Güncel HaberlerMakaleler

FEYZİ ÇELİK : BEŞ BOYUTLU İRAN ANALİZİ


İran’ı bir kağıt kaplan sanmak da, yıkılmaz bir kale sanmak da hatadır. İran’ın devlet olarak tarih sahnesinden kaldırılması söz konusu olamaz; çünkü İran bir darbe ve devrimler ülkesidir. Pehlevi hanedanının başa geldiği 1920’li yıllarda Batı ile uyumlu bir İran varken, 1950’li yıllarda anti-emperyalist hareketlerin yoğun olduğu dönemde Pehlevi hanedanı etkisini kaybedince İran’da petrolü millileştiren bir hükümet iktidara gelmiştir. Kısa bir süre sonra ABD’nin desteğiyle yapılan darbe ile Pehlevi hanedanı yeniden kurulmuştur. Pehlevi yönetimi, Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki dengede kapitalizmin yanında yer alarak iktidarını devam ettirme imkânı bulmuştur.

Ancak İran’da büyük bir yolsuzluk ve yağma düzeni vardır. Halk yoksullaşır, sosyalist bir yönetimin koşulları oluşur. TUDEH Partisi güçlüdür ve etkili bir Kürt muhalefeti de vardır. Pehlevi yönetimi meşruiyetini kaybetmiştir. ABD’nin korkusu, Sovyetler Birliği’nin etki alanı haline gelecek bir İran’ın kendileri açısından tehlikeli olacağıdır. O günün egemenleri, kendi açılarından daha az zararlı olacak tercihi Humeyni’den yana yapmış ve bugünkü molla yönetiminin kuruluşuna katkı sunmuştur. Her şeyden önce bu molla rejimi onların politikasının sonucudur. Şah yanlıları İran’ı terk ederken molla yönetimi, sanki her şeyden Kürtler ve sol hareketler sorumluymuş gibi onların üzerine giderek İran toplumunu sindirmiş ve yönetim alternatiflerinin kökünü kurutmuştur. Bu süreçte İran-Irak Savaşı’nın da etkisi olmuştur. Savaş atmosferi İran halkını manipüle etmek için kullanılmıştır.

  1. Coğrafya ve Askeri Güç: “İntihar Savunması”

İran, coğrafyasıyla korunan bir devdir. Ancak hava sahası delinmiş, füzeleri eksilmiş bir dev ne kadar caydırıcı olabilir? İran’ın askeri gücü, konvansiyonel bir ordudan ziyade asimetrik yeteneklere odaklıdır. Düzenli ordu sınırları korurken, asıl güç rejimi koruyan ve bölgeye yayılan Devrim Muhafızları (DMO)’dadır. Bu paralel yapı henüz Şah iktidarda iken oluşmaya başlamıştı; devrim ve savaş süreçleriyle birlikte normatif bir devlet yapısı haline gelmiştir.

​Hava kuvvetleri eski (F-4, MiG-29 vb.) olduğu için İran, savunmasını bölgenin en büyük balistik füze ve İHA (Shahed serisi) envanteri üzerine kurmuştur. Bu “caydırıcılık” doktrini, doğrudan bir savaşı rakipleri için çok maliyetli kılmaktadır. Ancak Radikal Mücteba Hamaney yönetimi, asimetrik savaşı tüm bölgeye yayarak bir “intihar savunması” yapabilir.

  1. Ekonomi ve Toplum: Rızanın Bittiği Yer

Mesele sadece doların yükselmesi değil; mesele, 93 milyonluk bir halkın artık bu ideolojik yükü taşımak istememesidir. Bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim: Halkın rızasının olmadığı bir yerde “hukuk” sadece bir baskı aygıtıdır ve her baskı aygıtı bir gün kırılır.

​İran’da sanıldığı gibi yönetim kapasitesi anlamında ılımlı bir siyasetçi profili yoktur. Bunun en uç noktası Hatemi olarak görülse de Hatemi dönemi ile birlikte Velayet-i Fakih sistemi ömrünü uzatma imkânı elde etmiştir. Seçilen kişilerden çok Devrim Muhafızlarının belirlediği dini lider, hatta devrim lideri olarak adlandırılan Hamaney’in etkisi belirgindir. Ancak Hamaney tek başına belirleyici bir etken değildir. Onun arkasındaki Devrim Muhafızlarına bakmak gerekir. Hamaney bir bakıma İran’daki iktidar bloklarının kendi aralarında belirlediği bir hakem gibidir ve o da bu dengeleri gözetir.

​Dar bir yapı devleti ele geçirmiştir. Ülkenin ekonomik kaynakları bunların denetimindedir. Halkın kaynakları, bu yapının iktidarını sürdürmek için kullanılmaktadır. Çin’e piyasa fiyatının altında sattıkları petrolün gelirleri de büyük ölçüde bu yapı tarafından kontrol edilmektedir. İran halkının tepkisi de esas olarak buna yöneliktir. Bu yapı, 12 İmam propagandası adı altında kendi menfaatini gözetmektedir.

  1. Kürtlerin Rolü: “Anahtar mı, Kilit mi?”

Şimdi gelelim en can alıcı soruya: Kürtlerin tutumu ne olacak? Kürtler, İran’ın batı kapısıdır. Eğer Kürtler bu süreçte “karasal bir güç” olarak denkleme tam ağırlıklarıyla girerlerse, rejimin lojistik ve askeri omurgası çöker. Kürtlerin Batı İran’da başlatacağı bir karasal hareketlilik, rejimin askeri enerjisini Tahran’dan sınır hatlarına kaydırmasına neden olur. Bu da merkezi otoritenin çöküşünü hızlandırır.

​Kürtler sadece rejim değişsin demiyor; “statü” istiyorlar. Federal, demokratik ve anayasal bir güvence olmadan sahaya inmekte temkinliler. Kürtler için bu savaş bir “intikam” değil, bir “statü” meselesidir. Federal bir İran mı, yoksa sınırların çizildiği bağımsız bir hat mı? Kürt siyasi aklı, Suriye’deki gibi “belirsiz bir korunma” yerine, anayasal garantiler peşinde. Kürtler orada İran rejimi ile zaten savaş halindedir. İdamlar, kolberler ve diğer direnişçiler dahil olmak üzere 1979 devriminden bu yana İran devleti tarafından katledilen Kürtlerin sayısı 50 binden fazladır. Kasımlo ve Şerefkendi gibi Kürt liderleri çeşitli tuzaklarla suikasta uğrayarak öldürülmüştür.

​Buna rağmen Kürtler ve diğer muhalif grupların etkisi rejimi düşürebilecek güçten uzaktır. İran nüfusu içinde Kürtlerin oranı diğer Kürdistan parçalarına göre daha düşüktür ve bir kısmı da Rojhilatê Kurdistanı’ndan kopuktur. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalesi Kürtler için bazı imkânları da beraberinde getirmiştir. Altı Kürt partisinin bir platform etrafında bir araya gelmesi önemlidir. Bu durum Başûr ve Rojava Kurdistanı’nın ilk dönemlerine göre Kürt birliği açısından daha avantajlı bir zemindir. Radikal Mücteba Hamaney’in seçilmesi, Kürtleri ya topyekûn bir iç savaşa (motor güç) ya da tamamen kopuşa (kale inşası) itecektir.

  1. Dış Güçler ve ABD ile Doğal Müttefiklik

ABD ve İsrail’in hedefinde rejimin tamamen çökmesinden çok, rejimi kendi koşulları çerçevesinde anlaşmaya zorlamak vardır. Afganistan, Irak ve Suriye örneklerinde şunu gördük: ABD rejimi düşürmek istediğinde bunu açıkça ifade etmiş ve buna uygun stratejiler geliştirmiştir. Halkın bazı sivil eylemleri ile rejim düşmez.

​Konuya “ABD Kürtleri yine satışa getirecek” bakış açısıyla yaklaşmak Kürtlerin lehine değildir. ABD’nin varlığıyla birlikte Kürtlerin yaşadıkları bazı Kürdistan parçalarında siyasi özne haline gelmeleri ve bazı kazanımlar elde etmelerinde ABD’nin rolü olduğu gerçeği Kürtlerin aklından çıkmamalıdır. Kürtler ile ABD arasındaki ilişki hayati bir nitelik taşımaktadır. Bölgesel Kürt düşmanları karşısında, çıkar temelli olsa da ABD ile doğal bir müttefiklik oluşmuştur. Kürtlerin varoluşsal çıkarları ile ABD’nin hegemonik çıkarları birçok noktada örtüşmektedir.

​Kürtlerin başkalarının aklına ihtiyacı yoktur. Ancak kendi statülerini kurmalarının, içinde yaşadıkları devlet yapılarının zayıflaması ile bağlantılı olduğunu da biliyoruz. Rojava örneği çoğu zaman ABD’nin Kürtleri satması ya da ihanet etmesi olarak gösterilmektedir. Oysa ABD dengeleri gözetir. Bu dengeler içinde ABD’nin sırf Kürtlerin bekası için NATO ülkesi olan Türkiye ile çatışması beklenemez. Aynı şekilde Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma da beklenmez. Kürtlerin bu gerçekler ışığında ABD’den beklentilerini şekillendirmeleri gerekir.

  1. Türkiye ve Bölgesel Dengeler

Türkiye bu işin neresinde? Ankara, Esad’ın düşüşünden aldığı rüzgarla Irak’tan İran’a uzanan hatta etkinliğini artırmak istiyor. Ancak İran’ın kontrolsüz çöküşü, Türkiye için “ikinci bir Suriye” senaryosudur. Türkiye, Başur (IKBY) üzerindeki etkisini kullanarak hem Erbil’i korumaya çalışıyor hem de İran’daki Kürt hareketliliğini kendi güvenlik parametreleri içinde tutmaya çalışıyor. Yani Türkiye için mesele; İran’ın düşmesi değil, İran’ın “nasıl” dönüşeceğidir.

​Suriye’de alan kazanan Türkiye, İran’da kontrollü bir dönüşüm istiyor. İran’ın tam çöküşü demek, Türkiye için yönetilemez bir göç ve güvenlik krizi demek. Başur (IKBY) ise Türkiye’nin nüfuzu altında dengeli bir politika izliyor. Bir yandan İran füzelerinden korunmaya çalışırken, diğer yandan Rojhilat’taki kardeşlerinin taleplerine sırtını dönemiyor.

Gelecek Projeksiyonu: Suriye’den Alınan Ders

​Kürtler çıtayı çok yüksek tutmuş ve SDG sistemini kendi içlerindeki farklılıklara alternatif bir model olarak görmüştür. Oysa SDG siyasi bir yapıdan çok askeri bir yapıydı. Esad yönetiminin Doğu Suriye’deki bıraktığı boşluk bu yapı tarafından doldurulmuştu. Ancak Esad gidince bu yapının kendiliğinden Şam’a alternatif bir siyasi yapı olarak devam edebileceği yönünde kolaycı bir yaklaşım ortaya çıktı. Oysa dengeler değişmişti ve Türkiye ile Körfez ülkeleri bölgede daha etkin rol oynamaya başlamıştı.

Buna rağmen ABD ve diğer Batılı güçlerin desteği ile Rojava en azından Kürtlerin yaşadığı bölgelerde askeri yapısını sınırlı ölçüde koruyabildi. Gelinen aşamada ateşkesin dahi ne kadar hayati olduğu görüldü. Özellikle yurtlarından göç etmek zorunda kalan Kürtlerin kendi topraklarına dönüş yolunun açılması bunun önemli sonuçlarından biridir. Önümüzdeki süreçte Mazlum Abdi ve İlham Ahmed gibi figürlerin Suriye merkezi devleti içinde bazı görevler alması da mümkündür. Benzer bir durumun İran’da da ortaya çıkma ihtimali göz önünde bulundurularak analiz yapılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir