AnalizGüncel Haberler

KÜRESAM ANALİZ: İHD İSTANBUL ŞUBESİNİN ‘2020 YILI MARMARA BÖLGE RAPORU VE HAK İHLALLERİ’


İstanbul İnsan Hakları Derneği tarafından ‘Marmara Bölgesi Hak İhlalleri Raporu’ çok kapsamlı ve oldukça ayrıntılı bir araştırmaya dayanıyor. Rapor 428 sayfadan, 13 Ana başlık ve 53 alt başlıktan oluşuyor.

Türkiye, İnsan Hakları konusunda yaşadığı sorunlar ve artan politik ve toplumsal baskılar nedeniyle tüm dünyada eleştiriye tabi tutuluyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD gibi küresel güçler veya kurumlar tarafından hazırlanan raporlarda, hak ihlalleri, demokratik değerlerin sınırlandırılması ve otoriter yöntmelere yönelme gibi önemli sorunlarda Türkiye, Çin, Rusya, İran, S. Arabistan gibi ülkelerle aynı kategoriye alınmış bulunuyor.

Sistem içi demokratik kuralların işletilmesinin de aşamalı olarak yok edildiği, muhalefetin eleştiri kültürünün dahi ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir süreç yaşanıyor. Sorun hak ihlallerinin ortadan kaldırılması olarak kalmayıp bunun sonucu olarak çok farklı alanlarda yaşanan cinayet ve ölümlerin arttığı, gözaltı ve tutuklanmaların yoğunlaştığı bir gerçekle karşı karşıyayız.

Uluslararası alanda Türkiye’ye ilişkin yapılan değerlendirmelerde de bu vurguları sıklıkla görüyoruz. İstanbul İHD Şubesi tarafından hazırlanan 2020 yılını kapsayan “Marmara Bölgesi Hak İhlalleri Raporu” aslında Türkiye’nin bir fotoğrafını çiziyor. Marmara Bölgesi hem nüfus yoğunluğu hem de toplumsal ve politik etkinlik alanı bakımından Türkiye’nin vizyonunu oluşturuyor. Bu nedenle Marmara Bölgesi için hazırlanan rapor esasen Türkiye’nin panoramasını çizmektir.

428 sayfayı oluşturan raporda Türkiye gerçeğinin çok daha somut olarak anlaşılabilmesi için birkaç bölümünü özet halinde sunmak istiyoruz.  Raporda “2020 yılı hak ihlallerinin 2016 OHAL sürecini de aşan oranda arttığı bir yıl oldu” vurgusu yapılıyor. Yani son 5 yılda Türkiye’nin hal ihlallerinde ciddi oranda bir gerileme sürecine girdiğini belirtiyor: “Ülkeyi yönetenlerin Anayasa ve yasaları tanımayan hukuk dışı davranışlarını, uluslararası bağlayıcılığı olan sözleşmeleri tanımama aşamasına vardırma gayretine tanıklık ettik. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışma bu noktada en dikkat çeken konu oldu. Aynı zamanda, uzun yıllar ‘keyfi’ olarak tanımlanan hak ve özgürlüklere yönelik baskıların yasal güvenceye kavuşturulması rejimin sadece OHAL üzerinden tanımlanmasının yetersiz olduğunu, siyasal rejimin yeniden ve daha otoriter bir formda yapılandırıldığını da göstermiş oldu. Bu durum iktidarın ‘yeni anayasa’ perspektifinde, otoriterleşen rejime daha fazla hizmet edebilecek, muhalefetin ‘anayasal haklarımız’ savunmasını ortadan kaldırmaya dönük düzenlemeler amaçladığı kanaatini, endişesini de besledi” değerlendirmesinde bulunuyor.

Rapor sistemin giderek otoriterleştiğini ve bu sürecin 2010 yılından bu yana aşamalı olarak geliştirildiğine dikkat çekiyor. Bunun giderek gündelik yaşamın bir parçası haline geldiğine vurgu yapıyor: “İktidar, 2010 yılında “darbe Anayasası” argümanını arkasına alarak ilan ettiği “bu anayasayı takmam” yaklaşımını, planlı bir şekilde geliştirerek önce hukuk dışılığı meşrulaştırmış, devamında da hukuku yeniden dizayn çalışmalarına hız vermiştir. Bu durum toplumun gündeminden ustaca kaçırılmış, bu ve muhalefetin yeterince öngörülü ve dikkatli olmaması nedeniyle, yapılan kimi yasal düzenlemelerin sonuçları üzerinden konu tartışılmak durumunda kalınmıştır. 2014 yılında yapılan MİT yasası değişikliğinin gazetecilere yönelik cezalar, kaçırılma, kayıp ve işkence olayları ile 6 yıl sonra, 2016 da yapılan YÖK yasası değişikliğinin dört yıl sonra Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması ile kamuoyu gündemine gelmesi” gibi verileri sunuyor.

Raporda Türkiye’nin değişmez gündem maddesi haline gelen kadın cinayetlerinden kadın şiddetine kadar çok sayıda istatistiki veri sunuyor. Devlet destekli şiddetin ve hak ihlallerin hayatın her alanda kendisini, basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin artışına da dikkat çekiyor. Genel hak ihlallerinin ayrıntılı incelemesine yönelik özet bölümde şunlar belirtilmiş: “Artan kadın cinayetleri, iş cinayetleri, nefret saldırıları, faili meçhul saldırılar, şüpheli asker ölümleri yanında gözaltında kayıplar ile gündeme gelen yaşam hakkı ihlallerinin yoğunluğu ve işkence   şikayetlerindeki artışla dikkat çeken 2020 yılı, muhalif her tür söylem ve eylemin de yasak ve cezaya konu edildiği bir yıl olmuştur. Savaş karşıtlığının, barış savunuculuğunun ötesinde pandemi sürecine dair sağlık ya da ekonomik kriz konulu iktidarın açıklamalarıyla çelişen açıklamalar dahi soruşturma ve ceza baskısına maruz kalmıştır. Konu, raporumuzun İfade ve Basın Özgürlüğüne Yönelik Hak ihlalleri başlığı altında hem gazeteciler hem de genel boyutu ile ayrıntılı olarak incelendiği” belirtiliyor.

Raporda özellikle Marmara bölgesinde 2020 yılı içinde yaşanan hak ihlallerinin ve sorunlarının boyutu rakamlarla somutlaştırılmış;

“Yaşam hakkına yönelik saldırılarda; 844 kişi yaşamını yitirmiş ve 358 kişi yaralanmış, ( 78 kadın cinayeti, 31 şüpheli ölüm, 40 kadın iş cinayeti, 4 intihar yaşanmış, 8 mahpus hapishanede, 4 asker şüpheli olarak askerlik yaparken, 685 kişi iş cinayetinde, 2 kişi nefret saldırılarında, 3 kişi güvenlik güçleri tarafından ve 2 kişi faili meçhul şekilde öldürülmüş)

  15 kayıp vakası bildirilmiş,

2232 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kalmış,

 3786 kişi gözaltına alınmış,

35 kişi ırkçı saldırıya uğramış

43 kişi kaçırılarak ya da tehditle ajanlığa zorlanmış,

271 kişinin adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş,

 149’u yabancı 303 kadın seks işçiliğine zorlanmış,

1’i İzmir de olmak üzere 4 kişi açlık grevlerinde yaşamını yitirmiş,

658 ihlal ile mültecilere yönelik yaşamın her alanından ihlal bildirilmiş,

2280 kişi yoksulluk, işsizlik, açlık, barınma hakkı , sağlık ve eğitimde yaşanan sorunlar vb nedeniyle başvurmuş, ekonomik yardım talebi öne çıkmış,

 Hapishanelerde; 2142’ si sağlık, 1181’i işkence kötü muamele,1422’si iletişim hakları/ tecrit ,496 infazda ayrımcılık olmak üzere toplam 5369 ihlal bildirilmiş…”

Kişi Özgürlüğü ve Güvenliğine Yönelik ihlaller bölümünde İstanbul HİD’ye yapılan başvurulara dikkat çeken Raporda“ yapılan42 başvuruda 191 kişinin ve basın taraması yoluyla 287 olayda toplam 3786 kişinin gözaltına alındığı tespit edilmiştir. Gözaltına alınanların: 1867 kişi darbe ile ilişkili olarak, 1394 kişi toplumsal olaylar nedeniyle, 24 kişi sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındıkları, gözaltına alınanalar arasında: 47 gazeteci, 3 yazar, 12 avukat, 203 kurum temsilcisi, 31 trans birey olduğu tespit edildiğini” belirtiyor.

Aynı şekilde gözaltına alınıp serbest bırakılanlar hakkında yapılan idari işlemler, yasaklanan etkinlikler ve verilen para cezalarına dair somut veriler sunmuş; “277 kişiye adli kontrol, 1 kişiye ev hapsi Çevre eylemlerine katılanlara 124.000, toplumsal olaylara katılanlara 37.000 TL ve gazetecilere 599. TL olmak üzere toplam 161.619 TL idari para cezası verildiği tespit edilmiştir. Toplanma ve Gösteri Özgürlüğüne Yönelik ihlaller bölümünde yer alan 73 vakada; 12 si Cumartesi Anneleri, 11’i F Oturması,6 sı çevre eylemi olmak üzere, 23 Nisan etkinliği, Kürtçe Tiyatro gösterimi, konser, 8 Mart, 1 Mayıs ve Çevre etkinlikleri, Deniz Gezmiş anması dahil 53 Etkinliğin yasaklandığı / yasaklanan etkinliklerin 40’ına polis müdahalesi gerçekleştiği/ 12 etkinliğin ise yasak gerekçe gösterilmeksizin güvenlik güçleri tarafından engellendiği/ ve İl valilikleri tarafından alınan uzun süreli yasak kararları ile açık hava etkinliklerinin İstanbul, Balıkesir, Kırklareli, Kocaeli, Edirne, Sakarya, Tekirdağ, Bursa olmak üzere 8 il genelinde toplam 191 gün boyunca yasaklandığı/ Bu yasakların 30 gününde Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Bursa illerine giriş çıkışlara da kısıtlama getirildiği, ayrıca İstanbul Valiliği tarafından açık hava etkinliklerine katılımın 15 Haziran’dan başlamak üzere, tamamen yasaklandığı 14 Eylül tarihinde kadar yaklaşık 90 gün süreyle 50 kişi ile sınırlandığı tespit edilmiştir. Gözaltı ve işkence klasöründe üstteki tespitlere ek olarak; toplumsal olaylarda 1394 kişinin gözaltına alındığı,7 ‘si çevre eylemi olmak üzere 130 eyleme polis müdahalesi olduğu, 7 etkinliğin yasaklandığı, eylemlerde gözaltına alınıp bırakılanlara 278 adli kontrol kararı ve toplam 161.619 TL idari para cezası uygulandığı tespit edilmiştir. Verilen idari para cezalarının 124Bin20TL si çevre eylemlerine, 37Bin TL ise diğer toplumsal gösterilere katılanlara verilmiştir.”

 Gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar bölümünde  ise yer “129 vakada; 196 gazeteci hakkında dava , 20 gazeteci hakkında soruşturma devam ettiği, biten davalarda 45 beraat ve 3 düşme kararına karşılık; Örgüt propagandası , Cumhurbaşkanına Hakaret, Suçu ve suçluyu övmek, soruşturmanın gizliliğini ihlal, örgüt açıklamasını yayınlamak, casusluk, MİT Kanununu ihlal suçlamaları ile toplam, TOPLAM : 122 Yıl 4 Ay 14 Gün Hapis, 13.080 TL Para Cezası verildiği, 5 gazeteciye verilmiş bulunan  toplam 2 yıl 62 ay 44 gün hapis cezası bakımından hükmün açıklanması geri bırakıldığı, Ayrıca 3729 TL idari para cezası, 250Bin TL Manevi tazminat, 1 sosyal medya kısıtlaması getirildiği tespit edilmiştir.”

 İfade özgürlüğüne yönelik soruşturma ve davalara dair yapılan değerlendirmede ise “yer alan 79 vakada; 95 devam eden dava, 59 soruşturma , iki sosyal medya paylaşımına kısıtlama, karara çıkan 168 dosyada ise ; 124 beraat yanında, Örgüt propagandası, örgüt üyeliği, görevli memura ve cumhurbaşkanına hakaret , dini değerleri aşağılama suçlamaları ile 44 dosyada toplam 106 yıl 3 ay 27 gün hapis ve 8400 TL para cezası verildiği, verilen 206 ay 7 gün hapis cezası için hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı ve 10 aylık cezanın ise ertelendiği tespit edilmiştir Basın yayın organlarına verilen cezalar bölümünde ; yer alan 12 vaka ve yararlanılan diğer kaynaklardan toplanan bilgilere göre; RTÜK tarafından TOPLAM: 7 TV 1 Radyoya ; 47 idari para cezası ( yaklaşık 10 milyon TL), 2 programa 3’er kez ve 5 programa 23 gün yayın durdurma, iki TV’ye 5’er gün (toplam 10 gün) ekran karartma ve 1 uyarı cezası verilmiştir. Yine Basın İlan Kurumu (BİK) tarafından Cumhuriyet Gazetesine toplam 80 gün ve Birgün Gazetesine 7 gün ( toplam 87 gün) ilan kesme cezası vermiştir.”

İstanbul İHD Şubesinin hazırlamış olduğu Marmara Bölgesi Hak İhlalleri Raporu” Türkiye’nin devlet politikası bakımından 1990’lı yıllara döndüğünü gösteren önemli veriler sunuyor ve tespitlerde bulunuyor.  AKP’nin kuruluş ve iktidar olduğu dönemlerde ortaya koyduğu yazılı perspektiften bütünüyle uzaklaştığını ve bütünüyle MHP eksenli bir politik stratejiye yöneldiğini gösteriyor. İnsan Hakları, Demokratikleşme gibi temel sorunlarda, BM, AB ve ABD tarafından hazırlanan olumsuz raporlara rağmen insan hakları ihlallerinin artması, demokratik ilke ve normların yok sayılması, hatta Anayasa Mahkemesinin ve AİHM kararlarının uygulanmaması, Türkiye’nin geldiği nokta konusunda bize bir fikir veriyor. İHD İstanbul Şubesinin hazırlamış olduğu ‘Marmara Bölgesi Hak İhlalleri Raporu’ Türkiye’nin bir panoramasını bütünüyle çizdiğini söyleyebiliriz.

Çok kapsamlı bir analizi içeren raporun Türkiye’nin  İnsan Hakları fotoğrafını çizmek için özel olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Biz bazı önemli noktalarına dikkat çektik. Raporun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:https://www.ihd.org.tr/marmara-bolgesi-2020-yili-hak-ihlalleri-raporu/https://www.ihd.org.tr/wp-content/uploads/2021/04/2020-MARMARA-B%C3%96LGES%C4%B0-HAK-%C4%B0HLALLER%C4%B0-RAPORU-9.4.2021.pdf