Güncel HaberlerMakaleler

DR. MUSTAFA PEKÖZ: İRAN NEREYE GİDİYOR


13 Eylül 2022 tarihinde, ‘başörtüsü kurallarına uymadığı’ iddiasıyla gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ‘Ahlak Polisi’ tarafından karakolda işkenceyle katledilmesinden sonra İran’ın hemen her kentinde büyük protestolar başladı.

Tepkinin bu düzeyde olması, sadece Amini’nin öldürülmesi olmayıp, dipte gelen toplumsal dalganın bir sonucudur. Tunus’ta simitçilik yapan üniversitede doktora yapmış bir akademisyenin kendisini ateşe vermesiyle başlayan  tepkinin bir toplumsal ayaklanmaya dönüşmesi ya da Türkiye’de Taksim Gezi parkındaki ağaçların kesilmesine karşı oluşan tepkilerin birer halk hareketine dönüşmesi gibi  İran’daki durum da buna benzerdir.    

İran için mesele Mahsa Amini’nin bir karakolda işkence edilerek öldürülmesinin çok ötesinde toplumsal-politik bir durumu oluşturuyor. Milyonları kapsayan protesto eylemleri bir anlık öfkenin dışa vurumu olmayıp, 43 yıllık molla rejiminin toplumsal dinamiklerini ciddi oranda kaybettiğini gösteren önemli bir işarettir. Bu toplumsal hareketin bastırılması ya da bir  süre sonra tepkinin aşamalı olarak azalması sorununun özünü değiştirmiyor. Bugünden ortaya çıkan süreç, İran Molla Rejiminin geleceğiyle doğrudan ilişkilidir.  Bu durum hem İran’ın iç politik ve toplumsal yapısıyla ilişkilidir hem de bölgesel ve uluslararası siyasetiyle bağlantılıdır.

Birincisi, İran eyalet sistemine dayanmasına rağmen merkezileşmiş devlet yapısı güçlüdür. Dini liderin mutlak bir hakimiyete sahiptir. Devletin mutlak hakimi  dini lideri tarafından seçilen ”Anayasa Koruma Konseyi’dir. Örneğin ‘Uzmanlar Meclisi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento için seçilecek olan tüm adayların başvuruları’ Anayasa Koruma Konseyi tarafından incelenir ve kimlerin aday olacağına karar verilir. Humeyni’nin ölümünden sonra dini lider olarak atanan ve İran devlet yapısında mutlak güç olan Hameney’in babası Azeri, annesinin de Yezidi olduğu belirtilir. Bu nedenle hem sahip olduğu politik güç hem de Azeri olması nedeniyle devlet içerisinde önemli bir denge oluşturuyor.

1939 doğumlu olan Hamaney, ağır hasta olup devlet işlerini yürütecek konumda değil. İran’ın en büyük sorunu Hamaney’den sonra  dini liderin kim olacağı ve molla rejimini yönetme kapasitesine sahip birinin olup olmayacağıdır. Dini liderin kim olacağına dair ciddi bir iç rekabetin yaşanacağı gibi rejimin kendisini yeniden reorganize etmesinin de önünü açılabilir.

İkincisi. İran’da Devrim Muhafızları ile Ordu arasındaki güç dengesi giderek bozulmaya başladı. Devrim Muhafızlarda Fars kökenlilerin mutlak hakimiyeti varken, ordunun komuta kademesinde Azerilerin belirgin bir etkisi olduğu söyleniyor. Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında bu denge açıktan dışa yansıdı. Devrim Muhafızların Ermenistan destekli bazı açıklamalarının ordu kademesinde sert bir tepkiye yol açması, önümüzdeki süreçte çatışmanın boyutları bakımından bize bir fikir veriyor.  İran’ın devlet kurumlarında ve ordu içerisinde Fars-Azeri rekabetinin gündeme gelmesi ve bunun uluslar arası güçler tarafından kullanılması kimseye sürpriz gelmemeli.

Üçüncüsü, Hameney’e oldukça yakın olan ve sert muhafazakar kimliğiyle tanınan bugünkü Cumhurbaşkanı’nın liderlik pozisyonunu beklenilenin altındadır.  Seçimlerde rejim karşıtı açıklama yapan hiç kimsenin aday olmasına izin verilmediği gibi molla rejimi içerisinde liberal muhalifler de saf dışı bırakıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım oranı % 48,7 yani halkın % 51,3 oy kullanmamış. Geçerli oyların % 72’si Reisi’ye oy vermiş. Dini liderin desteğinde cumhurbaşkanı olmasına rağmen halkın çok önemli bir kesimi destek vermedi. Reisi’nin almış olduğu oy oranı % 30 civarında olup, İran halkının önemli bir çoğunluğunun iradesini yansıtmıyor. Bu nedenle Hamaney sonrası süreçte Reisi’nin cumhurbaşkanlığı rolü oldukça tartışmalı olacaktır.

Dördüncüsü, İran, dünyanın önemli enerji yataklarına sahip olmasına rağmen özellikle ABD ambargosu nedeniyle bunu uluslar arası alanda pazarlayamıyor. Ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşayan İran, ticari merkezlerin özellikle Devrim Muhafızları ve Din kurumları tarafından kurulan vakıfların elinde bulunuyor. Bu iki güç İran’ın en önemli ekonomik tekeli oluşturuyor. Halkın ekonomik koşulları oldukça kötü olmasının bir yanını uluslar arası ekonomik ambargo oluştururken diğer yanı ise zenginliklerin çok küçük bir azınlığın elinde toplanmasıdır. Bu nedenle molla rejimi halkın ekonomik sorunlarını çözecek güçte olmayıp toplumsal çatışmanın önemli faktörlerinden biridir.

Beşincisi, İran’ın iç toplumsal yapısı ve oluşan dengeler oldukça kırılgandır. Örneğin İran’da orijinal Farsa nüfusu % 50’nin altındadır. 2010 yılında’ İran Devlet Medeniyet Şurası’ tarafından yayınlanan bilgilere göre İran’ın %47.55’inii Farslılar,  %20.45’ini İran Azerileri,  %8.68’ini Şimallılar, %9.78’ini Kürtler, 7.25%’ini Lurlar,  %2.51’ini Beluçlarr,  %2.40’ını Araplar ve %1.38’ini diğer halklar oluşturmaktadır. İran devleti kendisini tarihsel olarak Farslı olarak görmesine rağmen etnik gruplar bakımından fiilen azınlıkta bulunmaları önemli bir dezavantajı oluşturuyor.  

Altıncısı, İran ile Azeriler arasındaki ilişkiler oldukça karmaşıktır. Azerilerin etnik grup olarak Türk olmaları nedeniyle Farslılardan ayrılır. Ancak Şiiliğin iki tarafın ortak özelliği olmaları nedeniyle derin bir bağları mevcuttur. Şii’lik olgusu İran’ın devlet ve toplum yapısında son derece etkindir. Bu nedenle Azerilerin İran’ın devlet kurumlarında etkili olmaları kimseyi rahatsız etmedi. Ancak Şii’lik bağlarının son yıllarda kırılmaya başlanması ve Devlet Azerbaycan’ında ‘Büyük Azerbaycan’ topraklarında seslerinin yükselmesi, ilişkiler dengesinin İran aleyhine değiştirmeye başladığını gösteriyor. İran Devrim Muhafızlarının Azeri-Ermeni çatışmasında Ermenistan’da yana tutum almaları, ‘Büyük Azerbaycan’ talebinin gündeme getirilmesiyle ilişkilidir.

Yedincisi,  İran’ın başka yumuşak karnı ise Kürtler ve Baluciler gibi farklı ulusların varlığıdır. İran genel nüfusunun yaklaşık % 10’u Kürtlerden oluşuyor. Kürtler ağırlıklı olarak Kürdistan eyaletinde yaşıyor ve homojen bir yapıları var. Kürtlerin ulusal ve toplumsal bilinç düzeyleri tahmin edilenden daha yüksektir.  Bu nedenle İran’ın iç toplumsal dinamiklerinde Kürtler önemli bir güç olmasının ötesinde Eyalet sistemine dayanan ‘özerklik’ talepleri sürekli gündemini koruyor. Bu nedenle Kürdistan eyaletiyle ile Tahran iktidarı arasında sürekliliği devam eden bir çatışma alanı bulunuyor. Kürt illerinde tepkinin üst boyutta olması hem Mahsa Amini’nin Kürt olması hem de Molla rejimine gösterilen politik-toplumsal tepkinin arka planıdır. İran rejiminin, özellikle Kürt illerine yönelik saldırılara yönelmesi ve Irak Kürdistan Bölgesi sınırları içerisindeki Kürt muhalif güçlerine saldırılar yapması, Kürtlerin toplumsal tepkisinin gelişmesinin yaratacağı sonuçlardan çekinmesinden kaynaklanıyor.

Sekizincisi, Tarihsel olarak devletin sürekliliğini koruyan nadir ülkelerden biri olan İran aynı zamanda  uluslar arası ve bölgesel ilişkilerde etkin olan bir güçtür. Bu nedenle İran’daki her politik-toplumsal gelişme öncelikli olarak Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’yu doğrudan etkileyecektir. İran’ın Şii merkezli izlediği bölgesel siyasetin Yemen, Suriye, Irak başka olmak üzere bütün körfez ülkelerinde önemli etkileri olduğu görülüyor. Bu nedenle İran’ın bölgesel ilişkilerden izole edilmesi oldukça zordur. İran molla rejiminin değişimi bölgedeki dengelerin yeniden dizayn edilmesini etkileyecek ve İsrail dahil bölge ülkeleriyle İran arasında ilişkilerin pozitif yansımaları olacaktır.

Dokuzuncusu, İran’ın küresel ilişkilerdeki pozisyonu özellikle enerji yatakları bakımından önemseniyor. Küresel güçlerin İran’a ihtiyaçları olduğunun birkaç katı İran’ın da küresel güçlere ihtiyacı var. Ukrayna-Rusya savaşı, İran’ın önemini daha fazla ön plana çıkarttı. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke+Almanya yani 6 ülke ile İran arasındaki nükleer enerji pazarlığı kısa süre içinde netleşecektir. İran’ın bu süreçten sonra direnmesi söz konusu olmayacağı açıktır. Muhafazakar molla rejimi, küresel sermayenin İran’a akması için gerekli bütün tavizleri verecektir. İran rejiminin ABD dahil olmak üzere küresel güçlerle kuracağı ilişki mollalar sisteminin çözülmesini etkileyecek bir faktör olacaktır.

Sonuç: İran molla rejimi, iç politik-toplumsal dinamiklerini önemli oranda kaybetmiştir. Bugün toplumun en fazla % 35’inin desteğini alıyor. Elindeki silahlı gücü, muhaliflere karşı kullanmakla istikrarı sağlaması pek mümkün görünmüyor. İran’da bugün kadınların önderlik ettiği değişim talebi kaçınılmaz olarak politik değişime yol açacaktır. Çatışmalarda 100’ün üzerinde insanın yaşamını yetirdiği, binlerce insanın yaralandığı belirtiliyor. Protestolara destek veren herkes hakkında tutuklama kararı çıkartılmasına yönelik yapılan açıklamaya rağmen protestoların kitlesel boyut alarak devam ediyor. İran eski Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin kızı, kadın hakları savunucusu Faize Haşimi’nin de gözaltına alınması protestoların toplumun geniş katmanlarına yayıldığını gösteriyor.

Molla rejiminin bütün baskılarına rağmen İran değişime kapılarını açmış görünüyor. Bu değişimin bölgede bir fırtınaya dönüşmesinde herkes payına düşeni alacaktıda

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir