ABD ve İsrail’in birlikte İran’a yönelik başlattığı saldırıdan sonra 23 Mart’ 2026’da Kuzey Kore, ‘nükleersizleştirmenin kalıcı olarak masadan kaldırıldığını’ yani nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmasından çekildiğini ilan etti. Birçok analizci bunun Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un rutin çıkışlarından biri olarak değerlendirdi. Ancak gerçek durumun böyle olmayıp İran’a yönelik izlenen küresel saldırı stratejisinin analiziyle ilgili olduğu söylenebilir. Pyongyang’deki Komünist Parti iktidarı, nükleer mutlaklığa karşı her alternatifi deneyen, iyi niyetle müzakere eden ve yine de eleştirilen İran’ı yakından izliyor. Komünist Parti’nin resmi yayın organlarında: Diplomasi bile hava saldırılarıyla sonuçlanıyorsa, tek mantıklı sonuç Kuzey Kore’nin yıllar önce verdiği karardır. Yani nükleer silahların edinilmesindeki başarı.
Doğu Asya’nın Denge Devleti Kuzey Kore
1910-1945 yılları arasında Japonya tarafından işgal edildi. Bu dönemde Japonya’ya karşı ulusal kurtuluş savaşı verildi. İkinci dünya savaşında Japonya yenildi ve Kore’den çekilmek zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşından sonra Kore Yarımadası, ABD ve Sovyetler Birliği arasında bir egemenlik alanına dönüştü. 1948’de Kore’nin Kuzeyinde bugün Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu. Bu gelişmeden sonra ABD’nin Kore’nin Güneyine askeri çıkartma yaptı ve bir bakıma Kuzey Kore Halk Cumhuriyetine karşı savaş açtı. ABD askeri birlikleri, İngiltere ve Türkiye başta olmak üzere NATO’nun askeri desteğiyle 1950 yılında Kuzey Kore’yi işgale başladı. Çin ve Rusya, Kuzey’de Kim İl Sung liderliğinde kurulan Demokratik Halk Cumhuriyetini, ABD işgaline karşı destekledi. 1953, Rusya, Çin ve ABD arasında yapılan geçici ateşkes ile savaş durduruldu ve askerden arındırılmış bölge (DMZ) oluşturuldu, Resmi rakamlara göre bu savaşta 1 milyon 300 bin gayri resmi rakamlara göre ise 2 milyon kişi yaşamını yitirdi.
1950’lerden beri Kuzey Kore ile Güney Kore arasında kendi doğallığında yürüyen ‘geçici bir ateşkes’ bulunmaktadır. Yani aynı ülke ve aynı etnik grubun oluşturduğu iki devlet arasında henüz bir anlaşma söz konusu değildir. Dünyanın hiçbir bölgesinde bu kadar uzun süreli geçici bir anlaşmanın yürürlükte olduğu görülmemiştir. Bunun temel nedeni Doğu Asya’da ABD-Çin-Rusya üçlüsü arasında oluşan stratejik dengedir.
Çin, 1950’lerin başında Sovyetler Birliği ve Çin ama özellikle 1980’lerden itibaren Çin, Güney Kore karşısında dengeleyici bir Güç olarak Kuzey Kore’yi çok yönlü destekledi. Mesele Güney-Kuzey Kore arasında bir çatışalı bir krizin oluşturulması değil ABD’nin bölgedeki askeri hakimiyetine karşı bir denge stratejisi oluşturmaktı.
Kuzey Kore’nin Çin ve Rusya tarafından askeri olarak desteklenmesi nedeniyle, Amerikan başkanları, ne kadar şahin olursa olsun, nükleer silahlı Kuzey Kore’ye karşı askeri eylemlerine girişmeyi akıllarına getirmediler. Dahası Çin ve Rusya denklemi nedeniyle akıllarına getirmek istemediler. Kuzey Kore’nin askeri nükleer güç haline gelmesinde hiç şüphesiz ki Rusya ve Çin’in teknoloji transferi sayesinde gerçekleşti.
Bugünkü Güney Kore’nin Sosyo-Politik Durumu
Bugünkü Kuzey Kore(Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) 120.540 km2 yüzölçüme sahip Doğu Asya ülkesidir. 26,2 milyon nüfusa sahiptir. Başkenti Pyongyang olup nüfusu 3,2 milyondur. Aynı şekilde Kuzey Kore’nin %99’u aynı etnik gruba sahiptir. %1’i ise Çin, Japon ve Vietnam kökenlidirler. Nüfusun %73 dinsiz, % 13’ü Cendoist, %12 Şamanist, % 1,5’i Budist ve % 0,5’i diğer inanç grubuna aittir.
Kuzey Kore’nin ithalat ve ihracatının % 90’ı Çin ile % 10’u ise Rusya, Hindistan, Taylan, Pakistan ve nispeten Polonya ile yapılmaktadır. 2024 yılı verilerine göre GSYİH 40 milyar dolar olup Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise 700 Dolar civarındadır.
Kuzey Kore’nin üç kara komşusu bulunmaktadır: Kuzeyde Çin (yaklaşık 1.400 km) ve Rusya (yaklaşık 18 km), güneyde ise Güney Kore (Askerden Arındırılmış Bölge- DMZ) ile sınırdır. Batısında Sarı Deniz, doğusunda ise Japon Denizi (Doğu Denizi) yer alır. Kuzey Kore’nin nerdeyse tek kara komşusu Çin’dir. Çin ile oldukça güçlü ekonomik, politik/diplomatik ve askeri işbirliğine sahiptir. Aynı şekilde Rusya ile 18 km sınır olmasına rağmen aralarında stratejik işbirliği bulunuyor. Bunun en somut örneği binlerce Kuzey Kore askerinin Rusya saflarında Ukrayna’da savaşa girmiş olmasıdır. Çin ve Rusya, gerçek anlamda Kuzey Kore’nin stratejik müttefikleri olup çok yönlü desteklemektedirler
Kuzey Kore’nin ‘Güvensizlik’ Stratejisinin Gerekçeleri
Uluslararası kamuoyunda Kuzey Kore rejimi paranoyak olarak görülür. Halbuki Kim Jong-un rejiminin geliştirdiği nükleer silahlanma stratejisi ‘güvensizlik’ doktrini üzerine kuruldur. Yani nükleer silahlanma politikası savunma ve güvenlik stratejisinin önemli bir halkasını oluşturduğu çok açıktır. Kuzey Kore, uluslararası alanda yaşanan deneyleri dikkate alarak nükleer askeri stratejiyi özellikle 1990’ların sonlarından itibaren hızla hayata geçirdi.
Kuzey Kore için üç örnek model: Birincisi, Libya’dır. 2003 yılında Libya, yaptırımların hafifletilmesi ve uluslararası topluma yeniden entegrasyonu karşılığında KİS programını gönüllü olarak dağıttı. Sekiz yıl sonra, NATO hava gücü Kaddafi’yi iktidardan uzaklaştırdı ve bir drenaj kanalında öldürüldü. Pyongyang’daki Komünist Parti liderliğinin çıkarttığı sonuç: caydırıcılığını teslim edersen kaybedersin.
İkincisi, Ukrayna’dır. 1994 yılında Ukrayna, dünyanın üçüncü en büyük nükleer cephaneliğine sahipti. Budapeşte Anlaşması kapsamında, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’tan güvenlik garantileri karşılığında cephaneliğin Rusya’ya teslimi sağlandı. Ancak 2014 yılında Rusya Kırım’ı ilhak etti ve 2022’de tam ölçekli bir işgal başlattı. Pyongyang’ın çıkarttığı sonuç: Elindeki esas gücü kaybedersen, büyük devletlerin anlaşması istenildiğinde çöpe atılır.
Üçüncüsü ise İran’dır. 2015’te BM Güvenlik Konseyi+Almanya’nın katılımıyla İran ile Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) yani İran nükleer anlaşması imzalandı. Bu karşılıklı tavizler ve İran’ın küresel sisteme dahil edilmesi anlaşması olarak görüldü. Bu anlaşmayla İran, IAEA’nın müdahaleci denetimlerini kabul etti, zenginleştirilmiş uranyum stokunu %98 azalttı ve yaptırımların kaldırılması karşılığında santrifüj operasyonunu sınırladı. Anlaşmanın tüm tarafları, ABD istihbarat ajansları dahil, anlaşmanın uygulandığını doğruladı. Ancak Donald Trump’ın ABD’de Başkan seçilmesiyle Mayıs 2018’de İran’ın anlaşmayı hiçbir şekilde ihlal etmemesine rağmen yapılan ‘nükleer’ anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Kuzey Kore yönetiminin çıkarttığı ders: Bu tür anlaşmaların BM Güvenlik Konseyi dahil kaç ülke tarafından imzalanmasının bir önemi yok. Küresel rezerv para birimini kontrol eden ülke çekilirse, anlaşma sona erer. Trump ikinci kez başkan seçilmesiyle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı çok yönlü ve oldukça kapsamlı saldırılarda Kuzey Kore’nin çıkarttığı sonuç: askeri olarak gücü elinde bulundurmadığında, diplomatik görüşmelerde dahi saldırıya uğrarsın.
Nükleer Silah Gücüne Sahip Kuzey Kore
Kuzey Kore’nin askeri nükleer programı, ulusal güvenlik stratejisinin merkezinde yer almaya devam ediyor. SIPRI, Ocak 2025 itibarıyla Kuzey Kore’nin nükleer kapasiteli yaklaşık 50 savaş başlığı ürettiğini ve toplamda 90 savaş başlığına ulaşacak kadar bölünebilir malzemeye sahip olduğu tahmin edilmektedir. Kuzey Kore 2024 yılında nükleer test denemeleri gerçekleştirmezken, Güney Kore yetkilileri Temmuz 2024’de Kuzey Kore’nin ‘taktik nükleer silah’ geliştirme çalışmalarının ‘son aşamalarında’ olduğunu ileri sürdü. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Uzmanlar Kurulu, 2024 yılında yayınlanan yıllık raporunda, Kuzey Kore’nin balistik füze programının raporlama döneminde ilerleme kaydettiğini, bu ilerlemeler arasında silah sistemlerinin manevra kabiliyetinde, hassasiyetinde, hayatta kalabilirliğinde ve hazırlıklılığında iyileşmelerin olduğunu değerlendirdi.
Kasım 2024’te Kuzey Kore’nin BM Büyükelçisi Kim Song, Kuzey Kore’nin ‘düşman nükleer silah devletlerinin oluşturduğu her türlü tehdide karşı koymak’ için nükleer ve füze programlarını hızlandırdığını söyledi. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, nükleer programın ‘sınırsız’ bir şekilde genişletilmesi çağrısında bulundu. Bu tür açıklamalar ve ülkenin bölünebilir madde üretim oranlarındaki muhtemel devam eden hızlanmaya dayanarak, Kuzey Kore’nin nükleer silah stokunun önümüzdeki yıllarda artacağı anlamına geliyor.
Son yıllarda Kuzey Kore, ‘taktik’ savaş başlıkları geliştirmeye önem vermiş ve kısa menzilli balistik füzeler, kara saldırı seyir füzeleri ve su altı silah sistemleri de dahil olmak üzere yeni füze sistemlerini geliştirdiği ve birçoğunun nükleer kapasitede olduğu belirtilmektedir.
Kuzey Kore’nin nükleer güvenlik ve caydırıcılık ilkesini belirlerken Birincisi, ABD’nin Asya güvenlik stratejisinin merkezinde Japonya ve Güney Kore’nin olmasıdır. İkincisi, Güney Kore teknolojik bakımdan son derece gelişmiş bir ülke haline gelmesidir. Mevcut teknolojiyle kendi savaş uçaklarını, füze sistemlerini geliştiren Asya’nın birkaç ülkesinden biridir. Bu bakımdan öncelikli olarak Güney Kore’yi ama aynı zamanda ABD ve Japonya’yı da açık bir tehdit olarak görmektedir. Kuzey Kore nükleer silah teknolojisine elde etmesi kendi güvenliği için caydırıcı bir askeri strateji olarak görüyor. Bu bakımdan bölgesel denklemin askeri nükleer caydırıcılıkla sağlayabileceğine inmaktadır.
Nükleer Silahlanmada Kuzey Kore-İran Farkı
Sürekli gündeme getirilen sorulardan biri şu: Güney Kore Nükleer Silahlara sahip olabildi ama İran olamadı. Peki neden?
İran’ın yüzölçümü 1,65 milyon km2 olup nüfusu yaklaşık 92 milyondur. GSYİH 314 milyar Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise yaklaşık 4 bin dolardır. Dünyanın en geniş ve en zengin enerji yataklarına sahip, bölge ülkelerine oranla askeri yapısı oldukça güçlüdür. Jeostratejik olarak dünyanın önden gelen devletlerden biridir. Buna rağmen yıllardır nükleer silah edinme faaliyeti içerisinde olmasına rağmen başaramadı ve son olarak ABD ve İsrail’in saldırısına uğrayarak ciddi bir darbe aldı. Yani bütün zorlu koşullarına rağmen Kuzey Kore’nin çok ilerisinde bir devlet.
İran bölgesel yayılmacılığını devlet dışı örgütlere dayanarak geliştirdi. Bu strateji uzun bir süre etkili oldu. Ancak ne bölgede ne de küresel çapta İran’ı koruyacak, gerektiğinde müdahalede bulunacak stratejik müttefikleri bulunmamaktadır. Rusya ve Çin, İran’ın kaybetmesini istemezler, güçlü olmasına arzu ederler hatta destek de verirler ancak bu iki ülke hiçbir dönem İran’ın stratejik müttefiki olmadı. Bundan dolayı gelişmiş askeri teknolojiyi ama özellikle nükleer teknolojiyi Tahran Molla Rejimine vermediler. Örneğin ABD’nin Ortadoğu’da ittifak yaptığı birçok ülke mevcut. Bunları askeri olarak desteklemektedir. Ancak ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik müttefik gücü sadece İsrail’dir.
Kuzey Kore, Rusya ve Çin’in stratejik müttefik gücü olan bir devlettir. Kuzey Kore’ye yapılacak her saldırı bir bakıma Çin ve Rusya’ya yapılmış sayılır. Kuzey Kore’nin nükleer teknoloji bakımından bu iki ülke tarafından desteklendiğini, Güney Kore, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler tarafından çok iyi bilinmesine rağmen gündeme getirilmez. Kuzey Kore, Çin ve Rusya’nın aktif desteğiyle Doğu Asya’da nükleer güç haline geldi ve askeri dengeleri belirleyen ülkeler grubuna girdi. Bu bakımdan ne Güney Kore ne de Japonya, Kuzey Kore’nin askeri gücüne karşı bir saldırı eylemleri yapmayı göze almazlar.
Sonuç: Kuzey Kore, stratejik müttefiklerinin desteğiyle 50 aktif toplam 90 adet nükleer başlığa sahip bulunuyor, Böylelikle küresel sistemin askeri denkleminin içerisinde yer alarak, caydırıcılık ilkesini hayata geçirmekte, bölgesel denklem içinde kendine alan açmakta, politik ve diplomatik hareket kabiliyetinde inisiyatifi elde tutmaktadır. Yani İran’ın elde edemediği koşulları yaratarak güvenliğini garanti altına almış bulunuyor.
