Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN- BARIŞ YAPABİLECEK İKİ LİDER VAR : ERDOĞAN VE ÖCALAN


ABD’nin teşvikleri ve talebiyle Türkiye’nin Rojava ile sınır kapısının açılması, Covid-19’la mücadele kapsamında dünyadan hiçbir yardım almayan Rojava halkına aşı, test kiti gibi insani yardımların Türkiye üzerinden gönderilmesinin istenmesi. Türkiye sınır kapısının açılması amaçlı Rojava ile alt düzeyde ikili görüşmeler yapıldığı haberleri dolaşıyor. NATO zirvesinde Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde “demokrasi yönünde atım atarsanız sizi destekleriz” dediği ve ABD’nin Türkiye’de Erdoğan’ı desteklediği konuşuluyor. ABD kısa, uzun ve orta vadeli çıkarları gereği şeytanla bile çalışır.

 

Erdoğan’ın Cumhur İttifakındaki ortakları: Kızıl Elmacı, Ulusalcı, Ergenekoncu, Irkçı, Kafatasçı kanadının da içinde yer aldığı devletin çelik çekirdeği ve adına derin devlette denilen gizli güçten oluşuyor. Bu kliklerin tamamı kronik Kürt düşmanı olduğu gibi aynı zamanda ABD karşıtı ve Avrasyacı bir yapıyı temsil ediyor. ABD, AKP iktidarıyla sorunları olsa da Türkiye’yi stratejik bir ülke olarak görüyor ve bu yapıya teslim etmez, ettirmez. İktidarın zorunlu ittifak gücü haline gelen yapı; AKP ve Erdoğan’ın demokrasi yönünde adım atmasına ve yeni bir çözüm süreci başlatmasına da kesinlikle karşı çıkıyor. Bugünkü politik ilişkiler ve dengeler dikkate alındığında toplumsal dinamikleri oldukça düşük olan bu kesimlerin iktidardaki etki alanı AKP’den çok daha fazla olduğunu sıradan insanın fark ettiği bir durum.

 

AKP ve Erdoğan HDP’nin kapatılmasını isteyen şu anki ortakları ve bu derin yapının engelini aşacak mı? Yoksa onlara boyun eğerek politik istikrarsızlığı derinleştirecek mi?  Aslında hem NATO zirvesinde hem de Biden-Erdoğan görüşmesinde çok açık mesajlar verildi. ABD’nin Erdoğan’a vereceği destek karşılığı ev ödevlerinin başında yer alan içerde ve dışarda (Rojavada) Kürt sorununu askeri değil siyasi yollardan acilen çözme talebi için gerekli adımların atılması uyarısı yapıldı. Erdoğan’ın atacağı adım AKP’nin politik geleceğini de etkimeyecektir.

 

HDP Milletvekili Erol Katırcıoğlu, Kronos haber ajansına verdiği röportajda yeni bir çözüm sürecine yönelik HDP adına pozitif bir dille, “Erdoğan adım atarsa HDP, AKP ile tabii ki uzlaşır” dedi. Ki olması gereken doğru politik tavırda budur. Tutuklu HDP’li Belediye Başkanlarının ve vekillerin serbest bırakılması’ Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın serbest bırakılacağı ve çözüm sürecinin buzdolabından çıkarılacağı yönünde kamuoyunda bir çok haber ve beklentiler var. Bu haber ve beklentilerden rahatsız olan sadece AKP’nin ortakları ve derin yapılar değil. HDP’nin içinde yer alan bir kanatta özellikle Türk solcuları ve sosyalist kesimlerde çok rahatsız. Erol Katırcıoğlu’nun röportajına anında tepkilerini dile getirdiler. HDP’nin içindeki bu sol sekter kanaat, niyetlerinden bağımsız olarak olası yeni bir çözüm sürecini daha doğmadan sabote etmeye başladılar.

 

Rojava’yı da kapsayan yeni bir çözüm sürecinin gelişmesi veya eski sürecin dolaptan çıkarılması gibi bu iki durumda Türk halkına da Kürt halkına da büyük kazandırır. Birinci kazanım her şeyden önce ve en önemlisi yaşanan bu kirli, kuralsız, savaş, vahşet ve barbarlık durur. Sorunlarımızı ölerek, öldürerek değil, medeniyet çerçevesinde diyalogla, masa başında müzakere ederek çözme şansı yakalarız. Canlarımız yanmaz, evlatlarımız ölmez. Bu tek başına iki taraf içinde çok büyük kazanımdır. İkincisi bu kirli ve kanlı savaşın yarattığı bataklık kurur. Savaş ağaları, baronları, kanlı para, uyuşturucu, mafya şebekeleri, derin yapılar, cinayet şebekeleri, kadın satıcıları, mala mülke çöken haydutların cirit atacakları, istedikleri gibi at oynatacakları bir ortamda bulamazlar.

 

HDP kendisiyle açıkça yan yana gelmekten imtina eden, Millet İttifakında HDP’nin olmadığını defalarca açıklayan, HDP’yi yedek oy deposu gören, Kürt Sorununun Çözümüne yönelik zerreyi miskal bir politikası ve hazırlığı olmayan, Ana ve yavru muhalefet partileriyle değil AKP ve Erdoğan ile Rojava’yı da kapsayan ABD’nin d e desteklediği ciddi, sonuç alıcı geniş bir çözüm ve barış sürecini gerçekleştirmek için uzlaşmayı, helalleşmeyi ve bunun sonucunda iktidarla görüşerek yol almayı denemelidir. Tabi ki böylesi bir sürecin oluşması için esas sorumluluk AKP ve Erdoğan’dadır. Önce kendisini kıskaca alan ve süreci sürekli baltalayan ortaklarıyla açık bir şekilde ayrışmalı ve Kürtlere yönelik somut mesajlar atmalıdır. Kürtlerin istediği demokratik değerler içerisinde Kürtlerin politik taleplerinin karşılanmasıdır.  Kim  bu sorunun çözümüne adaysa onlarla görüşülür ortak adımlar atılır. Böylelikle Kürtlerin ‘çantada keklik’ olmadığı her kesim tarafından net olarak anlaşılır.

 

Dünyamızda, bölgemizde, ülkemizde ve çağımızda ebedi dostluk ve düşmanlıklar yoktur. Durmadan kurulup dağılan ittifaklar, yeni ilişki, çelişki, dostluk ve düşmanlıklar. Savaşlar ve barış vardır. Evet bu süreç çok ağır düşmanlıktan da öte bir vahşet süreci olarak yaşandı. Bu süreci yaşatanlarla nasıl helalleşilecek. Bu soruda çok ağır ve orta yerde duran bir soru. Siyaset geriye gitmemek, ileriye bakmak ve ilerleyebilmek için buna da en doğru en adil cevabı bulmak ve toplumsal yaraları sarmak. Toplumun adalet duygusunun teskin edilmesi de bir zorunluluktur. O nedenle düşmanınla düşmanlık yaparken ve savaşırken bile bir gün el sıkışarak barış yapacağını hatta dost olabileceğini bunu utmamak ve buna göre düşmanlık yapmak ve savaş yürütmek gerekir. Barışta ancak savaşanlar arasında yapılır.

 

Bugün bu ülkede sev, sevme barış yapabilecek iki güç ve kudret sahibi olan lider vardır. Biri Erdoğan ve diğeri de Öcalan’dır. Erdoğan olmazsa muhalefetteki hiçbir lider bu güç, irade, karar ve potansiyele sahip değildir. Erdoğan bu gücünü çözüm için değil imha için kullandı. Kendisi de imha olmakla karşı karşıya kaldı. Öcalan’ın yokluğunda  ise HDP ve PKK’nin ne hale geldiğini hep beraber gördük. Bırakalım halkı korumayı, eğitmeyi, aydınlatmayı, örgütlemeyi, HDP ve PKK kendi burunlarının ucunu dahi görebilecek bir perspektife, aydınlanmaya, eğitime ve örgütlenmeye sahip olamadılar. Devrimci halk savaşı denilen pratik, çok açık bir efelakete dönüştü, halkı hareketten ve dinamik eylemlilikten kopardı. Her iki tarafın inatlaşması her iki gücüde kilitledi. Çözümü dondurdu. Şimdi buzların çözülmesi ve kilidin açılması için taraflar pozitif bir dille ve yapıcı tarzda konuşmalı. Negatif dilden kurtularak el sıkışmalı ki aradaki buzlar erisin. Kilitli kapılar açılsın.

 

 

Tekrar da olsa belirtelim, bunun öncelikli sorumluluğu Erdoğan’dadır. Çünkü iktidar gücüdür. Atacağı inandırıcı bir adım politik sürecin dengelerini değiştirir.