Makaleler

ALİ CANDAN – TÜRKİYE’NİN MUHALEFET SORUNU VE HDP’NİN ROLÜ-2


Bugünkü zorlu politik koşullarda HDP, muhalefet ve iktidarla ülke sorunlarını, eşitlik ve özgürlük temelinde çözmeyi tartışabilmelidir/konuşabilmelidir. Yine sorunların, evrensel hukuk ve demokrasi zemininde çözülmesi konusunda iki tarafla da görüşebilmelidir. Bu görüşmelerde; “konuştuklarımız duyulmasın, sizinle görüştüğümüz bilinmesin, kameraların karşısına birlikte çıkmayalım” vb gibi, yanlış yaklaşımları, seçimlerde Kürt seçmenin oylarını almak için yapılan ilkesiz yapay görüşmeleri ya da ittifak girişimlerini HDP’nin kabul etmemelidir.

Yakın geçmişte Öcalan, pragmatik bir siyaset izleyerek İmralı’da iktidarla, Türkiye halklarının sorunlarının çözümü için görüşmeler gerçekleştirmişti. Bu görüşmeler, çözüm sürecini yaratmış, yerel seçimlerde HDP’nin bölgede yüzden fazla belediye başkanlığını kazanmasının yolunu açmıştı. Aynı şekilde, HDP, 7 Haziran seçimlerinde 82 vekil çıkarmış, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olmuş. İktidarı ortaklığına girmesi dahi gündeme gelmişti. Öcalan, çözüm sürecini; ilkede katılığın dogmatikliğe götüreceği gerçekliğini, zamanın ruhunu, pragmatizmin ve değişimin o sihirli gücünü, çok iyi bildiği, anladığı ve pratik uygulamayı geliştirebildiği için başarmıştı. HDP, geçmişte yaşanan ve büyük acılara yol açan yanlışlardan kendi payına ders çıkarabilmelidir. Bu zorlu politik süreçte, sorumlu bir siyasal strateji geliştirerek, Türkiye halklarına karanlıktan çıkış yolunu gösterebilir, yeniden umut olabilir. İçerde dağ gibi biriken temel insan hakları ve özgürlükleri sorununu, ekonomik kriz, pandeminin ek yükü, açlık ve işsizlik sorununu çözmek için barış politikasıyla ülkeye büyük bir katkı sunabilir, nefes aldırabilir.

ABD, AB ve NATO ittifakından, Türkiye’ye artık ertelenemez ve geçiştirilemez biçimde ‘değiş-dönüş’ baskıları gelmektedir. Türkiye; Suriye’de Irak’ta, Ege ve Akdeniz’de, Kıbrıs’ta Libya’da, Kafkasya’da ve son olarak Ermenistan-Azerbaycan savaşının içerisinde yer aldı. Aynı zamanda S-400’lerin alımı ve kullanımı meselelerinde, ABD-AB ve NATO ile karşı karşıya gelmiş durumdadır. Tüm bunlar iktidarın içte ve dışta siyaset üretme, hareket ve manevra alanını daraltmış bulunmaktadır. HDP, gerek iç ve gerekse dış politikada, devlet ve iktidara gerçekçi, pragmatist, pozitif bir dil ve siyasetle sorunlara yaklaşarak yaşanan bu büyük krizlerden çıkışın ve çözümün yolunu gösterebilmelidir.

HDP’nin kapatılması tartışmaları, iktidarın bu aşırı sıkışmışlık durumunu, iç ve dış politikada ki açmazlarını gizlemek içindir. HDP’yi kapatmak; ayrımsız tüm Kürtlerin oylarının blok halinde, CHP’ye gitmesini doğurabilir. Bu durum AKP’yi ilk seçimde iktidardan düşürür. Bu gerçeği, halkın nabzını, düzenli haftalık anketlerle tutan AKP ve yönetiminden daha iyi bilen yoktur. Dolayısıyla, HDP’nin kapatılması meselesi, sanıldığı kadar kolay değildir. Bu siyasal konjonktürde, özgüvenli olması gereken yegane parti, HDP’dir. İktidarın, HDP’yi kapatma, milletvekillerini fezlekeyle düşürme girişimleri, Millet İttifakı’nı dağıtmaya yönelik hamlelerin bir parçasıdır.

90lı yıllarda askeri vesayet rejiminin, siyaseti dizayn etmek için ‘terör ve bölücülük’ üzerinde kullandığı Kürt sopası, bugün de iktidar tarafından, muhalefeti dizayn etme ve hazır ol vaziyeti aldırmak için aynı argümanlar kullanılıyor. Anketler, halkın ülkede ekonomi ve adalet sisteminin çöktüğünü düşündüğünü, dolayısıyla AKP ve MHP’ye oy veren ciddi bir seçmen kitlesinin, muhalefete kaydığını gösteriyor. Bu süreçte muhalefetin, Kürt sopası, “terör” bahanesi ve kavramı ile oynanan, cambaza bak oyununa gelmemesi durumunda, iktidar ya ciddi bir değişimi gündemine alıp gerekli zorunlu adımları atacak ya da değişmemekte direnerek ilk seçimde gidecek. Fikrimce bu değişen dünya ve ülke içinde devleşen sorunlar nedeniyle çok zayıf bir olasılıktır.

Yeni Türkiye’nin doğru politik okumasını yapan herkes, Erdoğan’ın yeniden ABD, AB ve NATO politikaları eksenine döneceğini öngörebiliyor. Yeni ABD Başkanı Biden’la, değişen yeni dünyada, Türkiye esen değişim rüzgarına zorunlu olarak, isteyerek veya istemeyerek, mecburen ayak uydurmak için pragmatik siyaset izlemeye hazırlanıyor. Bunun için AKP il kongrelerini yapıyor. Partinin yeni yönetimini, mart ayı sonunda yapılacak olan genel kongrede belirlemeye hazırlanıyor. AKP’de değişim yanlıları ile değişim karşıtları, yeni dönemin nasıl gelişeceğini ve yeni dönem politikalarını belirlemesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne karar alacağına kilitlenmiş durumda. AB’nin de Türkiye’ye değişim için mart ayı sonuna kadar süre verdiği biliniyor. Mart ayı AKP için değişim ayı olacak mı? Olacaksa, bu değişimin düzeyi biraz da Erdoğan’ın, ortağı MHP’nin direncini ya kırması y ada aşmasına bağlı olacak. Çünkü MHP değişime karşı çıkıyor. En ufak bir değişimi dahi kabul etmiyor. Erdoğan’ın, geçen perşembe günü Bahçeliyi, evinde ziyaret etmesinin nedeni de kanımca bu tıkanmayı açma amaçlı bir ziyaretti.

İşte HDP, burada politik davranabilmeli diye düşünüyorum. Bu nedenle siyasette dili ve üslup çok önemlidir. Siyasette Demirel’in deyimiyle 24 saat çok uzun bir süredir. Bu birkaç haftayı tüm tarafların iyi değerlendirmesi gerekir diye düşünüyorum. Arka kapı diplomasisi, tamda bu günlerde işletilmelidir. Siyasette küslük ve siyasi figürler arasında kan davası olamaz. Siyaset öfke, kin ve intikam duygularıyla yürütülemez. Mevlâna’nın dediği gibi “ne kadar söz varsa düne ait söylenen. Dünde kaldı cancağazım. Bugün artık yepyeni bir gün ve yeni şeyler söylemek lazım.” Antagonist çelişkiler böylesi ateşten günlerde çözülür. Yeter ki siyaset işletilsin ve herkes kendi politik rolünü oynayabilsin.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.