“Foundation for Defense of Democracies/Demokrasilerin Savunması Vakfı’ olarak bilinen Washington merkezli Think-Tank/Düşünce Kuruluşu tarafından son günlerde Türkiye üzerine bir kısım değerlendirmeler yapılmaya başlandı.
“Foundation for Defense of Democracies, çok yönlü araştırmalar yapmakla birlikte özellikle Ortadoğu üzerindeki çalışmaları dikkat çekiyor. Bağımsız olduğunu ve hiçbir yardım almadan faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtmesine rağmen yapmış olduğu değerlendirmelerde İsrail yanlısı bir çizgide olduğu söylenebilir. Ortadoğu’daki hemen hemen bütün politik ve toplumsal hareketleri ‘terörist’ olarak değerlendirmesi de dikkat çekicidir.
Vakıf, 1 Nisan 2026 tarihli Sinan CİDDİ ve William DORAN tarafından hazırlanan “İSLAMCI TÜRKİYE MÜSLÜMAN KARDEŞLER CİHADİZMİNİN ÜSSÜ’ isimli bir raporu kamuoyu ile paylaştı. Sinan CİDDİ, Vakfın Türkiye Programı direktörüdür. Aynı kuruluş 12 Mart 2026’da Moderatörlüğünü Sinan CİDDİ’nin yaptığı ‘Türkiye’nin İran Savaşına Son Verme Misyonu’ isimli bir konferans gerçekleştirildi. Aynı şekilde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle Ortadoğu bölgesindeki diplomatik girişimlerini ele alan başka bir değerlendirme daha yayınlandı.
ABD/İsrail-İran savaşının yoğunlaştığı bir zamanda bu raporların yayınlanmaya başlanmasının bir tesadüf olmadığı çok açıktır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Radikal Şii İslamcılığından sonra sıranın Sünni İslamcılığına geleceğine dair yaptığı açıklamalardan sonra özellikle ABD’de Türkiye üzerine bu tür raporların yayınlanması, belirlenen planın bir parçası mı? İsrail’in Şii İslamcılığını destekleyen merkezin Tahran, Sünni İslamcılığını destekleyen merkezin de Ankara olduğuna dair yaptığı açıklamalarla bu tür raporlar arasında bir ilişkinin varlığından bahsetmek pek ala mümkün.
Yaklaşık 20 sayfa olan rapor: merkezinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu AK Parti iktidarının ‘Radikal İslamcı Örgütleri aktif olarak desteklediği’ iddiasını ileri sürüyor
Raporun Kısa Özeti: “İslamcı Türkiye Müslüman Kardeşler Cihadizminin Üssü’
Rapor, Merhum Müslüman Kardeşler ruhani lideri Yusuf el-Karddavi’nin 2014’de Cumhurbaşkanı Erdoğan için söylediği bir cümle ile başlıyor: “Erdoğan bir bakıma Müslümanların mevcut halifesidir ve İstanbul şüphesiz İslam halifeliğinin başkentidir.” Bu cümle ile başlamasının nedeni, rapor hakkında ilk andan itibaren içeriğinin ne olabileceğine dair bir fikir veriyor.
Raporda Milli Görüş Hareketi ile Müslüman Kardeşler arasında tarihsel olarak ideolojik bir bağın olduğu iddia ediliyor; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’i uluslararası bir güç olarak desteklemiş, diğer devletler tarafından sınır dışı edilen liderleri ağırlamış, Müslüman Kardeşler hükümetlerini ve partilerini desteklemiş ve hatta terör ağlarını finanse etmiştir… Müslüman Kardeşler’in Türkiye’de resmi bir şubesi bulunmamaktadır, ancak ideolojik karşılığı olan Milli Görüş hareketi, Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin(AKP) şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır…1960’ların sonlarında kurulduğundan beri Milli Görüş, Müslüman Kardeşler’in vizyonunu desteklemiş ve daha sonra Hamas da dahil olmak üzere bağlantılı gruplara AKP’nin siyasi ve maddi desteğinin zeminini hazırlamıştır.”
Rapor’da çok daha ciddi iddialar var. Örneğin Ankara(yani AKP iktidarı kastediliyor); “Başta Suriye’deki El Kaide olmak üzere çeşitli şiddet yanlısı cihatçı örgütleri desteklemiştir” gibi son derece ciddi bir iddiaya yer verilmesi dikkat çekicidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “2017’de Suudi Arabistan ziyaretinde Müslüman Kardeşler’i bir kez daha savunduğunda, Mısır Müslüman Kardeşler Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Münir Türk cumhurbaşkanını övmüştü. Münir’in sözleri, adeta bir sadakat yemini gibiydi: “Münzevi Kardeşler, baskılar ne olursa olsun Erdoğan’ı veya hareketin diğer savunucularını asla hayal kırıklığına uğratmayacak” cümlesiyle Müslüman Kardeşler ile AKP arasındaki güçlü bir bağın olduğu vurgusunu ön plana çıkartıyor,
Raporun hemen her satırında AKP’nin ama özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’e aktif destek verildiği iddia edilmektedir: “2009 ve 2014 yılları arasında Erdoğan ve dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Baharı’nın ardından Türkiye’yi Müslüman Kardeşler bağlantılı rejimlerin önde gelen hamisi olarak konumlandırdı. Erdoğan ve kadrosu, bu siyasi ayaklanmaların, kırılgan laik Arap milliyetçi askeri rejimlerin yerine İslamcı rejimler getirmek için bir fırsat sunduğuna inanıyordu. Yeni kurulan Müslüman Kardeşler hükümetleri başarısız olunca, Erdoğan liderlerinin çoğunun Türkiye’ye sığınmasına izin verdi ve bu da onların finansman ve ideolojik misyonları için yeni bir üs haline geldi. Kendi ülkelerinde kalan İslamcılar için Erdoğan, Ankara’nın uluslararası İslamcı hareketin sorumluluğunu üstlenmesi arzusuna uygun olarak bir sponsor rolü üstlendi…” diyor.
Rapor, Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Türkiye’de AKP iktidarı tarafından himaye edildiğini yani korunduğunu ileri sürüyor: “Türkiye’de yaşayan Mısırlı Müslüman Kardeşler üyelerinin ve akrabalarının sayısının 15.000 ile 30.000 arasında olduğuna” dikkat çekiliyor.
Aynı şekilde rapor özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan kastedilerek Yemen’deki İslamcı Partinin desteklendiğini ve koruduğuna dair bir değerlendirmede bulunuluyor: “2010’ların ortalarında örgütün Yemenli liderliği ve elitleri için Türkiye’yi bir sığınak haline getirerek, finansman planlarını yönetmelerine ve yargılanmaktan kaçmalarına olanak sağladı. Türkiye’deki Müslüman Kardeşler grupları arasında, Yemen’in El-İslah Partisi İstanbul’da derin kökler salmış olup, bugün Türkiye’de yaşayan 25.000 Yemenlinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.”
“El Kaide bağlantılı kişiler ve Mısır Müslüman Kardeşler ve El Kaide’nin dünya görüşünden türeyen Mısır terör örgütü Gamaa Islamiya’nın üst düzey liderlerinin” AKP iktidarı tarafından korunduğu iddiasına yer veren rapor: “2024’teki ölümüne kadar, ABD Hazine Bakanlığı tarafından Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist olarak listelenen Islah lideri el-Zindani, devlet güvenlik koruması altında Türkiye’de ikamet ediyordu. Sanaa merkezli El-İman Üniversitesi’ni Taliban ve El-Kaide’ye eleman kazandırma merkezi olarak işleten Zindani, Bin Ladin’in güvenilir bir ideoloğuydu. Zindani’nin oğulları hala Türkiye’deki iş çıkarlarını ve mali işlerini yönetiyor. Türkiye’deki diğer Yemenli kardeşleri arasında aşiret militan lideri Hammud el-Mekhlafi ve ABD yaptırımlarına tabi El Kaide cephesi yardım kuruluşu organizatörü el-Hasan Ali Abkar da bulunuyor.”
Şiddet içeren İslamcı Hareketlere destek iddiası raporda ön plana çıkıyor: AKP iktidarının ama özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas’a verdiği desteğe dikkat çekiliyor: “Türkiye’nin, ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan ve Müslüman Kardeşler’in Filistin’deki başlıca kolu olan Hamas’a desteği uzun süredir devam etmektedir. Erdoğan’ın 2011’de İslamcılığı açma yönündeki sert dönüşünden önce bile, iktidardaki AKP hükümeti terör örgütünü sessizce destekliyor ve liderlerini Ankara’ya davet ediyordu. Erdoğan, Şubat 2006’da dönemin siyasi lideri Halid Meşal liderliğindeki bir Hamas heyetini ülkeye kabul ettikten sonra İsrail ve ABD’den sert eleştiriler alığını” belirtiyor.
Rapor’un en çarpıcı iddiası ise “Erdoğan’ın Hamas’a desteği, katliamdan sonra bile derinleşti. 7 Ekim 2023’te İsrail’de yaşanan olaylarda Erdoğan, çoğu sivil olan 1200 İsraillinin öldürülmesini kınamak yerine, Haniyeh’in 2024’teki İsrail saldırısında ölümünden sadece birkaç ay önce Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniyeh’i İstanbul’da ağırladı. Raporlar, ikilinin Hamas’ın siyasi bürosunun Katar’dan Türkiye’ye taşınmasını görüştüğünü öne sürüyor.7 Ekim saldırılarının birinci yıldönümünde, 2024’te Erdoğan, Hamas’ın suçlarını kınamak yerine, Türkiye’nin “ne pahasına olursa olsun İsrail hükümetine karşı durmaya devam edeceğini” vurgulamasıdır.
Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e Bağlı Cihatçıların İleri Üssü Olarak Kullanıldığı İddiası raporda dikkat çekiyor: “Türk devletinin Müslüman Kardeşler’e bağlı Suriyeli cihatçı gruplara verdiği destek de endişe verici. 2016 yılında, 2013’ten beri Türkiye’de misafir edilen Mısırlı üst düzey Müslüman Kardeşler üyesi Rifai Ahmed Taha, Suriyeli cihatçı topraklarına yaptığı sınır ötesi bir gezi sırasında ABD insansız hava aracı saldırısıyla öldürüldü. Taha, Gamaa Islamiya’da üst düzey bir liderdi ve 58 turistin öldürüldüğü 1996 Luksor katliamının baş mimarıydı. Ölüm anında Taha, o dönemde El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan ve Türkiye tarafından desteklenen Nusra Cephesi’ne danışmanlık yapmak üzere Suriye’de bulunuyordu. Hayatta olanlar arasında, Taha’nın muadili, Bin Ladin’in uzun süredir ortağı ve Gamaa Islamiya’nın eş lideri olan el-İslambouli, Morsi’nin devrilmesinden bu yana Türkiye’de kaldı. Kardeşi Halid’in 1981’de Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sadat’ı suikastle öldürdüğü İslambouli, El Kaide’nin Suriye merkezli Horasan Grubu’nun (Batı hedeflerine yönelik saldırılar için kurulmuş bir terör örgütü) operasyonlarını İstanbul’daki sığınağından yönetti. Türk yetkililer, 2016 yılında İslambouli’yi ev hapsine aldı. Bu, uluslararası alanda aranan teröristin iade ve yargılanmayla karşı karşıya kalmasını önleyerek İstanbul’da rahat bir yaşam sürmesine olanak sağladı.”
Raporun ‘Sonuç ve Politik Öneriler Bölümünde’ ise Ankara’daki AKP iktidarına karşı alınması gereken önlemlere dikkat çekiliyor. Bu bölümde ileri sürülen ve uygulanması gereken talepler ileri sürüldüğünde özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedef tahtasına oturtulduğu görülmektedir.
Türkiye’ye karşı: Küresel Magnitsky Yasası’nın Uygulanması Önerisi
Rapor: “Öncelikle, Washington, Türkiye’de büyük yolsuzluk ve seçimlere müdahale olaylarına karışan kişilere karşı Küresel Magnitsky yaptırımlarını uygulamalıdır. Son aylarda Erdoğan ve iktidardaki partisi, siyasi aktivistlere ve muhalif figürlere karşı cezai suçlamalarda bulunarak yüzlercesini hapse atmıştır. Bugüne kadar, uluslararası toplum bu anti-demokratik önlemlere karşı çok az şey yapmıştır. Küresel Magnitsky Yasası, önemli yolsuzluk, rüşvet, mal varlığına el koyma veya yolsuzluk gelirlerinin kolaylaştırılmasına karışan kişilere yaptırım uygulanmasına izin vermektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’de bu davranışlarda bulunan kişilere karşı aktif olarak mal varlığı dondurma ve vize kısıtlamaları uygulamalıdır.”
Ankara Tarafından Desteklenen Suriye Ulusal Ordusu’nun Süleyman Şah Tugayı ve Hamza Tugayı gibi Suriyeli Gruplara Yaptırım
Rapor: “İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri, Suriye’deki insan hakları ihlallerinden sorumlu Türk bireyleri hedef almak için Küresel Magnitsky yetkilerini kullanmalıdır. Türkiye, Suriye Ulusal Ordusu’nun Süleyman Şah Tugayı ve Hamza Tugayı gibi Suriyeli grupları ve hatta HTŞ’yi, iktidarı ele geçirmesinden önceki birkaç yıl boyunca aktif olarak desteklemiştir. Bu gruplar, özellikle Türkiye’den sponsorluk ve yardım alırken terörizm ve insan hakları ihlallerinde bulunmuşlardır. Sıklıkla sivilleri hedef aldılar ve savunmasız nüfusun kritik altyapısına saldırdılar; bu da Kürtler ve diğer azınlık gruplarına gıda ve su kıtlığı, elektrik kesintileri ve fiziksel zarara yol açtı. Amerika Birleşik Devletleri Suriye’deki yeni merkezi otoriteyi desteklerken, Türkiye’nin desteklediği ve yönlendirdiği Suriye’deki aşırılıkçı unsurları izlemeye devam etmelidir. Bu gruplar ayrıca Müslüman Kardeşler ideolojisiyle yakından bağlantılıdır ve yeterli kanıt toplandığı takdirde terör örgütü olarak tanımlanmalıdır.”
Müslüman Kardeşleri Destekleyen Türkiye’de Hükümet Yetkililerine ve Kurumlara yaptırım Önerisi
Rapor: “Üçüncüsü, Beyaz Saray, Müslüman Kardeşler’in bazı kollarını terör örgütü olarak tanımlamayı amaçlayan Kasım 2025 tarihli başkanlık kararını tam olarak uygulamalıdır. Beyaz Saray daha sonra Lübnan, Ürdün, Mısır ve Sudan’daki dört kolu terör eylemleri veya Hamas’a destek sağlama nedeniyle terör örgütü olarak tanımladı. Dışişleri ve Hazine Bakanlıkları da benzer şekilde Türkiye’deki kişileri (hükümet yetkilileri dahil) ve kurumları bu kriteri karşılayabilecek şekilde değerlendirmelidir.”
Terörü Finanse Ettiği İddiasıyla Türkiye’nin Finans Sektörüne Yaptırımlar
Rapor: “Dördüncüsü, Hazine yetkilileri Türk finans sektörünü kara para aklama endişesi taşıyan bir alan olarak değerlendirmelidir. Türkiye aktif olarak Hamas’a ev sahipliği yapıyor ve onu destekliyor. Hamas’ın üst düzey liderliği düzenli olarak İstanbul ve Ankara’da karşılanıyor ve AKP’nin üst düzey yetkilileri ve dışişleri bakanı ile kamuoyu önünde görüşmeler yapıyor. Bölgesel istihbarat raporları, fonların Lübnan, Suriye, Batı Şeria ve Irak’taki terör gruplarına ulaşmak üzere Türk bankacılık sektöründen geçtiğini gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri, Türk finans kuruluşlarını içeren işlemlere daha fazla inceleme ve denetim uygulanmasını önererek uluslararası finans sektörünü korumalıdır.”
Yaptırımların Küresel Çapta Sağlanması Talebi
Rapor: “Son olarak, Washington, terör finansmanıyla mücadelede daha fazla iyileşme görülene kadar Türkiye’yi Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) “gri listesine” geri döndürmek için G7 ile koordinasyon sağlamalıdır. 2021 yılında Türkiye, kara para aklama ve terör finansmanı ile ilgili olarak bankacılık sektöründe yetersiz kontrol ve zayıf izleme bulunan ülkeler listesine eklendi. Türkiye, şeffaf olmayan ve opak olan finans sektörünün büyük bir bölümü üzerinde kontrol eksikliğini sürdürmektedir. Türkiye yeterli yasa ve düzenlemeleri uygulamaya koyana kadar, finans kuruluşlarının uygunsuz kara para aklama ve terör finansmanı izlemesi konusunda uyarılması için FATF gri listesine geri döndürülmelidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bu Yaptırımlardan Muaf Tutulmaması Talebi
Raporda: “Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e desteği artık sadece akrabalık ve ortak İslamcı ideoloji açıklamalarıyla sınırlı değil. Erdoğan yönetiminde, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e olan desteği, Ankara’dan yayılan, son derece kurumsallaşmış bir ağ haline geldi. Bu ağ Suriye, Filistin toprakları, Libya ve başka yerlerde daha fazla yıkıma yol açma tehdidi oluştururken, Washington, Erdoğan’ı teröristleri barındırmanın, finanse etmenin ve savunmanın sonuçlarından muaf tutmamalıdır.”
Bu tür raporların Washington-Ankara ilişksinin nasıl etkileyeceğinden bağımsız olarak, önümüzdeki süreçte bu tür değerlendirmeler sıkça gündeme gelebilecek gibi görünüyor. İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğine dair yapılan yorum ve analizlerin boş iddialar olmadığı çok net olarak görülmektedir. Washington’da, Ankara’nın Radikal İslamcı Hareketleri desteklediği, finanse ettiği iddiaları çok daha fazla gündeme getirilmesi, bölgesel güç ilişkilerinde Türkiye’nin nerede ve nasıl bir pozisyon alacağını çok daha fazla belirginleştirecektir. Trump Yönetimi’nin ‘Ankara her istediğimizi yapıyor’ gibi açıklamalarının sınırları nereye kadar olacak. Ankara, Washington’un her istediğini yaparak koşulsuz ‘uyum’ politikasını sürekli kılabilecek mi?
Ankara’nın İsrail’e karşı izlediği politikaları bütünüyle terk ederek geleneksel İsrail ilişkilerine dönen ve bir bakıma Ortadoğu’da İsrail’e uyum sağlayan bir politik çizgiye tekrardan yönelir mi? İran krizinin aşılmasından sonra AK Parti iktidarının ama özellikle cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin belirlediği çizgiye doğru yöneleceği, İsrail’e uyum sağlayacağı vurgulanmaktadır. Bu tür raporlar Washington’un Türkiye stratejisini esastan belirlemez ama belirli bir etkide bulunabilir. Farklı Düşünce Kuruluşlarında bu tür raporların sıklıkla yayınlanması, Washington’un Türkiye politikalarını etkileyecektir. Bu tür ‘Düşünce’ Kuruluşlarının ABD’nin küresel politikalarından bağımsız hareket etmeyeceği ve hatta etkide bulundukları dikkate alındığında, önümüzdeki süreçte ‘Ankara’ya dair çok sayıda raporu görmeye devam edeceğiz. Temel Yaklaşım Net: İran’dan sonra sıra Türkiye’de. Peki Nasıl? Yanıtlanması gereken soru bu.
