Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN : BARIŞ TALEBİNİN GÖLGESİNDE  SEÇİMLER


4 gün sonra Turkiye siyasi tarihinde birçok ilklerin yaşandığı ilk ve en önemli yerel seçim yapılacak.  Bu süreci etkileyen çok sayıda faktör var. Bunların bir özetini sunmak gerektiğinde:

Birincisi, ilk defa bir yerel seçim adeta genel seçim havasında ve bir o kadarda önemli bir anlama bürünmüş durumda. 13 Mart 2024 yerel seçim sonuçları.  1 Nisan sabahından başlamak üzere ülkenin iç politik dinamiklerinin çok yönlü değişmesine nesnel bir zemin hazırlayacak.

İkincisi; belkide dünya siyaset tarihinde ilk defa muhalefet partileri iktidara karşı değil de birbirleriyle  yarıştıkları bir seçim olacak. Bu trajikomik durum, Türkiye muhalefetinden bu ülkeye ve halklarımıza ne bugün nede yakın geleceğimizde hiç bir yarar gelmeyeceğini bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla bu ülkede en az iktidarın değişmesi kadar, çok daha önemli ve çok daha ivedi bir biçimde değişmesi, dönüşmesi, mevcut zihniyetlerinin alaşağı edilip, asgari düzeyde de olsa demokratikleştirilmesi ve evrensel insanlık değerleri standartlarına kavuşturulması gereken devasa ve topyekûn bir muhalefet ve ana Muhalefet sorunu var. Muhalefet cephesinde tek kelimeyle üç aydır tam bir kakofoni yaşanıyor. Ana muhalefet partisi dahil olmak üzere partilerin kendi içlerinde dahi karşılıklı suçlamalar, çamur atmalar, ayak oyunları ve çirkefler sık sık kamuoyuna yanısıyor. Bu durumda birbirlerine söyledikleri konusunda tüm taraflara haklısın demek gerekiyor.

Üçüncüsü; İktidar ve ana muhalefet için İstanbul’u almak tüm Türkiye’yi almaktan daha önemli duruma gelmiş bir durumda. Bunun için iktidar İstanbul’u yeniden almak,  CHP dahası İmamoğlu ise İstanbul’daki iktidarı korumak için kıyasıya bir mücadele yürüküyorlar. AK Parti, İstanbul için devletin bütün olanaklarını, İmamoğlu ise belediyenin bütün olanaklarını kullanıyor.

Dördüncüsü; Kuzey, Güney ve Rojavada eş zamanlı bir şekilde askeri olarak tarihin en büyük savaşının hazırlıkları yapılıyor bu son bir ayda, Türkiye Irak ve KDP’yide PKK’ye karşı savaşa dahil etmek. YNK’yide yanına çekmek ve Kandili kıskaca almak ve PKK’yi bitirmek amaçlı çok büyük bir operasyon yapmak için çok ciddi hazırlıklar yapmış durumda. PKK askeri olarak İHA ve SİHA’lara karşı füze savunma sistemlerine sahip olduklarını ve bunları kullanmaya başladıklarını silahlar aldıklarını duyurdu.

Beşincisi. Devlet aleni bir şekimde savaş hazırlığı yaparken aynı zaman zarfında barış, çözüm masası ve muhatap alınma konusunda siyasi aktörler üzerinden ve en üst düzeyde, kamuoyu karşısında ve miting meydanlarında çok açık ve net mesajlar veriliyor.

Altınıcısı,  Türkiye’nin  tam bir ekonomik kriz içerisindedir. Bir örnekle açıklamaya çalışırsak 85 milyonluk nüfusun 40 milyonunun bankalara bireysel ve kredi kartı borçlusu olması. Ülke halkının neredeyse %70’nin bankalara hem de en yüksek faiz oranıyla borçlanmış olması. Enflasyon, faiz ve döviz kurunun yani cehennemin bu üç atlısının hep birlikte füze hızıyla en yükseklere durmadan tırmandığı bir ekonomik kriz gerçekliği var.

Yedincisi, Moskova’daki vahşi terör saldırısında yakalanan teröristlerin ifadeleri, Türkiye’den geldiklerini söylemeleri, Küresel düzeyde yaşanan ekonomik krizin yol açtığı üçüncü dünya paylaşım savaşının ayak seslerinin Avrupa’da Ukrayna-Rusya savaşı, NATO’nun genişlemesi, Ortadoğu’da Hamas ve İsrai savaşının tüm bölgeye yayılmaya başlaması. Çin’in yükselen ekonomik ve siyasi bir güç olarak Ortadoğu’ya nüfuz etmesi gibi ilkler yaşanıyor. Bu ilkler çok daha fazla uzatılabilir. Ama bu başlıklar bile yerel seçimin tarihi niteliğini ve önemini anlamaya yeter ve artar bile.

Devletlerin mahremi, yani kapalı kapılar ardında, perde arkası da diyalog, diplomasi ve gizli görüşmelerin olduğuna dair kamuoyuna yansıyan bir kısım bilgiler var. Seçim sathi mahalline girildiği günden bu yana birçok veri, Kürt meselesinde devletin mahreminin yani perde arkasında bazı kritik görüşmelerin gerçekleştiğini gösteriyor. Elimizde bunu ispat edecek herhangi somut bir kanıt yok. Ama yaşanan gelişmeleri, siyasi figürlerce yapılan açıklamaları okuduğumuzda bu gerçeği görebiliyor ve yorum geliştiriyoruz.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksek dağ başta olmak üzere her bir dava sanığına yüzlerce yıl ceza yağdırılması beklenen Kobani davası Demirtaş’ın tarihi manifesto nitelikli savunmasından sonra karar açıklanması, Rekor cezalar yağdırılması ile seçim sathi mahalline girileceği beklenirken. savunmalar bittiği halde kararın ertelenmesi, deyim yerindeyse gök gürledi ama yağmur yağmadı. Bu ilk iyiye işaretti. Selahattin Demirtaş’ta “Sayın Erdoğan çözümün birinci muhatabıdır” diyerek önemli bir adım attı. Aynı şekilde Leyla Zana, uzun yıllardır kenara çekilerek sekiz yıldır suskunluğunu koruduğu siyasete yine bundan iki üç ay önce ve en son Amed Newroz bayramında barış ve çözüm mesajları ve çağrısıyla döndü. Bu dönüş halkta sahte barış ve çözüm umudu ve beklenti yaratma siyaseti değil. Durumdan vazife çıkarma veya üst düzey bir iradeden aldığı bir mesajla dönüş şeklinde okunabilir. Her iki durumda da bu olumluydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki gün önce DEM Partiye; “Kendilerini meşru muhatap yapma gayretleri beyhudedir. Parti yönetimi önce ülkeye ve kendi tabanına siyasi irade sahibi olduğunu ispatlamalı” diye mesaj vermesi. Öncelikle yerel seçimlerde DEM Partinin Türkiye geneli ve özellikle İstanbul’da kendi çıkardıkları adaylarına tabanının oy vermesini sağlamasını ve muhataplığın yolunu açması şeklinde okunabilir. Bu yönüyle bir kez daha yerel seçimlerin kazananını belirleme ve olası yeni bir çözüm sürecinin başlamasının kilidi Kürt siyasi hareketinin eline geçmiş durumda.

Yerel seçimlerde Kürtler ya yine CHP’nin kuyruğuna takılır ya da 3. Yolu etkin bir şekilde uygular. CHP-AKP arasında taraf olmaz ve DEM Partinin oyunu en yüksek düzeye çıkarırlarsa yeni dünya, bölge ve Türkiye konjonktüründe Türkiye devlet ve hükumetince meşru muhatap alınmaları da bir lütuf değil. Aksine bir zorunluluk ve reel politiğin kaçınılmaz bir sonucu olacaktır. Dolayısıyla Kürt siyasi hareketi bu konjonktürde yeniden yakaladığı bu fırsatı çok iyi okumak ve değerlendirmek zorundadır.

Barış kolay değil. Hatta barış savaştan zordur denilir. Neden çünkü barışında bedeli vardır. Sıkılı yumrukların açılması, el sıkışmak, yaşanan tüm acıları, vahşeti bir daha yenileri ve çok daha büyükleri yaşanmasın diye geride bırakmak. Uzlaşma ve çözüme bir şans tanımak. Bu nedenle baldıran zehiri de olsa içmek ebetteki çok zordur. Ama sonunda ölüm değil yaşamın ve yaşatmanın felsefesi hâkim olacaksa barış gerekli ve zorunludur. Barış savaştan iyidir. Barışın değerini de en çok savaşanlar bilir. Çünkü ancak savaşanlar savaşın barbarlığını, insanlık dışı bir eylem olduğunu bilirler. Savaşmayanlar ise, savaşın vahşetini de barışın değerini de bilemezler. Savaş ölüm, kan, gözyaşı, açlık, yoksulluk. Barış yaşam, sevinç, mutluluk, üretim ve zenginliktir. Yaklaşan küresel savaş fırtınasından halklarımızı korumanın yolu da barıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir