ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a karşı bir savaş kararı alarak saldırıya başladılar. Nükleer silahlar dışında bütün silahların kullanıldığı ve yoğunlaşarak devam eden çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşeceğine dair çok sayıda veri oluşmuş durumda. Molla rejiminin kolay teslim olmayacağı açıktır. Savaşı bölgesel alana yayarak kendisine harekat alanı yaratmak ve süreci uzatmak istiyor. Savaşın beklenilenden fazla uzaması ABD için risk, İran için bir avantajdır. Herkes bunun farkındadır. Bu nedenle ABD, çözüm için çok yönlü planlar yapıyor.
ABD- İsrail ortaklığına dayanan savaşın öncelikle hedefi, İran mola rejiminin üst ve ortak kademedeki yöneticilerini önemi ölçüde tasfiye etmek, hava, deniz ve kara dahil bütün silah gücünü ortadan kaldırmak ve aynı zamanda devletin asker ve politik kurumlarını yok etmek olarak planlanmış. Askeri gücü dağılmış, kurumsal yapıları ortadan kalkmış ve lidersiz kalmış bir İran’da Molla rejimine muhalefet edenlerin harekete geçebileceği öngörüsüne dair bir hareket planı var.
ABD yönetimi, Molla rejimini önemli ölçüde zayıflatmanın ve etkici gücünü kırmanın dışında, İran’ın mevcut iç dinamiklerinden yeni döneme uygun bir muhalefet ortaya çıkartıp adeta yeni bir sistem kurmak istiyor.
Dini liderin öldürülmesi ile ortaya çıkan psikolojik tablo nedeniyle Tahran’daki muhalefetin sokaklara çıkıp protesto yapmaları kolay bir eylem olmayacağı açıktır. Daha önce Trump’ın ‘ayaklanın yoldayız, geliyoruz’ biçimindeki çağrısı nedeniyle İran’da yüzbinlerce insan sokağa çıktı. ABD gelmedi ve eylemler çok sert bir şekilde bastırıldı. İddialara göre 30 bin ile 10 bin arasında protestocu öldürüldü. 30.000’in üzerinde yaralı, yaklaşık 70 bin kişinin de tutuklandığı belirtiliyor. Muhalefette psikolojik bir kırılmanın yaşanması ve aynı zamanda molla rejiminin dini liderinin öldürülmesi nedeniyle rejim yanlısı kitlelerden yarattığı öfkeden dolayı muhaliflerin sokağa çıkması nispeten bir risk oluşturacaktır. İran muhalefetinin sokağa çıkıp protest eğilimlerine girişmesi için koşulların farklılaşması gerekiyor. Molla rejimi şuana kadar askeri ve yönetimsel olarak çok ağır darbeler almasına rağmen halen insiyatifi elde tutuyor ve özellikle rejime destek veren kitleyi konselide ediyor. Bu piskolojinin de yıkılması yani mollaların kendi kitlesel tabanı üzerindeki etkisinin kırılması gerekiyor.
Önümüzdeki birkaç hafta devam edecek olan yoğun bombardımanla Mollaların sistemi ve yönetimi çok önemli ölçüde yönetilemez hale getirilmesi sağlanacaktır. Buna paralel olarak ortaya çıkan başka bir durumda rejimin fiziki tasfiyesinin sağlanabilmesi için bir kara hareketine ihtiyaç duyulması olasılığıdır. Pentagon böyle bir planın olmadığını açıklamasına rağmen ABD yönetimi bazı arayışlara yönelmiş bulunuyor. Ancak İran’daki mevcut koşular ve iç dengeler dikkate alındığında Afganistan’da ve Irak’ta olduğu gibi dışarıdan gelen bir işgalci güçle rejimin değiştirilmesi pek olanaklı görünmüyor. Bu tür bir işgal hareketi ile rejim değiştirilmesinin uzun ve orta vadede beklenilen politik bir sonuç doğurmayacağı kanıtlanmış durumda. Bu nedenle ABD’nin ve İsrail’in başlattığı, İngiltere ve Fransa’nın da bu süreci dahil olacak bir şekilde İran’ın iç dinamiklerini harekete geçirecek bazı planların hazırlandığı anlaşılıyor.
Bu planın ilk adımı başta İran’ın stratejik kentlerinde muhaliflerin ayaklanarak devlet kurumlarını kontrol altına almasıdır. Bu mümkün olsa da ciddi zorlukları taşıyor. Çünkü somut olarak İran’ın iç dinamiklerinde örgütlenmiş iktidara alternatif ne bir parti veya örgüt var ne de bu topluma öncülük edecek bir lider var. Bu nedenle muhalefetin sokaklara çıkması ayrı bir mesele iktidar olabilecek bir gücün ortaya çıkması çok farklı bir konu. Diğer bir husus ve akla uygun olan rejim içerisinde bir güçle ittifak yapılması ve onların dış destekle iktidar gücü yapılmasıdır. Ancak İran’ın şu anki politik ve toplumsal gerçekliği dikkate alındığında bu planın da nispeten zor olduğu görülüyor. Hatta Trump’ın ‘işbirliği yapılacak birçok kişi öldürüldü’ açıklaması bu alternatifin önemli ölçüde zayıfladığı mesajını veriyor.
Üçüncü ve belkide en tekili olacak plan; İran’ın merkezi güç yapısını dağıtmanın en önemli faktörlerinden bir tanesi İran rejimi ile çatışmalı olan etnik grupların harekete geçirilmesidir. Burada iki stratejik güç bulunuyor : Kürtler ve Belicüler. Bunlar hem politik ve toplumsal olarak örgütlüdürler hem de belirli bir askeri güçleri bulunuyor.
ABD’nin Kürtler üzerinden bir planlama yaptığı, koşullara göre bunun uygulanacağı belirtiliyor. Ayrıca belirtelim İSrail, Belicülerle özel olarak ilgilendiğine dair çok sayıda veri var.
ABD’nin İran’a doğrudan savaş açmadan önce özellikle Kürtlerle çok yönlü başlattığı diplomatik trafiğin merkezinde ; İran’a yönelik olası bir kara saldırısında Kürtlerin bu sürece doğrudan dahil edilmesi meselesidir.
El Şara’nin Şam’da iktidar yapılması, Kürtlerin hakimiyet alanının önemli ölçüde daraltılması İran’daki gelişmelerle bağlantılı olduğu da söylenebilir. Tom Barrack’ın Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin Süleymaniye kentine gidip Bafıl Talabani ve Kubat Talabani ile görüşmesi, hatta Mazlum Kobani’nin davet edilerek görüşmelere dahil edilmesinin önemli nedenlerden biri ; Kürtlerin İran Kürdistan bölgesinde ayaklanmasına verilecek bir desteğin konuşulmasıdır. YNK’nin tarihsel olarak İran’la bağlarının olması nedeniyle İran’a yönelik olası bir saldırı için ikna edildiği tahmin ediliyor. Aynı şekilde ABD İngiltere Fransa ve Almanya’nın ortak bir açıklama yaparak Irak Kürdistan Bölge Yönetimini çok sert bir şekilde uyarıp Peşmerge Birliklerinin birleştirilmesi ve tek merkezden yönetilmesine dair adeta ‘zorla’ aldırtılan kararın İran’daki gelişmelerle ilişkili olduğu çok açıktır.
Trump’ın Mesut Barzani, Bafıl Talabani ve İran KDP lideri Mustafa Hijri’yi arayıp görüşmesi, İran’daki Kürt Güçlerinin askeri ve politik olarak destekleneceği biçiminde yorumlandı. İran’daki 6 Kürt Partisinin askeri ve politik olarak ortak bir ittifak kurmalarının da ABD’nin ve İsrail’in baskısı veya telkinleri sonucu gerçekleştiği bilinmektedir. Ancak İran Kürt bölgelerinde hem politik ve toplumsal hem de askeri olarak en güçlüsü olan PJAK’ın PKK ile ile bağlantılı olduğu iddiasıyla ABD Hazine Bakanlığı’nın ‘terör örgütleri’ listesinde yer alması sorunun bir başka yönünü oluşturuyor. Bu sorunun çözümü yani PJAK’ın ‘terör’ listesinden çıkartılması için bazı girişimlerin bulunduğu belirtiliyor.
Açık kaynak bilgileri yorumlandığında Pentagon tarafından hazırlanan planda, İran’da Kürtler üzerinde yeni bir sürecin başlatılması durumunda Peşmergenin ve YPG’nin de bu sürece doğrudan ve dolaylı olarak destek vermelerinin talep edildiği konuşuluyor.
Etnik gruplar üzerinden yeni bir stratejisinin devreye konulması artık ciddi olarak masada duruyor. Dikkat edilirse Kürtlerin yoğun olanak yaşadığı Kürdistan, Loristan, Batı Azerbaycan, İlam ve Kirmanşah eyaletlerinde rejime ait olan ve önemli görülen bütün kritik askeri ve güvenlik alt yapılarına yönelik saldırılar devam ediyor. Bu bölgelerde rejim güçleri işlevsizleştirilmeye çalışılıyor.
Merivan, Senendec, Mahabad, Urmiye, Kirmanşah, Sakkız, Cevanrud, Ravansar, Kamyaran, Çardavul ve Sarpule Zeheb gibi şehirlerde Geleneksel Ordunun ve Devrim Muhafızları Ordusunun, Besici ve Polis birliklerinin yani İran yönetimine ait bütün silahlı güçlerin merkezleri vuruluyor.
Plan şöyle : Eğer Kürtlerin bu bölgelerde ayaklanıp bölgesel yönetimleri ele geçirme kararı verilirse, rejimin askeri güçlerinin buralara saldırmasının koşullarının ortadan kaldırılması gerekiyor Bu nedenle Kürtlerin askeri olarak toplu bir ayaklanma ile bu eyaletlerin merkezini ele geçirilmesine karar verildiğinde bölge açısından buna her şekilde bir zeminin oluşturulması gerekiyor.
İran’daki bu bölgelerin Kürtler tarafından kontrol altına alınmasının sürekliliğnin sağlanması için ; Birincisi uluslararası ve bölgesel desteğin oluşturulması, İkincisi bölgedeki ABD askeri güçlerinin Kürtleri doğrudan askeri tesisat ve askeri danışmanlar biçiminde desteklemesinin sağlanması. Üçüncüsü bu sürecin geçici olmadığı kalıcı olduğuna dair uluslararası güvencenin sağlanması. Yani ABD’nin Kuzeydoğu Suriye’de olduğu gibi bölgesel denklem değiştiğinde SDG ile ittifakımız ‘geçici’ bir dönemi kapsıyordu’ gibi benzeri bir durumun önüne geçilmesi, Dördüncüsü Kürtlerin kontrol edeceği eyaletlerin uçuşa yasak bölge ilan edilmesinin sağlanması.
Kürtler açısından uluslararası ve bölgesel bir zeminin oluşmaya başladığı dikkate alındığında İran’da geniş bir özerkliği içeren yani kendi kendilerini yöneten bir özel modelin ortaya çıkmasının neslen koşulları oluşmuş durumda. Bu model, Irak Kürdistan Bölge Yönetimi sisteminden daha kapsamlı ve geniş olabilir. Böyle bir durum sadece İran’da değil bütün bölgede Kürtler açısından yeni koşulların ortaya çıkartması anlamına gelir.
Bu gelişmenin pozitif olarak okunması tek başına yeterli değildir. Tarihte ortaya çıkan bütün deneyler ve tecrübeler gösteriyor ki, Kürtler devlet de kursa, Özerk Bölgeler de ilan etseler uluslararası güçlerin çıkarır ve ihtiyaçları değiştiğinde Kürtlere yönelik politikaları da değişmekte ve tasfiye politikaları başka biçimleri hızla devreye konulabilmektedir. Suriye’de Kürtlere yönelik izlenen politikanın sonuçlarına yakın dönemde tanık olundu ve sorun halen ciddiyetliğini koruyor. Bu bakımdan Kürtlerin atacağı her adımda çok stratejik ve çok dikkatli olmaları önem arz ediyor.
Birincisi, Uluslararası güçlerle kuracakları ilişki somut denetlenebilir her türlü olasılığın konuşulduğu tartışıldığı bir biçimde olması gerekir. Tarhan’daki rejimin Kürtlere yönelik askeri ve tasfiye politikalarının kesintisiz devam edeceği kesindir. Bu nedenle Kürtlerden destek isteyen uluslararası güçlerden, tersten küresel çapta bir güvenlik talebinin sağlanması ve garantilenmesi yönünde somut belirlemeler yapılmalıdır. Muğlaklık Kürtlere kaybettirir.
İkincisi. İran halkını karşısına alacak eylem ve pratiklerden uzak durulması gerekir. Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi yani kendilerini yönetmesi politikası ve talepleri dış güçlerin dayatmasından çok, kendi iç toplumsal dinamiklerine göre hareket ettiklerini hem bölgesel ilişkilerde hem de İran’ın iç kamuoyu açısından önemlidir. Kürtlerin uluslararası güçlerin çıkarlarıı için harekete geçirildiği gibi bir algının Ortadoğu’da Kürtlere karşı tersi bir saldırı eylemine dönüşmesi riski hesaplanmalı ve böyle bir algıya zemin hazırlanmamalıdır.
Üçüncüsü, Kendi özel statülerini mutlak bir şekilde garanti altına almalıları ama aynı zamanda bölünmüş bir İran değil tek bir İran içerisinde, Tahran’da iktidar olacak bir güçle demokratik İran çerçevesinde birlikte hareket edebileceklerine dikkat çekmelidirler. Çünkü bu reel durum mutlaka gündeme gelecektir.
Dördüncüsü, Bugünkü politik konjektörden İran’dan ayrılmayı değil Kürtlerin ya da Belicüler gibi diğer etnik grupları kapsayan Özerk Eyaletlere dayanan Federatif bir İran’ın inşa edilmesi gerektiği çok net bir şekilde dile getirmeliler.
Beşincisi, Kürtlerin İran’da elde edeceği demokratik halklardan sonra özellikle komşuları için hiç bir şekilde tehlike arz etmeyeceği ve hiç bir şekilde bir çatışma alanı yaratmayacakları konusunda da açık bir tutum almaları gerekir. Örneğin gelecekte birilerinin Kürtleri Türkiye’ye karşı bir güç olarak kullanabileceğine dair her türlü mesajdan, politikadan veya stratejiden uzak durduklarını ve böyle bir oyunun içinde yer almayacaklarını beyan etmeleri önemlidid
Altıncısı, tekardan belirtelim, Kürtler için uluslararası alanda güvenlik karantilerinin sağlanması şartı mutlaka kabul ettirilmeli ve buna uygun adımların atılması sağlanmalıdır.
