politik gücü arasında orataya çıkan rekabet, özellikle geçişmiş süreçlerden farklı olarak büyük değişimlerin, büyük alt üst oluşların yaşandığı ve Kürtler gibi henüz devletleşememiş halklar için büyük risk ve fırsatların ortaya çıktığı süreçler oluşmaya başladı. Birinci dünya savaşında Kürtler bu fırsatları doğru değerlendirecek bir siyasete sahip olamadıklari için kaybettiler. 2. Dünya savaşı sırasında Gazi Muhammed önderliğinde kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyetide 11 ay yaşayabildi. Bu günde benzer bir dönemden geçiyoruz.

 

Dünyamız, ABD ve Çin arasında giderek tırmanan bir gerginliğin ortasında yeni bir küresel dünya düzeninin tam başlangıcındayız. Bir takım jeo politik ve jeo stratejik değişimler özellikle lokal bölgelerde haritaların yeniden değişebileceği yeni bir sürecin başlangıç sancıları yaşanıyor. Kürtler bu fırsatlar sürecini değerlendirmeyi bilmeleri gerekirken yine maalesef kendi aralarında, iç didişme ve çekişmelerle  yoğunlaşmış bulunuyor. Burada bir kaç noktaya dikkat çekmekten yarar var.

 

Çin Ne İstiyor

 

1960’tan bu yana Çin büyük bir ticari güç haline geldi. Son 10 yılda özellikle yapay zeka (AI) digital teknoloji alanında devrim niteliğinde bir gelişme katetti. Bu gelişmeler sonucunda dünya ile karşı karşıya geldi. Özellikle son iki yıldır Çin’de ortaya çıkan coronavirüs-pandemisi hızla tüm dünyaya yayılarak tarafları karşı karşıya getirdi ve bir nevi katalizör tarihi hızlandırıcı bir rol oynadı.

 

Çin yeni bir ipek yolu yaratmak istiyor. Buna OBOR deniliyor = One Belt One Route. Yani tek kuşak, tek yol projesi. Bu projeyi hayata geçirmek istiyor. Ama Çin’in bu projesi bir çok ülke için stratejik tehlikelerle dolu bir projedir. Çin-Hindistan-Avrupa yolu birinci dünya savaşı ve hatta sömürgeleştirmelerin başladığı andan itibaren İngilizlerin eline geçmişti. Çin şimdi bu yolların büyük bir kısmını kontrol altına almak istiyor. İngiltere’nin Ortadoğu gibi petrol kaynaklarından faydalandığı bir yerde ticaret yollarının Çin’in eline geçmesi, İngiltere’nin ve ABD’nin stratajik planlarının alt üst etmesinin ötesinde Çin’in küresel sistem üzerindeki mutlak hakimiyetini sağlayacak en önemli faktör olacaktır.  Çin ve ABD, kıtasal stratejileriri yaşama geçirmek için kendilerine yeni müttefikler bulamaya çalışıylor. Bu nedenle geçmişten farklı olarak hakimeyet alanı oluşturdukları ülkelere de önemli tavizler veriyorlar. Yani geçmişten farklı olarak ülkelerle ekonomik-politik çıkarlar üzerinden sömürge biçimde değil ortak paylaşıma dayanan ittifaklar ya da ortaklıklar kuruyorlar. Patta burada giderek ön plana çıkan önemli bir nokta da devletleşmemiş sosyo-politik güçlerle de görüşerek ittifak kurmaya yönelmiş durumdadırlar. Bu geçmişten farklı yeni bir stratejik yönelimin parçalarından biri olarak tanımlanabilir.

 

Ticaret yollarının değişimi dünya tarihinin önemli noktalarını oluştururlar. Geçmiştede olmuştu. Örneğin Ümit Burnu yani Afrika’nın Güney bölgesinin keşfedilmesiyle birlikte, Avrupa’nın gemileri Afrika kıtasının Güneyin’den dolaşarak Hindistan’a gitmeyi öğrendiler ve bu doğal olarak Kürdistan Emirliklerinin yıkılmasına yolaçacak bir dizi olayın gelişimini tetikledi. Osmanlı’nın elinde tuttuğu ticaret yolları önemsiz hale geldiği için, Kürt emirlikleri aldıkları vergiler düştüğü için güçten düştüler. 1840’lara gelindiğinde ne yazık ki Kürt emirlikleri yıkılmıştı. İşte bu günde buna benzer bir şekilde ticaret yolları değişimi sözkonusudur.

 

Bir yandan Çin, Afrika’da kendisi ile hareket edecek çok sayıda ülkeyle ekonomik olarak stratejik ilişkiler kurmaya başardı. Diğer yandan Yunanistan gibi ülkelerde kendilerine liman kiralıyor. Ayrıca Hong Kong modeli var. İngiltere’de devralınan Hong Kong’un ekonomik modeli olduğu gibi korunuyor. 106 yıllık İngiltere hakimiyeti sonunda 1 Temmuz 1997 yılında Hong Kong Çine devredildi. İngilizler, Çin’e Hong Kong’un ticari statüsünün korunması şartıyla devrettiler. Çin burayı küresel dünyaya açılmada  bir ticaret koloni gibi değerlendiriyor . 

 

ABD,  Asya-Pasifike Kuvvet Yiğiyor

 

ABD, en son 31 Ağustos’ta Afganistan’dan  askeri güçlerini çekti. Aynı şekilde bir kaç yıldır, Ortadoğuda (Irak, Suriye ve Körfez ülkelerindeki askerlerini-kuvvetini düzenli bir şekilde azaltıyor. ABD bu kez tersine, Asya-Pasifike Çin’i çevrelemek için çok büyük güç ve kuvvet yığıyor. Afganistandan çekilişi de yükselen Çin’i ve ‘Tek Kuşak-Tek Yol’ projesini engellemek amaçlı stratejik bir çekilmedir. ABD’nin dikkatinin ve kuvvetinin Ortadoğudan yavaş ama kesin bir biçimde Asya-Pasifike kaydığı net bir biçimde görülüyor. Bu büyük değişim er veya geç gerçekleşecek.

 

ABD’nin ila nihayet bölgede kalması zaten mümkün değil ve işgalin bu çağda uzun sürmesi düşünülemez. Trump ile Biden arasındaki ortak nokta : ABD’nin askeri güç olarak uzun süreli savaşlara girmemesidir. Bu nedenle Afganistan’da olduğu gibi Irak gibi bölgelerde çekilmesinin kaçınılmaz kaçınılmazdır. Özellikle Asya-Pasifikin yeni güç çatışmasının yığılma merkezi olması ve ABD’nin dikkatini, stratejisini ve ezici gücünü Ortadoğu’dan kontrollü bir şekilde Asya-Pasifik bölgesine kaydırması. Bölgemizde bir nevi katalizör rolü oynacak. Bu değişim ve dönüşüme uygun hareket etmeyi başaranlar yakın geleceğin büyük kazananları olacaktır. Bu nedenle Ortadoğu’nun gelecekte nasıl bir şekillenmenin olacağını anlamanın en kısa yolu ABD’nin Asya –Pasifikler stratejisinin doğru okumaktan geçiyor. Yani ABD, Ortadoğu’da çekilecek. Tmup ile Biden’in buluştukları ortak stratejik noktalardan biri de budur. Trump bunu acilen yapmak istedi ama başarılı olamadı. Biden ise bunu zamana yayarak ve Ortadoğu’yu da şekillendirerek yapmak istiyor. Sonuçta ABD bölgedeki özellikle askeri gücünü önemli oranda azaltacak.

 

Kürtler Ne Yapmalı

 

ABD’nin çekilişi ardında Güney ve Rojava Kürdistan’ında doğacak büyük boşluk, kaos ve tufanın üstesinden hiç bir Kürt partisi tek başına gelemez. Kürt siyasi hareketleri, lider ve siyasetçileri, bu stratejik değişimi doğru okuyup, ön görerek ortak bir çatı altında birleşmeyi bir an önce geliştirebilmelidirler. Önümüzdeki sürecin hızlı akacağı ve ABD’nin küresel öncelikleri ve uygulamak istediği stratejinin çok açık olarak değişeceği dikkate alındığında, Kürtlerin Ortadoğu’da merkezileşen bir yönetimsel yapıya bir an önce kavuşmaları gerekir. Yani ABD’de Ortadoğu’dan esasen çekilmeden, Kürtlerin bu süreci tamamlamaları gerekir

 Dolayısıyla daha ABD çekilmeden derhal Ulusal Birlik çalışmaları başlatılmalıdır. Ulusal Birlik Çatısı altında irili, ufaklı demeden tüm Kürdistani partiler ideolojik, politik farklılıklarını bir kenara bırakmalı, güçleri oranında mümkün mertebe adil bir temsiliyetle. Ulusal çıkarlar etrafında birleşebilmelidirler. Bu birlik hayatidir, varlık yokluk derecesinde önemli bir meseledir. Kürtler ya birlik olacak ve hep birlikte topyekün kazanacaklar. Ya da hep birlikte topyekün en az bir elli veya yüzyıl daha kaybedecekler.  

 

Kürtler  gelişmeleri doğru değerlendirmelidirler. Gelişmelere paralel olarak çözümler üretebilmek için  yeni stratejik ittifaklar geliştirebilmelidirler. Bunun için;

 

1. Sözle çağrı yaparak ama pratikte sözü boşa çıkartmadan ‘Ulusal Konferans-Kongre’ gerçekleştirilmeli.

 

2. Birliğin en üst organı olan bu Kongreye tartışmasız bir şekilde kendi aralarında herkesin destekleyeceği ve Ulusal çıkarlar doğrultusunda ve ulusal çıkarlar için çalışacak bir yönetim ve başkan seçebilmeliler.

 

3. Bu yönetim ve Ulusal Kongre Başkanı Kürtler adına tüm dünyada diplomasi yürütmeli. Dört parçadaki devletlerle Kürt meselesinin sulh yoluyla çözümünün görüşmelerini yapmalı.

 

 

4. Tüm Kürt partileri Ulusal Kongre’nin alacağı tüm kararlara uygulamayı tahaüt etmelidir.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.