Bir zamanlar ‘Güneş’in Batmadığı İmparatorluk’ olarak bilinen Büyük Britanya İmparatorluğunun ‘Birleşik Krallığı’ dağılma sürecini fiilen tamamlamak üzeredir. Önce Büyük Britanya’dan Britanya’ya ve yakın gelecekte İngiltere olarak tanımlayabileceğimiz bir sürece girmiş bulunuyor.
ABD Başkanı Trump’ın “Birleşik bir İrlanda görmek isterim, bunun er ya da geç olacağını düşünüyorum” açıklamasıyla Birleşik Krallığın geleceği yeniden tartışılmaya başlandı. Trump, İskoçya ve Galler için doğrudan yorum yapmadı ama İrlanda üzerinden verdiği mesajda herkes almak istediğini aldı.
İskoçya, Galler ve İrlanda Yönetimleri, Birleşik Krallık’tan ayrılmak ve bir yol haritası belirlemek için görüşme kararı aldılar. Böylelikle Trump’ın çağrısı esasen devlet niteliğinde olan bu üç özerk bölgenin Britanya’dan ayrılarak bağımsız devletler haline dönüşmeleri olarak yorumlandı.
Trump’ın bu çağrısı aynı zamanda ABD ile Birleşik Krallık arasındaki stratejik kopmaz bağın artık değişmeye başladığını gösteriyor. ABD’nin bu çıkışı aslında Londra ile Washington arasında bir süredir devam eden küresel dünya sistemini belirlemedeki stratejik farklılıkların giderek belirginleşmesi anlamına geldiği söylenebilir. Yakın dönemde Trump’ın Londra ziyaretinde aynı şekilde Kral Charles’ın da Washington ziyaretinde karşılıklı söylenen sözler, taraflar arasında küresel dünya sistemine yönelik politikaların nasıl değiştiğine dair bir fikir veriyordu. Bu bakımdan Trump’ın dolaylı olarak ifade ettiği bu üç devletin, Londra’dan ayrılması isteği, küresel güç ilişkilerinin çok yönlü yeniden tanımlanmasına yol açacaktır.
Anayasası olmayan İmparatorluk
Dünyada yazılı anayasası olmayan belki de tek devlet Büyük Britanya olmakla birlikte burjuva demokrasisi bakımından dünyanın köklü yönetim sistemlerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Parlamento tarafından çıkartılan yasalar anayasal niteliktedir. Mahkemelerin verdiği ve içtihat haline gelen kararlar anayasal normlar olarak kabul edilir. Aynı zamanda yazılı olmayan ama tarihten gelen ve bağlayıcı özelliğe sahip siyasal gelenekler anayasal özellik taşırlar. İngiltere’de ‘anayasal monarşi’ sistemi bulunmakla birlikte 17.yüzyıldan bu yana en yüksek otorite parlamentodur. Bu bakımdan parlamento her konuda yasa çıkarabilir veya değiştirebilir. Hiçbir mahkeme veya yürütme organı parlamento yasalarını geçersiz kılamaz. Hatta Anayasa değişikliği için özel bir prosedür gerekmez ve parlamentonun çıkartacağı her yeni yasa doğrudan yürürlüğe girer. Kraliyetin manevi otoritesi üzerinde tartışma yürütülmez ama aynı zamanda yetkileri sanıldığı gibi sınırsız değil tersine oldukça sınırlanmıştır.
Çok Uluslu Üniter Devlet: Büyük Britanya’nın Çözülmesi
Bir zamanlar Büyük Britanya İmparatorluğunun toprakları öylesine genişti ki, Denizaşırı topraklara Sahip İmparatorluk (Empire with overseas territories) ya da Güneşin Batmadığı İmparatorluk (The Empire on Which the Sun Never Sets) olarak tanımlanırdı. Kapitalizmin küresel çapta gelişmesini sağlayan ve dört kıtada yaptığı işgallerle savaşı dünyanın her yerine yayan İmparatorluk, bir zamanlar dünyanın küresel güç dengelerini belirleyen belki de tek devletti. Büyük Britanya İmparatorluğu, dünyanın farklı uluslarını egemenliği altına alan ‘çok uluslu üniter devlet’ olarak tanımlandı. Zamanla işgal altında tuttuğu toprakları kaybetti ama jeostratejik gücünü çok uzun yıllar korudu. Bugün dahi küresel politikaları belirlemede ciddi bir etkinliği olduğu söylenebilir. Örneğin Kanada ve Avusturalya gibi bağımsız ve etkin devletlerde cumhurbaşkanı veya devlet başkanı bulunmaz. İngiliz Kralı veya Kraliçesi, sembolik olarak bu ülkelerin de kralı/kraliçesi olarak görülür. Her iki ülkede Kral/Kraliçe adına Genel Vali (Governor General) bulunur. Bu tamamen sembolik olup hiçbir bağlayıcılığı ve etkisi yoktur. Bu durum esasen Britanya Krallığının politik ve psikolojik etki alanını gösteriyor.
Büyük Britanya İmparatorluğu zamanla işgal ettiği toprakların ezici bir çoğunluğunu kaybederek bugünkü sınırlara geldi ve imparatorluk özelliğini yitirdi. Bugün Birleşik Krallık olarak tanımlanıyor. Peki Birleşik Krallık ismi nerden geliyor. Birincisi halen okyanuslarda sahip olduğu adaların varlığıdır. Amerika kıtası ve Atlantik’te: Bermuda, Falkland, Karayip adaları. Afrika çevresinde: Hint Okyanusu’nda Diego Garcia ve diğer adalar. Okyanusya’da: Pitcairn Adaları ve Akdeniz’de: Cebelitarık.
İkincisi ve en önemlisi ise: Birleşik Krallık: İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda gibi ülkelerin ve devletlerin birliğidir. Adaların Birleşik Krallığın varlığını devam ettirmesinde etkileri yok denecek kadar azdır. Ancak dört ülke Birleşik Krallığı oluşturuyor. Bu dört ülkeden bir tanesi Britanya’dan ayrılsa, Birleşik Krallık dağılır ve tarihsel misyonunu tamamlamış olur. Birleşik Krallığın merkezinde ise İngiltere/Londra var. Parlamentonun bulunduğu Westminister bölgesi yönetim merkezi olarak Kraliyetin kalbidir.
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallıktan Ayrılma Talepleri
İskoçya ve Galler: Her iki ülkenin Birleşik Krallıktan ayrılabilmesi ve yeni bir referanduma gidebilmesi için Westminster’in yani parlamentonun izin şartı var. Örneğin 2014 yılındaki ayrılık referandumu için Birleşik Krallık/Londra ile İskoçya/Edinburgh arasında yapılan müzakereler sonucunda Westminster/Parlamento ‘Section 30 Order’ yasasını çıkartarak İskoçya Parlamentosu’na bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisi verdi. 18 Eylül 2014’te yapılan referandumda halkın %55’i Birleşik Krallık’ta kalmayı seçti. Birleşik Krallık Parlamentosu, İskoçya ve Galler parlamentosuna ayrılık için referandum onayını verirse ve çoğunluk kabul yönünde oy kullanırsa, parlamento ‘referandum sonucunu onaylamak zorundadır. Böylelikle süreç başlar ve ayrılık yasası çıkartılarak parlamentoda onaylanır. Doğal olarak bu süreç oldukça karmaşık olup, arka planda ciddi pazarlıklar yürütülmektedir. 2014 referandumunda İskoçya halkının Birleşik Krallık içinde kalma yönünde oy kullanmasının önemli nedeni; Westminster parlamentosu, İskoçya hususunda kendisine ait yetkilerin önemli bir kısmını Edinburgh parlamentosuna devretmesidir. Askeri güç gibi çok stratejik konular dışında bütün yetkiler İskoçya hükümetine devredildi. Böylelikle İskoçya’nın bağımsız hareket etme koşulları çok da ciddi düzeyde arttı. Galler’in durumu da benzerdir.
Kuzey İrlanda’nın Ayrılması; İrlanda’nın ikili bir durumu var. Birleşik Krallık gibi bağımsız ve Avrupa Birliği üyesi Ada İrlanda Cumhuriyeti var. Adanın Kuzey İrlanda bölgesi Birleşik Krallığa bağlıdır. İRA’nın bağımsızlık mücadelesi verdiği bölge de Kuzey İrlanda’dır.
Good Friday Agreement/Belfast(Hayırlı Cuma Anlaşması/Belfast): 1998 yılında AB, ABD ve BM temsilcilerinin gözetiminde İngiltere, İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda’daki siyasi partiler arasında yapıldığı için uluslararası kesin bir bağlayıcılığı bulunuyor.
Bu anlaşmaya göre Kuzey İrlanda Özerk Yönetimi, Self-determination (kendi kaderini tayin hakkı) talebiyle referandum her zaman talep edebilir. Uluslararası gözlemcilerin denetiminde yapılacak referandumda % 50+1 basit çoğunlukla İngiltere’den ayrılıp İrlanda Cumhuriyetiyle birleşme kararı çıkarsa birleşme süreci otomatik olarak işler. Westminister parlamentosunun bu kararı onaylanması zorunludur.
Üç Ülkenin Birleşik Krallıkta Ayrılması neye yol açar
İrlanda’nın birleşmesi, İskoçya ve Galler’in ayrılması: Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallıktan ayrılıp İrlanda Cumhuriyeti ile birleşme kararı alırsa, bu durum Birleşik Krallığın fiilen bitişidir. Birleşik Krallık 4 ülkeden oluşur. Birinin ayrılması Birleşik Krallığa son verir. İskoçya ve Galler’in ayrılması ise çok uluslu üniter devletin fiilen sona ermesidir. Çok uluslu devlete dayanan üniter devlet modelinin dağılmasıyla, yüzyıllardır kesintisizce devam eden Westminister Egemenlik Doktrinin’ de tarihsel misyonunun bitişinin ilanı olur.
Birleşik Krallığın dağılmasıyla Londra Merkezli ‘yeni’ İngiltere’nin oluşumu devam eder. Bunun jeopolitik, stratejik, ekonomik ve askeri sonuçları ortaya çıkacaktır. Öncelikli olarak İskoçya ve Galler ile kara sınır tartışması gündeme gelebilir. Ama esas tartışma üç ülkeyle deniz kıta sahanlığı tartışma konusu olacaktır. Burada olası bir anlaşmazlık herhangi bir savaşa veya çatışmaya yol açmaz ama bazı gerilimler yaşanabilir.
İngiltere’nin küresel çaptaki politik ve psikolojik etkisi zayıflar, NATO içerisindeki etki alanında bir gerilmeye yol açabilir. Nükleer askeri gücünü korusa da askeri etkinlik alanında belirgin bir zayıflamanın gündeme gelmesi pek ala mümkündür.
İrlanda NATO üyesi değil, bu pozisyonunu koruyacaktır. İskoçya ve Galler için yeni bir durum ortaya çıkacaktır. Bu iki ülkenin NATO üyesi olabilmeleri için yeni bir sürecin başlaması gerekir. Bu nedenle NATO’nun sınırlarının genişlemesi veya daralması bakımından yeni bir durum ortaya çıkacaktır. Londra’nın bu iki ülkenin NATO üyesi olmasına onay vermesi gerekir.
Londra’nın Brexit’ten çıkışının bir çok önemli gerekçesi olmakla birlikte, öncelikli olarak Birleşik Krallığın özgün statüsünü korumaktı ve küresel borsa sisteminin merkez gücü olmaya devam etmekti. Söz konusu üç devletin ayrılmasıyla bu dengelerin önemli ölçüde değişeceği çok açıktır. Londra’nın küresel sermayenin güvenilir pozisyonunun kaybetmesi yüksek bir olasılıktır. Birleşik Krallık kaçınılmaz olarak middle power/orta gücünü kaybeder ve etki alanı nispeten daralmış olarak bir ada devletine dönüşebilir. Küresel stratejilerin belirlenmesinde etki gücünde ciddi bir gerileme yaşanabilir.
Birleşik İrlanda, AB üyesi olarak devam eder. İskoçya ve Galler’in de yeniden AB üyeliğine geçme kararı almaları çok yüksek bir olasılıktır. AB’nin hem coğrafik sınırları hem de ekonomik bakımdan yeniden eski haline gelecektir. Böylelikle AB, İngiltere/Londra’yı İskoçya/Edinburgh, İrlanda/Dublin, Galler/Cardiff ile çevreleyecektir. Böyle bir olasılık Londra’nın bir bakıma yalnızlaşması anlamına gelir.
Birleşik Krallığın dağılması Washington’u nasıl etkiler
Londra ile Washington arasındaki küresel stratejilerin uygulanmasında belirgin bir ayrılığın olduğu çok net olarak fark ediliyor, Bunun en son hali, ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırmasında Londra kendi askeri üslerini hatta ABD’de kalkan bombardıman uçaklarının Birleşik Krallık hava sahasının kullanılmasına izin verilmemesidir. ABD’nin hiçbir desteğine olumlu yanıt verilmemesi sıradan bir tepki değil Ortadoğu’nun geleceğine dair esasen ABD ile Birleşik Krallık arasındaki bölgesel stratejinin farklılığını ortaya koyuyor. Küresel sistemin askeri ve politik stratejisini belirlemede Londra ile Washington arasında giderek artan görüş ayrılığı aralarında dolaylı bir rekabete dönüştüğü söylenebilir. Washington, askeri olarak dünyanın en büyük küresel gücüdür. ABD olmaksızın NATO’nun ciddi bir işlevinin olmayacağı çok açıktır. Washington ve Londra arasında uzun tarihsel bir geçmişe dayanan derin bağlar var. Bu bağın “Londra’nın Washington üzerinden politik egemenlik kurduğu” algısı oluşmuş durumda. ABD öncelikli olarak “Londra, Washington’un politik yönlendiricisidir” söyleminden kurtularak küresel kapitalist sistemin esastan belirleyici mutlak gücü olmak istiyor. Bu nedenle Washington, Birleşik Krallığın dağılması yönünde bir politika geliştirmeye başladı. Bunun en kolay yolu da önce Kuzey İrlanda’nın sonra İskoçya’nın en son olarak Galler’in Birleşik Krallık’tan koparak İngiltere’nin yalnızlaştırılmasıdır.
Son olarak bu üç ülkenin ayrılması Avrupa Kıtası olmak üzere bütün dünyada ciddi sonuçlara yol açacaktır. Gönüllü veya zor kullanılarak ülke sınırlarının değişmesi giderek kabul gören bir aşamaya doğru gidiyor. Bu gelişme eğilim diğer çok uluslu devletlerdeki ayrılıkçı hareketlere psikolojik destek sağlar. Örneğin İspanya (Katalonya, Bask), Belçika (Flaman–Valon), Kanada (Quebec), Fransa/Bask bölgelerinde Self-determination (kendi kaderini tayin hakkı) talebiyle ayrılmalar tekrardan gündeme gelebilir. Bunun etkisi Çin, Hindistan, Pakistan, Rusya, İran Türkiye gibi çok uluslu üniter devletlerdeki yansımaları küçümsenmemelidir. Ayrıca İsrail gibi zor kullanarak sınır değiştirme eğilimlerinde artışlar da gündeme gelecektir.
Kürtler kendi geleceklerine dair doğru ve objektif bir karar verebilmeleri için küresel çaptaki bu tür gelişmeleri dikkatle takip etmeleri gerekir. Suriye’de Kürtlerin Self-determination (kendi kaderini tayin hakkı)’nın elinde alınması, bölgesel düzeyde dikkatle takip edilmesi gereken ciddi bir durumdur.
Kısacası, Britanya/Birleşik Krallığın dağılması yeni devletlerin ortaya çıkması, küresel çapta güç ilişkilerini ve dengeleri değiştirecek düzeyde ciddi etkileri olacaktır. Her ülkenin, devletin, ulusun veya halkın bir biçimiyle bundan nasibini alması kaçınılmazdır.
