Güncel HaberlerMakaleler

ALİ CANDAN: KÜRT SORUNU NATO SORUNUNA DÖNÜŞÜYOR


Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle küresel sistemde hemen her şey değişti. Rus saldırganlığıyla dehşete düşen Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için resmen başvuruda bulundular. İsveç böylece iki yüz yıllık uluslararası tarafsızlık politikasını bozdu. Rusya’nın 2014’teki Kırım işgali Finlandiya’yı sarsmıştı. Finlandiya’da halkın yalnızca yüzde 25’i NATO üyeliğini destekliyor ve ülkenin tarafsız kalması gerektiği savunuluyordu. Ukrayna savaşından sonra bu durum tümüyle tersine döndü, yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın yaklaşık yüzde 76’sının NATO üyeliğine destek verdiğini gösteriyor. Bu gün İsveç’te aynı durdum söz konusu.

 

NATO’da, Finlandiya kararı uzun süredir hazırlanıyor ve bekleniyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fin hükümetinin üyelik talebine açık destek sundular. Aynı şekilde ABD Başkanı Joe Biden de bu talebi desteklediğini açıkladı. Tek muhalif ses Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, “İskandinav ülkeleri ne yazık ki terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” sözleriyle bu karara karşı olduklarını dile getirdi. Rusya da, Finlandiya’nın bu seçimini şiddetle eleştirdi. Finlandiya’nın NATO’ya girmesini bir tehdit olarak gördüğünü söyledi. Tüm dünya Putin’den çok Erdoğan’ın karşı çıkmasına kilitlendi. Bu durum NATO içerisinde “bir çatlak olduğu” kadar. Türkiye’nin “Putin’in yönlendirmesiyle hareket ettiği”, Rusya ile 1340 km sınırı bulunan Finlandiya’nın NATO üyeliği ile Türkiye’nin NATO’daki yerinin sarsılacağı yorumları yapıldı.

 

Türkiye hükümeti “terör örgütleri” kavramına sığdırdığı Kürt karşıtlığını o kadar illeri götürdü ki, Kürt sorunu fiilen uluslararası sistemi, NATO’yu kilitleyebilecek bir hale geldi. Sorun önümüzdeki haftalar içinde palyatif-geçici şekilde Türkiye’ye kazandıran bir çözümle de sonuçlanabilir. Ama orta ve uzun vadede Türk devletine büyük kaybettirdiği görülecektir. Bu durum Kürtlere ve genel Kürt siyasi hareketine gelecekte de büyük kazandıracaktır.

 

Bilindiği üzere NATO, liberal bir fikir kulübü değil. ABD’nin liderliğindeki en büyük küresel askeri örgüt ve güçtür. ABD’ye karşın bir güç; NATO üyeliğine alınacak bir devleti çıkıp veto edemez. Türkiye, Rus maniplasyonuyla mı hareket ediyor yoksa kör Kürt politikasıyla mı? Ya da Finlandiya’nın NATO üyesi olmasıyla Türkiye’nin jeo-stratejik konumunun tartışma konusu olacaktır. Her ne sebeplerle olursa olsun. ABD ve Batı sistemini işlemez kılma ve engelleme gücünü kullanmakla tehdit ettiği çok açık. ABD-NATO da Türkiye’nin Rojavada şart koştuğu 30 km karelik derinlik şartını kabul edecek ya da reddederek kendisine karşı şantaja dönüştürülen Kürt meselesine el atacak.

 

ABD Başkanı bir kaç gün önce Asya ziyaretinde bir gazetecinin, “Tayvan’ı savunmak için askeri olarak müdahil olmaya istekli misiniz?” sorusuna Biden, “evet” yanıtını verdi. Biden, daha önce bu yönde taahhütte bulunduklarını da sözlerine ekledi. Tayvan ise, “Çin’in olası saldırısına askeri karşılık” sözü için Biden’a teşekkür etti. Çin Dışişleri Bakanı, Biden’ın Tayvan sorusuna ilişkin açıklamalarına cevaben güçlü bir memnuniyetsizliğini ifade ederek, “Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğü ile ilgili konularda, Çin’in uzlaşmaya yeri yoktur. Hiç kimse Çin halkının kararlılığını küçümsememelidir.” dedi.

 

Hint-Pasik beklenildiği üzere gittikçe ısınıyor. Erdoğan ve ekibi bu gerçeği görerek. ABD ve Rusya’nın dikkatinin Suriye üzerinden dağıldığını düşünerek Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularını seçim öncesi iç politik fırsata çevirmeye çalışıyor. Bu tutar mı tutar. Neden diye sorulursa. Ana muhalefet dahil Türkiye muhalefeti HDP hariç “Rojava’ya operasyon” söz konusu olunca hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında ayrımsız ve firesiz bir biçimde saf tutuyorlar. Bu gerçek yine değişmeyecek. Bu gerçeği bilen ve süreci mükemmel yürüten Erdoğan, NATO ile başlattığı terör gerilimini gittikçe tırmandırarak içeride tansiyonu yükseltiyor. Taki Rojava’ya ‘sefer’ iznini koparıp ayrımsız tüm Türkiye’yi arkasında hizaya geçirip ‘Rojava seferi’ sonrası ‘zafer’ini ilan ederek erken seçime gidene ve 5 yıl daha başkanlığını garantiye alana kadar.

 

 

Türkiye’de bu çapsız, vizyonsuz, korkak, anti demokratik, ırkçı dağınık ve parçalı duruş sahibi muhalefet partileri oldukça. HDP ve Kürtleri eşit, adil bir paydaş olarak yanlarında ve yörelerinde dahi görmek istemedikçe, bu planın uygulanmasının önünde ABD’nin ne şekil tecelli edeceği belli olmayan iradesi dışında içte hiç bir engel yoktur.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.